Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Mart 2021

Edebiyat

Orhan Pamuk’un Veba Geceleri Niçin Okunmalı?

Erdinç Akkoyunlu

Paylaş

4

2


Orhan Pamuk, bu kariyerine, ödüllerine, geçmişine ve satış rakamlarına rağmen bunlara sığınmayıp hâlâ çok çalışkan, titiz ve geleceğe kalan metinler üretmenin peşinde.

Orhan Pamuk’tan söz etmek her zaman edebiyattan biraz daha fazla anlam taşır. Pamuk’un ismi üzerinde kümelenen anlam dizisi içinde edebiyatın yeri, politika, tartışma ve reklam-kitap-çok satma ilişkisinin ardından geliyor, Pamuk’un tüm bunlara engel olma çabasına rağmen. Ne var ki Veba Geceleri, Orhan Pamuk isminde akla gelen bu imgelerin kollarının birleştiği bir akışa sahip anlam nehrinden de farksız.

Orhan Pamuk’un hangi romanları yazmaya devam ettiği, onunla konuşan röportajcıların doğal soruları arasında yer alıyor. 2015’ten beri Pamuk’un yakın dönem Osmanlı dünyasında geçen bir veba salgınını konu eden çalışması olduğunu biliyorduk. Bu çalışma hali ara sıra aklımızdan çıktı, çünkü ilgilenmemiz gereken yerel ve küresel birçok olay ardı ardına peyda oldu, Pamuk’un artık mesafe koymayı tercih ettiği basınla buluşmaları sırasında güdeme geldikçe, Sahi ne oldu Veba Geceleri’ne, diye edebiyat sohbetlerinde konuşuldu. Ve genellikle de dedikodunun gerçeklerden daha çok sevildiği bu sohbetlerde, Pamuk’un artık bir yazma sıkıntısına mı düştüğü, bu sebeple mi uzun süredir gelecek, geliyor, gelmek üzere dediği romanı bitiremediği dillendirildi durdu. Orhan Pamuk’un yanında durmayı bir statü göstergesi sayanlar, ne var ki bu kaygılarını birer edebiyat makalesine dökerek arzı endam etmekte her zamanki gibi çok çekingen davrandı.

Her ne kadar Pamuk’un 2020 yılında, hayatımıza aniden ve çok ölümcül giren Covid-19 salgını günlerinde yine basınla temasında Veba Geceleri'ni tamamlamaya yaklaşırken böylesi bir hastalığın ortaya çıkmasının şaşırtıcı ve romanı için de tesadüfi olduğunu dile getirmiş olsa da, eserin yazıldığına ilişkin gündemi diri tutmak için romandan bir bölümü okurlarına sundu. Eserin 23 Mart 2021’de raflardaki yerini almasıyla beraber de, Pamuk’un yazma sıkıntısına mı düştüğü soruları yerini romanın incelemesine dayanan yeni sorulara bıraktı.

