Sherlock Holmes Üçüncü Kez Doğuyor
18 Kasım 2019 Edebiyat Kitap

Sherlock Holmes Üçüncü Kez Doğuyor


Twitter'da Paylaş
1

Sherlock Türkiye’de Osmanlı ya da İngiltere’den ibaret değil. Sokakta duyduğumuz koku ve sürekli devam eden hengâme, bu ülkeye özgü diyebileceğimiz bir şeyler barındırıyor.

Edebiyatın her alanında yaptığı çalışmalarla adından sıklıkla söz ettiren Seval Şahin tarafından yayına hazırlanan Sherlock Türkiye’de Everest Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Behçet Çelik, Şebnem İşigüzel, Hakan Bıçakcı, Gaye Boralıoğlu, Bahri Vardarlılar, Pelin Buzluk, İbrahim Yıldırım, Mevsim Yenice, Ömür İklim Demir, Zeynep Rade ve Seçkin Erdi gibi günümüzün seçkin yazarlarının bir araya geldiği on bir öyküden oluşan derleme aynı zamanda Sherlock’un Türkiye tezahürünün bir yansıması.

Polisiyenin analitik yapısını çözülmesi kolay bir ilmek gibi söken Holmes, doğduğu ülkenin sınırlarını aşmış bir fenomen. Öyle ki kanıtlanamayan birtakım bulgulara göre kitabın yazarı Sir Arthur Conan Doyle, dönemin padişahı Abdülhamit tarafından Türkiye’ye davet edilmiş. Polisiye merakıyla bilinen Sultan, efsaneden öteye geçemeyen hikâyenin devamında yazarı bir nişanla ödüllendirmiş. Bu kulaktan kulağa yayılan söylenti öykücülerimizin gözünden kaçmamış tabii. Uzaktan da olsa bu durum “Cinai Etütler” ve “Yer Değiştiren Gölge” öykülerinde işlenmiş. Derlemeyi elime aldığımda ilk merak ettiğim şey Holmes’un meşhur tümdengelim, tümevarım ilkesini başarabilecek biri olup olmadığıydı. Bu konunun üstesinden gelen bir öykü var kitapta. Hiç Sherlock Holmes’dan geri kalır yanı yok. Mevsim Yenice “Watson’ın Adımları” adlı öyküde hem nükteli dili hem de polisiye unsurları ustalıkla kullanıyor. Ankara’nın soğuk polisiyelerine özlem duyduğumuz bu günlerde Ayaş’ta kadın bir komiserin mahalli baskıya nasıl tanıklık ettiğini tuttuğu günlük sayesinde öğreniyoruz. “Baki Bey Diye Biri” adlı öyküde Pelin Buzluk bir türlü yakamızı bırakmayan erkek otoritesine dayanan toplumu sorguluyor. Bir yandan da içini kemiren muammanın peşine düşüyor.

Sherlock Türkiye’de Osmanlı ya da İngiltere’den ibaret değil. Sokakta duyduğumuz koku ve sürekli devam eden hengâme, bu ülkeye özgü diyebileceğimiz bir şeyler barındırıyor. Çeviri dilinden tanıdığımız romanları şimdi Dr. Watson’dan değil sırdaşlarımızdan dinliyoruz. Sayfaların sunduğu fırsatları değerlendiren yazarlar bilinen karakterlerin kişiliklilerine dair derinlemesine inebiliyor. Öte yandan, ilk defa tanıştıklarımız ise bizden biri nasıl olunur onu gösteriyor. Polisiyenin gerektirdiği dizgeli, romancılar için dezavantaj oluşturmakta. Kelimeler çoğaldıkça takip etme yeteneği de isteği de azalıyor mutlaka. Gözden kaçıracağınız en ufak ayrıntı bütün romanın çökmesine sebep olabiliyor. Ancak öykücüler metnin sarmallarında dolaşırken tetikte durmaya alışkın. Bu onlar için bir avantaj. Okuyucuyu şaşırtmak için yazının içine serpiştirdikleri ipuçlarının yerlerini bulmak kolay. Polisiyeyi kendine hedef koymuş öykülerde bunları net olarak görebiliyoruz. İçimizden çıkan öykülerde de bunu yakaladıklarını söyleyebilirim. Ancak anti kahraman, Sherlock kadar zeki suçlu Profesör Moriarty’i bir okur olarak öykülerin içinde daha çok görmek isterdim. Sir Arthur Conan Doyle’un şöhret sahibi karakterini isteyerek öldürdüğü “Son Vaka” adlı hikâyede karşımıza çıkan Moriarty’i, yine Gaye Boralıoğlu’nun kaleme aldığı son öykü “Düşüş”te görebiliyoruz. Bu güzel göndermeyle birlikte sadece ikisi üzerinden bir öykü yazılamaz mıydı diye düşünmedim değil. Çünkü Moriarty gibi labirent bir düşmanın varlığı Sherlock’un oluşturduğu ekseni genişletiyor. Bir profesörü andıran sosyopatı, yazarlarımız zihninde nasıl canlanırdı? Memleketçi bir gözlemle nasıl bir karakter ortaya koyardık? Şimdilik bu soruların cevabı yok.

 ‘’Kimi doğurmuş annem canından? Bir deliyi mi? Bir dâhiyi mi? Bir yanağı okşamanın gürültüsü kulaklarımı sağır etti. Bir tene dokunmanın yangınında boğuldum ve orada doğdum.’’ 

Polisiye külliyatının kendine has karakterlerinin başında gelen Sherlock Holmes’un İngiliz samimiyetinin coğrafyamızdaki sıcaklığa denk düşmesi ancak kelimeler sayesinde olurdu. Daha önce yaratıcısı tarafından diriltilen Sherlock şimdi bu topraklarda, hem de Türk yazarların elinde tekrar dünyaya geliyor. Müthiş gözlem yeteneğini kullandığı büyüteç, ağzında piposu, kendine özgü şapkasıyla Sherlock Holmes üçüncü kez doğuyor. 


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Berfin Biçim
Melih Bey, kullandığınız dili ve yorumlama tarzınızı çok beğendim. Kitabı mutlaka edineceğim, merakımı uyandırdı. Teşekkürler 🙏🏻
7:05 AM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR