Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

24 Ağustos 2025

Edebiyat

Orwell’in Gerçek Başyapıtı

Jeremy Wikeley

Paylaş

0

0


Hayvan Çiftliği’ndeki işleyiş siyaseti aşar ve çok daha derin bir düzeyden ilerler. İnsan doğası hakkında bir alegori olan bu roman belki de Orwell’in en büyük eseridir.

Kural olarak büyük romancılar ya tek bir roman yazar ve o roman da bir başyapıt haline gelir ya da bir rafı dolduracak kadar önemli eser verir. George Orwell ise her iki sınıfa birden girmesi yönüyle ilginç bir konumda durur. Yazarlığının erken dönemlerinde yürüttüğü gazetecilik mesleğinin yanı sıra aynı zamanda önemli roman, deneme ve kurgu dışı yazılar kaleme alan Orwell’in gerçek başarısıysa elbette 1984 ve Hayvan Çiftliği isimli romanlarıdır. Ne var ki, Orwell dendiğinde son yıllarda ilk akla gelen Manor Çiftliği değil, yalnızca Airstrip One olmaya başladı. Oysa Hayvan Çiftliği, Orwell’in politik yazılarını sanata dönüştürme hedefini temsil eden, tartışmasız en eksiksiz eseridir. 

Peki sekseninci yılına giren bu büyük romana, kardeşi diyebileceğimiz 1984 kadar değer verseydik – Orwell’in kurguladığı tarzda bir kontrol ve gözetim toplumunu ifade eden – Orwellyen kelimesi şu an ne gibi anlamlar taşırdı? 

1984’ün her halükârda zirveyi zorlayacağı bir gerçek. Zira roman boyunca okurun karşı karşıya kaldığı ve çoğu günümüz modern toplumları için de geçerliliğini koruyan korku, nefret ya da paranoya gibi pek çok uç durum söz konusu. Fakat romandaki kötücüllük – özellikle demokratik devletlerde yaşayan okurlar açısından – ne kadar acımasız olursa olsun yine de garip bir alegori karşımıza çıkar: Airstrip One’da ne “alternatif gerçekler” vardır ne de Big Brother’ı öfkelendirecek “yalan haberler” ama 1984’teki gözetimin kısmen de olsa bir benzerini kendimize uyguladığımız aşikâr. 

Hayvan Çiftliği’nin gücüyse basitliğinde yatar: Distopya yoktur, yalnızca alegori (ve çiftlik hayvanları) vardır. Kitabın çoğu zaman göz ardı edilmesinin sebebi de kurgudaki bu yalınlık olabilir.  Orwell’in arkadaşlarından birinin de belirttiği gibi, bu belki de “onun yazdığı tek mutlu kitaptır.” Bu ifadeler, içindeki onca hicivle Sovyet Devrimini eleştiren bir kitap için bu ifadeler kulağa tuhaf gelse de, Hayvan Çiftliği gerçekten de çok eğlenceli bir kitap. Ama ne yazık ki, Nathan Waddell’ın A Bright Cold Day adlı eserinde de belirttiği gibi, kitaptaki mizah modern okur tarafından çoğunlukla anlaşılmaz. Waddell bunun, okullarda eğitim malzemesi olarak kullanılan kitabın sınıf içinde nasıl ele alındığı ve kamusal ortamda nasıl tartışıldığıyla ilgili olduğunu belirtir. Orwellyen kelimesinin çağrıştırdığı sert figür, “iki atın çektiği at arabasının ağır ağır ilerlediğini çünkü atların, samanlar arasında saklanan küçük bir hayvan olabileceği düşüncesiyle o kocaman ve tüylü toynaklarını ağır ağır yere bastığını” tasvir eden yazardan bir hayli uzaktır. 

Orwell, Hayvan Çiftliği’ne hâkim olan bu mizahi, yer yer de sıcak ortamı muhtemelen BBC’de program yapımcısı olarak çalıştığı döneme ve yazıldığı esnada sürekli taslakları okuyup yorumlayan ilk eşi Eileen’e borçlu. Her şeyden önemlisiyse, tıpkı Waddell’in belirttiği gibi, Hayvan Çiftliği’nin başka hiçbir şeyi değil ama hayvanları konu alan bir roman olması. Bu da bizi Orwell’in hayatı boyunca tabiatla nasıl bir bağ kurduğu sorusuna götürür ki – Rebecca Solnit’in Orwell's Roses'ından Waddell’ın kendi eseri A Bright Cold Day’ine kadar – Orwell eserleri üzerine yapılan çalışmalarda bu mesele merkezi bir yer almaya başlamıştır. Mesela D.J. Taylor, Hayvan Çiftliği’nin aynı zamanda Orwell’in gençlik yıllarını geçirdiği Henley yakınlarındaki kırsal bölgeye bir “övgü” olarak okunabileceğini söyler: Manor Çiftliği neredeyse hiç makineleşmemiştir ve Jones’la eşinin salonunda, şömine rafının üzerinde Kraliçe Victoria’nın litografisi durmaktadır.   

