"Demek şeytan buymuş..." dedi, ellerine büyük gelen, kalın kırmızı kaplı ansiklopediye bakarak. Misafirliğe gittikleri evin sahibesi, kuponla yeni bir ansiklopedi seti aldığından, eskisini küçük kıza vermişti. Eve döndüklerinde koşarak yatak odasına gitti. Merak ettiği bütün kelimelere tek tek baktı. Ş harfine geldiğinde, kızıl bir resimle irkildi. Korlar içinde, devasa tahtında oturan kızıl bir figür. Şeytanın anlamını okumaya çalıştı ama bir türlü kendini veremedi. Dehşete düştü. Başka konulara bakmaya çalıştı ama aklı korlar içindeki şeytandaydı. Canı sıkıldı. Kitabı kenara koyup yatağa uzandı. Açık pencereden, rüzgârla birlikte gelen yasemin kokusuyla mutlu olamadı bu sefer. Eski ahşap dolabın üzerindeki ağaç damarlarında, tahtında oturan şeytanı gördü. Sımsıkı yumdu gözlerini. Rüyasında kızıl figürler dönerken etrafında, bir çığlık olmalıydı uyuyan gövdesince algılanan. İnce ve kesik kesik bir ses geliyordu arka bahçeden. Umursamadı önce ama sesin kesileceği yoktu. Yasemin sarmaşıklarının uzandığı ikinci kattaki penceresine yöneldi. Çiçekler bütün pencereyi sarmıştı, sanki evin içine girmeye çalışıyorlardı. Belki de evdeki bakımlı çiçeklere özeniyorlardı. Pencereden hiçbir şey görünmüyordu. Koşarak aşağıya indi. Güneş tepede, sıcaklık tüm kokuların yoğunluğunu artırmıştı. Farelerden çekinerek su deposunun bulunduğu kulübeye girdi. Hayır, ses ordan gelmiyordu. Arka bahçeyi ikiye ayıran duvarın ardından çağırıyordu onu bu ince ses. Dikenli çalıların arasından duvara doğru yürüdü. Boyu kadardı bu duvar. Diğer çocuklar, bahçenin kalanını izleyebilmek veya duvara tırmanabilmek için delikler açmıştı duvarda. Bir deliğe yaklaştı ve öteki tarafa baktı: yavru bir köpek, ayağından yerdeki bir kancaya bağlanmış. Üç erkek çocuğu tarafından taşlanıyordu. İpin izin verdiği uzunlukla köpek, kendi etrafında küçücük çemberler çiziyordu, taşlardan kaçabilmek umuduyla. Kapalı dairenin, tekrara dayanan hareketi... Yüreği kabardı. Duvara tırmanıp diğer tarafa atladı. Köpeğe doğru koştu ve bağını çözdü. Bir yandan da erkek çocuklara bağırıyordu. Bildiği bütün küfürleri ve tehditleri haykırıyordu. Köpeği taşlayan çocuklar korkup kaçtı çünkü bu kızın adı çıkmıştı mahallede, abisini döven kız. Su deposunda duran bisikletini alıp çocukların peşinden gitti. Derin kederden baş kaldırmak... Çocukları yakaladığında ne yapacağını bilmiyordu, dövecek miydi? Tehdit mi edecekti? Hayvanın çığlığını duydu ve sadece hareket etmeye başladı. Ama onlarla karşılaşınca ne olacağını bilmiyordu. Derin kederden başını kaldırdı ama ona bakamıyordu. Korlar içinde oturan kızıl figür eşlik ediyordu ona bisikletini sürerken. Kan ter içinde kovalıyordu çocukları. Kendisi de kapalı bir çemberin içindeydi şimdi yavru köpek gibi. Çember, ateşten bir haleydi.






