Irmak Zileli yeni romanı Şimdi Buradaydı ile dokuz romanlık periyodun her romanında yaptığı üzere yine tüm deneysel unsurlarıyla yeni bir tarz, yeni bir teknik, yeni bir atmosfer ve farklı karakter inşalarıyla mikro anlatıya doğru yönelttiği rotasını belirgin hale getiriyor. Irmak Zileli romanlarına dair önemli bir kilometre taşı niteliği taşıyan Şimdi Buradaydı odağında yazmış olduğum inceleme yazısı için buyurun lütfen.
Irmak Zileli’nin yeni romanı Şimdi Buradaydı (Everest Yayınları) Zileli külliyatının dokuzuncu romanı olarak geçtiğimiz Mart ayı itibariyle okurla buluştu. Şimdi Buradaydı Irmak Zileli’nin çağdaş edebiyatımızdaki romancı kimliğine dair inşa etmek istediği mikroya doğru ilerleyen tematik yapı, leitmotivler, lineer anlatı, imge dünyası, çok donanımlı ve aynı zamanda çok karmaşık olan insan doğası, ve elbette bahsettiğim karmaşıklığı yaratan insan psikolojisi, bilinçaltı ve bilinçdışı adına yazılmak, yapılandırılmak istenen Zileli Romanları’na dair çok şey söylüyor. Bu sebeplerden mütevelli üzerine düşünmeyi, konuşmayı, anlatmayı, tartışmayı gerekli kılacak romanlar arasında yerini alıyor Şimdi Buradaydı.
“Beyefendi adam nerede? Arkama bakıyorum. Şimdi buradaydı, diyorum, şimdi buradaydı.”
Şimdi Buradaydı bu son cümlelerle bitiyor ve bu son cümlelere kadar metni neredeyse soluk almadan okuyoruz. Şimdi burada olan kim? Veya şimdi burada olan şey ne? Sorularıyla, cevaplarıyla, kişileri ve işaret ettikleri, anlattıkları ve düşündürdükleriyle kapsamlı bir karakter anlatısı metni ile karşı karşıyayız. Daha da spesifikleştirecek olursak Zileli Romanları’ndan özellikle şu beş romanını düşündüğümüzde –Eşik (2011), Gözlerini Kaçırma (2014), Gölgesinde (2017), Son Bakış (2019) ve Bende Ölen Sensin (2022)– ayrım gözetmeksizin sen, ben, o adılları aracılığıyla kapsamlı bir kişi zamirleri odaklı anlatı rotası çizdiğini görüyoruz. Özellikle Son Bakış’taki Tina ve Bende Ölen Sensin’deki Volkan ile Şimdi Buradaydı’daki psikiyatrist Baran ve onun danışanı Yankı’ya doğru oluşturulan kilometre taşları Zileli Romanları’nda oluşturulan sen, ben, o zamirler rotasını artık son derece belirgin kılıyor.
“Birazdan girecek şu kapıdan.”
Irmak Zileli romanın bu ilk cümlesi ile bizleri Psikiyatrist Baran’ın seanslarını yaptığı odasının içine girmeye hazırlıyor. Gireceğimiz bu odada birazdan Psikiyatrist Baran’ın danışanı Yankı ile tanışacağız. Bir psikiyatristin odasında Yankı ile tanışmak bilinçaltı ve bilinçdışı ile tanışmak anlamına da geldiği için gizli olanın, gölgede olanın görünür olduğu bir dünyanın içine buyur ediliyoruz. Bu dünya merak uyandırıcı olduğu kadar tedirgin edici, geriliyoruz. Çünkü bir cinayet ihtimali de mevzu bahis ve bu cinayeti önlemek adına hareket eden psikiyatrist Birkan’ın bilinci de bizi peşi sıra sürüklüyor. Tam da bu noktada varlıkların veya kişilerin adları yerine kullanılan zamirlerin alt anlamlarından birinin de, “Gerçek yüz, içyüz, iç.” olduğu bilgisini de vermek isterim. Çünkü Irmak Zileli’nin romancılığında oluşturmak istediği karakter inşasının güneş yüzü göstermeyerek gölgede bıraktığımız iç yüzlerimiz olduğu Şimdi Buradaydı ile artık çok net.
Peki, iç yüzlerimiz nelere tekabül ediyor? Müthiş bir hikayenin içinde sürüklenmeye başlıyoruz gerçekten, romanı elimizden bırakmamız mümkün değil. Cinayet işleme arzusu ile çocukluğa kadar inen, otoriter, kontrolcü anneden, varlığını bir türlü hissedemediğimiz geride bıraktığı boşlukları hiçbir zaman dolmayacak yok olmuş baba portresine bilinçaltı kazı alanında sürüklenmeye başlıyoruz. Öldürme arzusunun ivmesinin çok yükseldiği sınır aşımı diyebileceğimiz bir eşikten bilinç aşırı yerlere de geçebiliyoruz zaman zaman. İnsan zihninin en görünmez gölgeli taraflarına doğru her fırsatta itelediği kötülük mevhumuyla yüz yüze gelmemiz anlamına geliyor bu ki, Baran’ın engellemek istediği öldürme güdüsü Yankı’da ete, kemiğe, bir bedene bürünürken, Yankı’da var olan kötülük dürtüsü Baran’ın bilincinde yansımasını buluyor. Psikiyatrist ve danışanı arasındaki sınır ihlali bilincin karanlık dehlizlerinde kendine her an yeni rotalar oluşturuyor.