orhan pamuk veba geceleri

Teknik Özelliklere Dikkat

Bazı romanları konularından önce kurgu biçimleri yani kullandığı edebi tekniklerle anlatmaya girişmek gerekir. Çünkü bu metinler teknik özellikleriyle ön planda tasarlanmıştır. Veba Geceleri, Orhan Pamuk’un Tolstoyvari tarzda yazdığı bir eser: Tolstoyvari tanımı, adını aldığı Leo Tolstoy’un edebiyata kazandırdığı bir tarz. Bu Rus usta, büyük ve kapsamlı metinleri Savaş ve Barış ile Anna Karenina’yı kurgularken her bölümü ayrı bir karakteri anlatarak ilerletti. Romanın konusunu derinleştirirken, metne yan hikâyeleri tıpkı romana yeni bir giriş yapıyormuşçasına üslupla ele aldı. Böylece kalabalık karakterler nedeniyle okurun yaşayabileceği akıl karışıklığının önüne geçerken, beri yandan bir bölümde önüne çıkan ama onlarca bölüm boyunca görünmeyen bir karakterin ne zaman zuhur edeceğini okura merak ettirdi. Tolstoy öncesi bu tarzı deneyenler çıktı fakat onların romanlarında metin anlatıcısı olan roman kahramanı tek kişiydi. Ve roman yazarı, bu tek boyutlu roman anlayışının hüküm sürdüğü günlerde metni farklı açılardan, değişik karakterlerin üzerinden anlatmayı denemedi, deneyemedi. Bunun iki sebebi var: İlki, o günlerin edebiyat kanonunun bu tür değişik, bugünkü haliyle modern metinlere sıcak bakmamasıydı. Düşünün bir kez, tek bir üslubun üstesinden gelebilen tek bir kalıbı romanın ana gövdesi kabul ettirebilmiş bir avuç seçkinci yazar ile eleştirmen, mahalleye başka bir tezgâhın açılmasına izin vermiyor. Yazarların o güne değin birinci kişi anlatısını derinleştirememesi, yani romanı anlatan kameranın farklı açılardan görüntü yakalayamamasının sebebi de, bugünkünden daha vahşi olmayan yazar-yayıncı ilişkisine dayanıyordu: Unutmamak gerek, roman sanatı yayıncıların bu işten dini kitaplar kadar para kazanabileceklerini anlamasıyla bir sektöre dönüştü. Yazdığınız metinler her ne kadar derinlikli ya da edebiyat sanatına amade olursa olsun, edebiyat gerçekliğinde ilk sınav satmaya dönük bir metin oluşturup oluşturamadığınızdır. O sebeple de, Tolstoy öncesi yayıncıların, bir yazarın biçim denemelerine harcayacak kâğıt ve mürekkep parası yoktu; daha doğrusu bunlar bugün olduğu gibi çok değerliydi. Fakat Tolstoy, bu kalıplar kırabilecek niteliğe sahip tek yazar olduğunu geleneksel form ile yeniyi, kimsenin yadırgamayacağı denli hassas ve bir yeniliğe imza attığının görüleceği kadar kalın şekilde herkese göstererek yaptı. Esasında Anna Karenina’nın Tolstoy’un anlatmak için giriştiği ve o günlerde de çok netameli bir konu olan kadın aldatması, kadının kendi cinsel arzularının peşinden gitmesi hikâyesini daha iyi kavratma çabasını bir kenara bırakırsak, Tolstoyvari çabasının en çok tarihsel olayları ele aldığı Savaş ve Barış’ta gerçek haliyle ortaya konulduğunu söylemek gerek. İşte burada Pamuk’un Rodos ile Girit adası arasında Ege kıyılarına yakın Osmanlı’nın bir vilayeti olan hayali Minger Adası’nda geçen ve tarihsel öğelerden oldukça beslenen hikâyesinde kullanılan roman kurgu tarzının da Tolstoyvari olduğunu dile getirmek gerekiyor. Orhan Pamuk’un bu kuramı yeğlemesinin nedenlerini şöyle açıklayalım:

Veba Geceleri, yazarın oluşturduğu metin iklimi nedeniyle, birden fazla ana karaktere sahip: Pakize Sultan, Damat Doktor Nuri, Bonkowski Paşa, Vali Sami Paşa, Marika, Kolağası, Zeynep, Şeyh Hamdullah, V. Mehmet, Abdülhamit…

– Bu karakterler kendi ana hikâyelerini yaratma gücüyle donatılmış. Tüm yan sayılan hikâyeler bir araya getirildiğinde ana hikâyenin asli parçalarını oluşturuyor. Roman, her karakterin müstakil hikâyesinin ana hikâyeye yaptığı katkı ile ilerliyor.

– Romanın tarihsel yanı, günümüze çok uzak olmayan 120 yıl öncesine dayanıyor. Aynı zamanda bu tarih kesiti, Osmanlı’nın bu en yakın ama en az bilinen, aynı zamanda da onlarca çok önemli olayın yaşandığı bir zaman diliminden oluşuyor.

– Karakterlerin çokluğu, anlatılan tarihsel hikâye, kurgu hikâye, yaratılan Minger Adası ve onun sadece yazarın zihninde bulunup okurlarca ilk defa kavranması.

Tüm bunlar Orhan Pamuk’un başlıksız pek çok bölümden oluşan ve her biri beş ile yedi-sekiz sayfa arasında devam eden kısa bölümlü anlatı üslubunu seçmesini gerektirmiş. Pamuk’un kendi adıyla özdeşleşen tarzında ise Veba Geceleri’nden farklı yanlar var.

orhan pamuk veba geceleri

Klasik Pamuk romanlarında,

– Metin bölümleri birer hikâye başlığı ile birbirine eşit olmayan sayılardaki sayfalardan oluşur.