Aslında Orwell sürekli doğaya dönmeye çalışıyordu ve o zamanlar için düşünüldüğünde, Londra ile bu kadar özdeşleşmesine rağmen aynı zamanda Londra’dan bu kadar çok kaçmaya çalışan pek az yazar vardı. Orwell ve Eileen, 1936 ile 1940 yılları arasında Wallington’da bir kır evi kiraladılar. Orada Muriel adında bir keçiyle birlikte yaşıyor ve hem bir çiftlik hem de köyde bir dükkân işletiyorlardı – Manor Çiftliği’nin yakınlarındaki Willingdon muhtemelen bu dönemden esinlenmişti. Zira Hayvan Çiftliği de özünde hayvanlarla ilgili gerçek deneyimler ve gerçek çiftlikler olmasa muhtemelen bu kadar ikna edici bir eser olarak ortaya çıkmazdı. Orwell çifti kısa bir süre sonra, romandan gelen gelir maddi olarak nispeten rahatlamalarını sağladığında, İskoçya’ya, Hebrid Adaları’na taşındı. Orwell’in bu dönem tuttuğu notlar ve günlükleriyse hayvanlar hakkında coşkulu tasvirlerle ama bir o kadar da duygudan uzak gözlemlerle doludur ve genellikle onları öldürüp yemesiyle sona erer. 

Hayvan Çiftliği’ndeki hikâye kısa, kitabın kurgusuysa kusursuzdur. Sovyet Devrimine ilişkin hiciv tamamen olay örgüsüne gömülüdür. Alegorinin izinin sürebilirsiniz ancak anlatı yine de kendi mantığını korur. Orwell romanını yazarken hem BBC’de geliştirdiği keskin sunum tarzından hem de Kipling’in İşte Öyle Hikâyeler’de ya da Orman Kitabı’nda yaptığı gibi İngiliz fabl geleneğinden faydalanmıştır. Aslında bu Orwell’in kendini rahat hissettiği, dolayısıyla daha da genişletmek istediği bir gelenektir ve zamansal olarak düşünüldüğünde BBC’den ayrılır ayrılmaz kendini bulduğu yer, tam da Manor Çiftliği’nin ortasıdır. Üstelik bu durumu kendi sözleriyle de ifade etmiş ve  “Boşu boşuna geçen iki koca yıl” dan sonra kurmacaya dönmek için sabırsızlandığını belirtmiştir. Orwell and Empire kitabının yazarı Douglas Kerr’in de söylediği gibi, “Orwell için yazma fikri her zaman insanın doğayla olan ilişkisiyle içe içedir.” 

Fakat bu düşüncelerden hiçbiri şu sorunun yanıtını veremez: Niçin böyle bir hikâye? Orwell, İspanya’da geçirdiği zamandan sonra Stalin rejiminin nasıl bir gerçekliğe tekabül ettiğini anlamıştı ancak yeniden yazmaya başladığı 1943 yılında İngiltere’nin müttefiklerinden biri de Sovyetler Birliği’ydi. Kitabın el yazmaları, Rusları eleştirmenin doğru bir zaman olmadığı gerekçesiyle üç farklı yayıncı tarafından reddedildi – hatta yayıncılardan birinin el yazmalarını okumakla görevli çalışanının Sovyet ajanı olduğu ortaya çıktı. Bütün bunlar da Orwell’in sansüre karşı amansız bir saldırıya girişmesine sebep oldu. Fakat bu bile onun kitapta geliştirdiği güçlü duyguyu izah etmeye yetmez. Orwell, kitabın yayınlanmamış önsözünde doğrudan sol kanadın otosansür eğilimini hedef alır ama kitabı reddeden yalnızca sol değildir, T.S. Eliot bile bu fırsatı kaçırmıştır. 

Orwell’in kendisinin de kabul ettiği gibi, siyasi motivasyonlarında zorlayıcı bir yan bulunur. Wehrmacht Stalingrad’a ilerlediği zaman günlüğünde “Ruslara karşı geliştirdiği yeni sempatiden” bahsetmiş ve kendi tutumlarındaki değişimi şu sözlerle aktarmıştır: “Geriye dönüp baktığımda Rusya’nın en güçlü olduğu dönemde Rus karşıtı, daha doğrusu Stalin karşıtı olduğumu görüyorum. Fakat hem o dönemden önce hem de sonra, her zaman Rus yanlısıydım. Düşüncelerimdeki bu değişimi de birkaç farklı biçimde yorumlamam mümkün.” Gerçekten de Hayvan Çiftliği Rus yanlısı bir kitaptır: Hayvanların çiftçi Jones’tan kurtuluşu birebir gerçek bir zaferdir ve romanın ahlaki merkezinde Rus işçi sınıfını temsil eden sadık ama kaderine terk edilmiş işçi Boxer yer alır. 

