Stephen King popüler romanlarının yanı sıra edebiyat ve yaratıcı yazı üstüne çok önemli sözler eden yazarlardan. Söyledikleri çoğu kez ders olarak alınabilir.
Bu kez de
Sunday Review'da yayınlanan “
Bir yazar aşırı üretken olabilir mi?” denemesi üstüne okurların sorularını yanıtlamış. İlgi çekici olduğunu düşündük:
[divider layout="3" color=""][/divider]
Soru: Bütün kitaplarınızı okudum (bazılarını bir kereden çok) ve yeni kitapların yayımlanmasıyla birlikte yıllık Stephen King dozumu almayı hep dört gözle bekliyorum. Uzun bir edebiyat kariyeri boyunca yeni hikâyeler üretmek zorunda olmanın yanı sıra, bu hikâyelerde barınacak ve onları ilerletecek yeni karakterler de yaratmanız gerekiyor. Peki kendinizi tekrar etmeden nasıl bu yeni karakterleri yaratıp onlara hayat veriyorsunuz? (Cindy Proctor Young)
Stephen King: En önemli nokta, hayatın gerçekte insanları şekillendirdiği gibi hikâyenin de karakterleri şekillendirmesine izin vermek. Hikâyeler değişirse onlarla birlikte kişiler de değişiyor. Roland Deschain ve Bill Hodges istisnaları dışında aynı karakterlere nadiren geri dönerim. Yeni insanlarla tanışıp onların gelişimini izlemek tıpkı yeni arkadaşlar edinmek gibi.
Soru: Hikâye anlayışınızı nereden edindiniz Bay King? Başka birçok yazarın kitaplarının ne hakkında olacağını belirlemesi, karakterlerin çevrelerinde nasıl hareket edeceğine ve olayların sonunda nereye varacağına karar vermesi yıllar alırken, ileri atılım konusundaki ustalığınız sizi başkalarından daha üst bir konuma taşıyor. Kitaplarınızı titizlikle tasarlıyor musunuz, yoksa yaratım sürecinizde gelişen fikirler mi bunlar? (Stephen Beard, Troy, OH)
SK: İlgi çekici bir durumla başlayıp onun gelişimini izliyorum. Burası işin eğlenceli kısmı. Çoğu zaman ortaya çıkacak şey hakkında az çok fikrim oluyor ama bu konuda sık sık yanıldığım da oluyor ki bu iyi bir şey. Hikâyenin nereye gideceğini ben de okur gibi bilmiyorum. Hikâye anlayışını edinme konusuna gelince... Dostum, bu geri kalan her şeyle beraber toplu halde geliyor, benim pek katkım olduğunu söyleyemem.
Soru: Dahil olduğunuz bir edebiyat geleneği olduğunu söyleyebilir misiniz? Bu gelenek salt Amerikan mı ve kökenlerinin izini nereye kadar sürebilirsiniz? (Çıkış kaynaklarının neler olduğunu söylersiniz?) Yazdığınız türün öncülerinden biri olarak Poe’nun öne sürüldüğünü duydum. Sanırım siz de Ray Bradbury ve H.P. Lovecraft'ı esinlendiğiniz yazarlardan gösteriyorsunuz. Bu geleneğe dahil olan, beyaz erkek yazarlar dışında birileri olup olmadığını bilmek ilginç (gerçekten, oldukça ilginç) olurdu. (Brad Rappaport)
SK: Poe'ya o kadar düşkün olduğumu söyleyemem ama Bram Stoker'a kadar izini sürebileceğim bir korku soy ağacı var. Lovecraft da etkilendiğim bir isim ama onun “tarifsiz ürküntüleri”ne (
nameless horrors) olan ilgimi yirmili yaşlarımda kaybettim. Benim çalışmalarımı etkileyen en önemli isim, korkuyu banliyölere, tanıdığım insanların içine taşıyan Richard Matheson'dır. Bu yaptığı benim için önemli bir meseleydi. Ve evet, kendimi bir korku ve gerilim yazarından çok Amerikan bir yazar olarak nitelendirebilirim. Bir şeyler miras bırakma konusunu pek önemseyen biri değilim ama insanların ardımdan, “Onun yazdıkları, içinde yaşadığı Amerika'yı içtenlikle yansıttı,” demesi hoşuma giderdi.