– Roman karakterleri Veba Geceleri’ndeki kendini okura tanıtan bölümleri öncelemek yerine, hikâyenin akışına dahil olur.

– Hikâyenin akış hızı genellikle daha yavaştır.

– Metinde olay temelli ve okurun daha fazla canlandırma yaparak metinde aktif olması yerine, betimlemelerin daha az olduğu, okura daha az hayal kurma imkânı tanınan üslup kullanılır.

Mesafe mi Koyacaksınız?

Orhan Pamuk’un Tolstoyvari biçimi tercih etmesi Veba Geceleri’ni giriş bölümünden itibaren, bugün popüler Türk romanlarında bu Tolstoyvari biçimin oldukça sık ve gereksiz şekilde kullanılmasının yorgunluğunu görmek mümkün. Bu üsluptan yetersiz nitelikteki metinlerdeki sık kullanımından dolayı benim gibi sıkılmış ve haz etmeyen okurlar, daha ilk baştan Veba Geceleri ile arasına Orhan Pamuk’a rağmen bir mesafe koyabilir: Metnin içine girmekte, karakterleri kavramakta zorlanabilir. Hatta karakterlerin biraz ayaklarının yere basmadığını, yazarın hikâye-tarih anlatma kaygısına düşerek, nitelikli roman kurmayı ikinci plana attığını düşünenler çıkabilir.

Bunda görece de haksız olmazlar. Çünkü Pamuk’un Veba Geceleri romanını diğer romanlarıyla özellikle de Pamuk’un kült haline gelen Cevdet Bey ve Oğuları, Kara Kitap, Benim Adım Kırmızı, Beyaz Kale gibi metinleriyle kıyaslayarak yapabilirler.

Ama burada unutulmaması gereken bir nokta var: Orhan Pamuk, romanlarını bir tabloyu yapar gibi yazıyor. Bir tabloda her noktada aynı renk, aynı fırça darbesi ve aynı üslup kullanılmaz. Resmin bütünü önemlidir: Pamuk gibi külliyatı önemli yazarlarda tüm eserlerin bütünlüğü önem taşır. O nedenle Orhan Pamuk’un,

– tarihsel bir metin yazdığı,

– kurgusal karakterlerin ele alındığı,

– ve hayali bir adada geçtiği için daha kolay okunup anlaşılması üzerine okurlarını düşünerek giriştiği teknik çalışmayı baştan metne karşı önyargı aracı olarak kullanmamak gerekiyor.

Aynı zamanda Veba Geceleri’nde seçilen anlatı biçimi Orhan Pamuk’un alt metin yaratabilme çabasını okura biraz daha kolay anlama imkânı vermesinden kaynaklanıyor: Minger Adası, görünüş itibariyle caddeleri, sokakları, tekkeleri, kiliseleri, camileri hatta limanın önündeki kulesi ile beraber Orhan Pamuk’un romanlarının neredeyse tamamının geçtiği İstanbul’un Ege’deki küçük bir kopyası. Pamuk’un olayları İstanbul yerine, İstanbul’u kopyalayan hayali Minger Adası’nda geçirmesinin sebebi ise, romanın çok sayıdaki karakterlerinden biri olan ama romanda bol bol görünürken hiç diyalogu bulunmayan Sultan Abdülhamit ile doğrudan ilgili. Ve bu da başka bir edebiyat kuramından kaynaklı.

– Yazar, İstanbul’u ele alan romanlarıyla tanınıyor.

– Bu niteliği ona Nobel Edebiyat Ödülü’nün yolunu da açtı. Çünkü şehirlerin yer üstü ve yeraltı hikâyelerini anlatmak hem o şehri edebileştiriyor hem yazarını o şehrin yazarı haline getiriyor.

– Kurmaca, Minger Adası’nda geçiyor ama ada fena halde İstanbul’a benziyor: Alt metin, o dönem İstanbul’da yani Osmanlı’nın başkenti ve kalbinde yaşananlar, Osmanlı topraklarının tamamında da aynı şekilde yaşanıyor.