Başta ebeveynler anne ve baba portreleri olmak üzere, yan karakterler Kaya ve Arzu bilince doğru inilen (veya çıkılan) bir merdiven görevi görüyorlar. İçerde filizlenen ve gün geçtikçe büyüyen kötülüğün dış etkenleri olarak aradığımız cevaplara yanıt oluyorlar fakat, diğer yandan metin bize yetişkin olarak saplanıp kaldığımız yerlerde, ruh hallerinde, yalnızlığımızı aşırı içselleştirerek bağ kuramadığımız hayatla inşa edemediğimiz kendimize dair de çok şey söylüyor. Bunu sadece ebeveyn çocuk, eş, sevgili, iş arkadaşlığı üzerinden değil, nesnelerle kuramadığımız bağ, evlerimizle kuramadığımız bağ, kentsel dönüşümle birlikte şehirle kuramadığımız bağ üzerinden de söylüyor. Şimdi burada olan veya olamayan sadece insan değil yani, çocukluk eşiğini iyi geçememiş olan yetişkinlerin kötülüğün rotasını dış (veya iç) sebeplere bağlı olarak hep yeniden ve yeniden oluşturuyor olmaları.
Irmak Zileli’nin eril olana, yani erkek dünyasına dair anlatmak istedikleri onun romancılığının geldiği nokta adına çok önemli. Bende Ölen Sensin romanında bu dünyayı tüm ayrıntıları ile çepeçevre anlatmak istediğinin sinyallerini vermişti. Şimdi Buradaydı ile bu sinyaller önemli dönüşlerle kendi rotasını iyiden iyiye oluşturuyor. Baran ve Yankı karakterlerinin bilinçleri özelinde eril dünyanın baskıcı, zorlayıcı, hükmetmek isteyen, tahakkümü kendi seçimlerine bağlı, bu seçimlere boyun eğme olmadığında çiğnemekte, yok saymakta, yok etmekte veya öldürmekte hiçbir beis görmeyen erkek dünyası anlatılıyor. Metinde gözden kaçmaması gereken otoriter anne portresi, yani baba yokluğunda erilleşmek zorunda kalan annenin gözden kaçmaması gerekiyor. Hem eril olanın tahakkümü hem de dişil olanın erile dönüşmesi metni iki tarafı da jilet gibi keskin bir bıçağa dönüştürüyor.
Şimdi Buradaydı’nın biçimsel yapısı da çok önemli. Roman boyunca karşımıza çıkan bölümler veya bölüm başlıkları yok, kesme işaretleri, bir takım ara işretler veya diyaloglara dair tırnak işaretleri yok, sadece –metni bir taş duvar olarak düşünürsek- her biri diğerine kilit taşlarla bağlanmış paragraflar var. Şimdi Buradaydı için yaratılmak istenen bu biçimsel inşa parçasız yekpare bir bütünlük olarak karşımıza çıkıyor. Karakterlerin paramparça olmuş dünyaları, bilinçleri, ruhları, duyguları düşünüldüğünde böylesine bütünlüklü, yekpare bir anlatım biçimi tesadüf değil elbet. Bu karşıtlık anlatılan hikayeye önemli bir ivme kazandırıyor, metinden uzaklaşmamamız, kopmamamız sağlanıyor. Bu bir risk mi, risk elbet, fakat zihin özellikle parçalara ayrılıp etrafa saçıldığında o kadar hızlı çalışan bir organizma ki, zihnin pamuk ipliğine bağlı kontrol edilemez halini anlatmak adına bu riski almak böyle bir roman için önemli.
Irmak Zileli külliyatının on dört yılı bulan dokuz romanlık periyodunda tüm tematik unsurları ve leitmotivleri ile makro anlatıdan mikro anlatıya doğru oluşan rota Şimdi Buradaydı odağında yazılan bu inceleme için tespiti en önemli konu olacak. Çağdaş edebiyatımızın yazılan ve yazılma esnasında arayışını sürdürdüğü mikro anlatı motiflerinin geldiği noktayı Zileli Romanları çerçevesinde görebiliyoruz. Sürecin post-modern veya post-yapısal diye tanımını bulduğu edebiyatımız içerisinde 80’li yılların toplumsal, siyasal ve bireysel makro anlatı geleneğini 2000’li yıllar itibariyle sürdüren Irmak Zileli’nin Eşik romanından Şimdi Buradaydı’ya kat ettiği yol mikro anlatıya bağlanıyor. Üstelik tecrübeli bir yazar olarak kendine farklı rotalar çizmekten ve denemekten imtina etmeyen mikrolaşma durumu mevzu bahis. Irmak Zileli külliyatının onuncu romanını büyük bir merakla bekleyeceğim.