Soru: Bu deneme, kültüre içten içe bir saldırı. Yazar dolaylı olarak janr edebiyat ve ciddi edebiyat arasındaki farkı silmeyi amaçlıyor. Başarılı janr yazarlarının genellikle üretken olduğunun, bunun bu işin doğasında olduğunun farkında değilmiş gibi davranıyor. Janr okurları nispeten derin bir kavrayıştan yoksundur. Onlar kitapların tadını çıkarmaz; onları alelacele yutar ve derhal daha fazlasını talep eder. Romanları, tabiri caizse art arda sigara içer gibi tüketirler ve edebi inceliği ya da sanatı pek umursamazlar. Janr yazarının işi, kalıcı olan ve dikkatle inşa edilmiş önemli işler yaratmak değil, bu bahsi geçen iştahı beslemektir. Tabii ki bazı janr yazarları öbürlerinden daha üretken (hatta bazıları şaşılacak derecede), tıpkı kimi ciddi edebiyat yazarlarının öbürlerinden daha üretken olması gibi. Bu, iki disiplin arasındaki ayrımı görmezden gelebileceğimiz anlamına gelmez. Ortalama bir janr yazarı, ortalama bir ciddi edebiyat yazarından çok daha üretkendir – öyle olması gerektiği için. (Jake , Wisconsin)
SK: Bu söylem içinde birçok desteksiz varsayım var, özellikle de janr okurlarının nispeten derin bir kavrayıştan yoksun olması konusunda. Karşıt argüman üretebilirdim ama bu Jake'in fikrini değiştirir miydi? Sanmıyorum.
Soru: Yazarların akıl sağlığını kaybetmesi, ölümü ya da –örneğin Kara Kule dizisinin diyelim– yazım sürecini yazarının sürdürememesi durumlarında yazarın ailesi/arkadaşları/bakıcıları tarafından yayımlanan “kayıp” kitaplar hakkında ne düşünüyorsunuz? (Kim Louise Walton)
SK: Kara Kule gibi bir diziyi başka bir yazarın “devralmasına” asla izin vermezdim. Bittiği zaman bitmiştir. Ben karar veremeyecek durumdaysam, bitmiş bir işi yayımlayıp yayımlamama kararı karım ve çocuklarıma aittir. Onlara güveniyorum, tıpkı bitmeye çok yakın bir işin tamamlanması konusunda da onlara güveneceğim gibi.
Soru: King, kendini kıyasladığı yazarlarla aynı kategoride değil; kitapları nadiren insan karakterine ya da topluma yeni bir anlayış getiriyor ya da romana özgü estetiklerde devrim yaratıyor. Fakat o, boş zamanlarda okunması için jenerasyonunun en iyi yazarlarından biri, belki de en iyisi.
Hayvan Mezarlığı beni o kadar etkilemişti ki sakinleşmek için gecenin üçünde arkadaşımı aramak zorunda kalmıştım. O gece otuz yıl önceydi ve hâlâ arkadaşımla bu olaya gülüyoruz. (Barbara, Weschester, NY)
SK: Bu, basitçe, benim okurların başlamasını istediğim nokta: o içgüdüsel tepki.
Hayvan Mezarlığı’na tekrar dön, dilin ve içeriğin tadını çıkararak oku çünkü bunlar gerçekten kitapta var.
Soru: Yazarken ne tarz sandalye kullanıyorsunuz? (Carlos Beto Rosero)
SK: Sırtına destek için yastık sıkıştırdığım bir ofis sandalyem var.
Soru: Belli bir zayıflık olarak nitelendirdiğiniz bir şey tespit ettiğinizde onu nasıl güçlendiriyorsunuz Bay King? Kendinizde olduğunu düşündüğünüz “aşk” sorunu gibi, bunları hiç düzeltmeyi başardınız mı? (Brett, Washington, DC)
SK: Yazarken zayıflıklarla başa çıkmanın tek yolu onları soyutlamak. Bunu aynı yanlışlar üstüne yazılmış olumsuz eleştirileri okuyarak yapabilirsiniz; eleştirmenlerin çoğu bir şeyin yanlış olduğunu söylüyorsa muhtemelen o öyledir. Editöryel eleştiri almak da çok önemli. Ama hepsinden önemlisi, insanın kendi çalışmasını katı bir biçimde değerlendirebilmesi.
Soru: Yazılı kurmacalar bir sonraki kuşağın ilgisini elinde tutmak için nasıl evriliyor sizce? Nelerin kazanıldığını ve nelerin kaybedildiğini düşünüyorsunuz? (Cheryl, Houston)
SK: Bence kurmacanın evrimi genel olarak bir mit. Üsluplar değişir. Örneğin şu an şimdiki zamanda hikâye anlatma modası var ama zaman değişse de bazı temel unsurlar aynı kalır: İlginç karakterler, dünyaya yeni bir biçimde bakmamızı sağlayan anlatımlar ve kesişen hikâyeler.
Kaynak: New York Times