Biri iftira atmış olmalıydı ki, yanlış herhangi bir şey yapmamış olmasına rağmen bir sabah aniden tutuklandı.*
İngiliz posta müdürü Harjinder Butoy’un hikâyesi tam olarak böyle başladı. Hırsızlık suçlamasıyla 2007 yılında tutuklanan Butoy, 2008 yılında mahkeme tarafından suçlu bulundu ve beraat ettiği 2021 yılına kadar on dört yılını boşu boşuna cezaevinde geçirdi. Yukarıdaki satırlarsa Butoy hakkındaki haberlerden yapılan bir alıntı değil, Franz Kafka’nın ünlü romanı Dava’nın açılış cümlesi.
Nesiller boyu okurlar Josef K.’nın hikâyesinde ve onun kötü niyetli savcılık makamına karşı verdiği mücadelede kendilerini derinden etkileyen bir şeyler buldu.
Kafka’nın roman ve öyküleri, kendi zamanında yaşamış olan Orta Avrupa Yahudilerinin haklı endişelerini, onlara yasal ve sosyal anlamda kendi güvencesizliklerini anımsatan ürkütücü vakaları yansıtıyordu. Ve bu vakaların en bilinen örneklerden biri de Fransız ordusundaki tek Yahudi subayın asılsız vatana ihanet suçlamasıyla tutuklanıp yargılandığı Dreyfus Davasıydı. Ayrıca bir de Yahudilerin, dini ritüellerinde Hristiyanları öldürmekle suçlandığı kan iftiralarından doğan davalar vardı.
Dava, Şato ile birlikte ilk kez 1937 yılında İngilizceye çevrildi ve daha ilk günden itibaren totalitarizmin, Sovyetler Birliği’ndeki Büyük Tasfiye davalarının, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki McCarthyciliğin, kızıl korkunun ve soğuk savaşın yarattığı korku ikliminin, şüphe ve paranoyanın bir yorumu haline geldi.
Peki bundan ne çıkarabiliriz?
Kafka’nın hikâyesiyle İngiltere’deki postane skandalı arasında ciddi benzerlikler var çünkü 1999-2014 yılları arasında İngilitere’deki 900 posta müdürü, Horizon isimli bilgisayar yazılımındaki bir hata sebebiyle zimmete para geçirmekle, yani hırsızlıkla suçlandı.
Josef K. kendisine yöneltilen suçlamanın mahiyetini ya da isnatta bulunan kişinin kim olduğunu asla öğrenemese de, posta müdürleri en azından neyle suçlandığını biliyordu. Fakat bu bilginin kaynağı ve savcılıkla diğer devlet kurumları arasındaki ilişkinin mahiyeti pek net değildi. Denetçi sıfatıyla posta müdürlerine yardıma gelenlerle daha sonra ellerinde kovuşturma yetkisiyle dönenler aynı kişilerdi. Dahası, suçlamaların temelinde insani olmayan bir unsur, hatalı bilgisayar yazılımı Horizon vardı ve sistemden sorumlu olan Fujitsu şirketi kendi üstüne düşeni yerine getiremezken İngiliz Posta Müdürlüğü ne düzgün bir soruşturma yürütebildi ne de meselenin sistemsel olduğunu kabul etti.
Belirsizlik, absürtlük ve vicdanlı insanların hatayı öncelikle kendilerinde arama eğiliminin kötüye kullanılması, Kafka’nın kâbusunun yalnızca bir fantezi olmadığını gösterirken Josef K.’nın hayaleti aramızda dolanmaya devam ediyor. K. onca çabasına rağmen kendi davası hakkında herhangi işe yarar bir bilgi edinemez ama buna rağmen hem işleri berbat ettiğine olan inancını hem de her şeyi yeniden düzeltebileceğine dair inancını korumaya devam eder. Onunla konuşmak için herhangi bir irade göstermeyen sorgu yargıcının peşine düşer, hatta adliye koridorlarında dolaşıp sorgulanacağı yeri arar.
İngiltere’de de her posta müdürüne, başka hiçbir posta müdürünün benzer sorunlar bildirmediği söylendi ve hepsi, sırf beklentileri karşılayabilmek için sistemle ilgili imkânsız önlemler almaya yöneltildi. Tıpkı Josef K. gibi posta müdürleri de kendi kendilerinin müfettişi haline geldi. Horizon Yardım Hattı’na gelen sayısız arama, vakit kaybettiren eğitimler ve karışıklığın giderilebilmesi için yapılan yüzlerce saat denetim. Ve nihayetinde hapis cezasından kurtulmak için ceplerinden ödedikleri binlerce pound.
Hikâye nasıl bitti?
Dava, kahramanının ıssız bir taş ocağında idam edilmesiyle bittiğinden karamsar bir roman olarak kabul edilir. Josef K.’nın etrafında, posta müdürlerinin davasını üstlenen Alan Bates gibi, ona kendinin yalnız olmadığını gösterecek ya da hissettirecek bir figür yoktu. Nitekim Bates ve diğer avukatlar sayesinde posta müdürleri hakkındaki bütün suçlamalar düştü ve verilmiş olan mahkûmiyet kararları iptal edildi.
Dava’nın son paragrafında Josef K. civardaki binalardan birinin penceresinde silik bir figürün durduğunu fark eder ve bu ona dayanışmaya, dostluğa, devam etme gücüne dair titrek bir umuda işaret eder.
Kimdi o? Bir dost mu? İyi bir insan mı? Gördüklerinden etkilenen biri mi? Yardım etmek isteyen biri mi? Tek kişi miydi? Birçok kişi miydi? Hala yardım gelebilir miydi? Unutulan itirazlar var mıydı? Kuşkusuz böyle itirazlar vardı. Mantık ne kadar sarsılmaz olsa da, yaşamak isteyen bir insanın önünde duramazdı.*
Uzun yıllar boyunca hâkim olan mantık bir kez daha geçerli olduğunu gösterdi ve postanedeki eksiliğin sorumluluğunu posta müdürlerinin sırtına yüklemeye çalıştı. Oysa Kafka’nın sözleri bize, bu tarz bir mantığa gelecekte şiddetle direnilmesi gerektiğini hatırlatıyor.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan
** Franz Kafka’nın Dava isimli romanından yapılan alıntılarda İş Bankası Kültür Yayınları, Gülperi Sert çevirisi kullanılmıştır.