Fakat Orwell’in sempatisi basit olmaktan uzaktır. Çiftlikteki hayvanların çoğu Boxer, Muriel ya da yaşlı bilge Benjamin’e benzeyen hayvanlardan değil, koyunlardan oluşur. Ve atmosfere hâkim olan korku duygusu domuzların ürettiği yalanlardan ziyade ötekilerin bu yalanları hevesle kabullenişinden kaynaklanır. Bu da Hayvan Çiftliği’ni 1984 kadar karamsar bir roman haline getirir. Üstelik kontrol mekanizmasının bir parçası da dilin kendisidir: Çiftçi Jones devrilir devrilmez domuzlar onun çocuklarından kalma eski bir gramer kitabı bulur ve kendilerine okuma yazma öğretirler. Napolyon’u boş verin, zarlar en başından beri “zihin işçileri” tarafından kontrol edilir. 

Hayvan Çiftliği’nin alaycı yönü, gözden kaçan bir diğer esere de ayna tutar: H.G. Wells’in yazmış olduğu Doktor Moreau’nun Adası. Wells’in kâbusları andıran hikâyesinde anlatıcı tropik bir adaya doğru yelken açar ve burada adayla aynı adı taşıyan Doktor Moreau’nun hayvanlar üzerinde korkunç deneyler yaptığını keşfeder. Moreau’nun laboratuvarlarından kaçarak ormana sığınır ancak o zaman da adanın tıpkı domuz gibi görünen insanlarla dolu olduğunu fark eder. Ama asıl korkunç olan, Moreau’nun ilk deneylerinin ürünleri olan bu varlıkların kendilerini gerçek birer insan olarak görmeleri ve bu inançlarını tanıdık gelen bir slogan vasıtasıyla korumalarıdır: “Dört ayak üstüne inmemek; Kanun budur. Biz insan değil miyiz?” 

Dört ayak iyidir, iki ayak kötü. Wells’in varlıkları insan olmayı arzularken Orwell’in hayvanları kendilerinin insanlardan daha üstün olduğuna inanır. Her iki durumda da ilke aynıdır ve sloganlar çılgın bir ayin misali yinelenip durur. Doktor Moreau’nun Adası’ndaki ton, dine ve medeniyete yöneltilmiş saldırgan bir hiciv niteliği taşırken aynı zamanda Wells’in sınıf ve ırk meseleleri konusundaki endişelerini ve toplumun evrim karşısında duyduğu dehşeti yansıtır. Aynı dehşet, Hayvan Çiftliği’nin en can alıcı sahnelerinde gölge misali ortalıkta dolanır: Domuzlar iki ayak üstünde yürümeye başladıklarında yalnızca devrimin tabutuna son çiviyi çakmakla ya da Sovyet elitlerini hicvetmekle kalmaz, aynı zamanda kitabın bizimle ilgili düşüncelerini ortaya koyarlar.   

Orwell’in orijinal alt başlığında Hayvan Çiftliği bir “peri masalıdır” ve en iyi masallar gibi elbette bir korku hikâyesidir. Kitap katartik bir sarsıntı yaratır: Hepimizin aldatıldığını, devrimlerinse her zaman başarısız olduğunu söyleyerek çoğunlukla dile getirilemeyen bir gerçeği dile getirir. Yine de okura tutunacak bir dal verir: Baskı altında kalıp ezilen insanların saygınlığı ve onların sömürülmesine karşı bizlerin duyduğu öfke. Eliot gibi eleştirmenlerse kitapta “olumlu tek bir bakış açısının yer almadığını,” bunun da kitabı tutarsız hale getirdiğini belirtir. Ancak Hayvan Çiftliği’ndeki işleyiş siyaseti aşar ve çok daha derin bir düzeyden ilerler. Kitap aynı zamanda insan doğasına ilişkin bir alegoridir. 

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Sait Faik'in Menekşeli Vadisi, Ömer Lü..Seyfi Gençer
Öne Çıkanlar

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Gürkan Yavaş

13 Temmuz 2025

Bugünün Akıllılarına Dünden Bir Öykü: ..

Türkiye yakın tarihinin bu kritik yılları, salt romanın kurgusundaki temel çelişki ve çatışma için değil, kimi örtük mesajların algılanıp yorumlanması için de işlevsel bir zaman dilimine işaret eder. Ahmet Büke’nin “yetişkinler için yazdığı ilk ..

Devamı..

Çeşme’de Gün Batımı İzlenecek 6 Manzar..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024