Metini oluştururken ortaya çıkan kısa metinlerle ilerleme çabası; Pamuk’un hem bir hayali mekân olan Minger Adası’nı hiç bilmeyen okurlara hikâyenin geçtiği mekânları anlatma ve bir şekilde öğretme zorunluluğundan kaynaklanıyor.

Burada Veba Geceleri’nin bir başka özelliği daha ortaya çıkıyor. Yazarın kurguladığı gerçek dışı bir ada, gerçek bir mekân olan İstanbul’dan esinleniyor. Fakat adına Minger dediğiniz andan itibaren bu ada, bir roman gerçekliği adasına dönüşüyor. Bir mekanı anlatmak için üslup oluşturmak gibi yorucu aynı zamanda da özen isteyen bir işi de ancak Orhan Pamuk gibi, her romanını titizlenerek ve sanki ilk metnini yazıyormuşçasına heyecanla ele alan bir yazar yapabilirdi. Yani,

– Pamuk, Minger Adası’nı yaratıyor.

– Ada, yazarın İstanbul’una çok benziyor.

– Aynı zamanda Minger’in dönemin Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olması ve olayların bir kısmının geçmesi nedeniyle İstanbul ile bağı bulunuyor.

– Pamuk, Minger Adası’nı okurun adanın İstanbul’un Ege Denizi’ndeki bir kopyası olduğu gerçeğini bildiğini bilerek, bir ada kurarak yani bir coğrafyayı roman gerçekliğine dönüştürerek aktarıyor. Bunu da daha kolay anlatabilmek, kendisi için değil okuru düşünerek yalın üslubu seçiyor.

Gerçek Ana Karakteri Kim

Buraya kadar Veba Geceleri’nin roman tekniği açısından taşıdığı özellikleri gördük. Şimdi de sıra Veba Geceleri'nin karakterleri ve konu örgüsünde: Veba Geceleri, 1900’lü yılların hemen başında, Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı Minger Adası’nda baş gösteren veba salgınını durdurmaya çalışan yukarıda saydığımız karakterlerin başından geçen hikâyeleri ele alıyor. Roman piyasaya henüz yeni çıktığı için, uzun bir özet vererek şimşekleri üzerime çekecek değilim. Fakat Veba Geceleri, Osmanlı’nın dağılmaması gerekçesiyle 33 yıllık sultanlığı döneminde ülkeyi hemen herkesin ihbar edildiği bir jurnalci ağı ile demir yumruk altında yöneten Sultan Abdülhamit’i merkezine alıyor. Abdülhamit’in polisiye romanlara özellikle de Sherlock Holmes’e ilgi duyduğu biliniyor. Bu tarihsel bir gerçek. Pamuk, bu tarihsel gerçeği alıp, Minger Adası’nda işlenen bir cinayet üzerinden yine Abdülhamit’in konuyu Holmes gibi çözülmesi talimatıyla bir roman gerçekliğine dönüştürüyor. Aynı zamanda Veba Geceleri her ne kadar Pakize Sultan, Doktor Damat Nuri Bey, Vali ve Kolağası gibi karakterlerin üzerinden ilerlese, romanın üst kurmacadaki yazarı-anlatıcısı Mina Mingerli adlı Pamuk’un hayali karakteri Veba Geceleri’ne kurgu olduğu bilindiği halede bir üst gerçeklik yaratmaya çalışsa da, metnin asıl ana karakteri Sultan Abdülhamit’ten başkası değil. Romanda Minger Adası’nda baş gösteren vebadan esrarengiz cinayete, gazetecilerin hapse atılmasından baskı görmesine, bürokrasinin Vali karakteri üzerinden bir kopya Abdülhamit gibi davranmasına, adada yaşanan ihtilalden önce cumhuriyet, ardından monarşiye geçilmesine dek, Türkiye Cumhuriyeti’nin de siyasal geçmişine yapılan vurgunun odağında Abdülhamit var. Pamuk, bu metninde ilk kez adı geçen fakat roman gerçekliğinde bulunmayan bir kişiyi ana karakter yaparak ilerliyor.

veba geceleriVeba Geceleri, Orhan Pamuk’un belki bir çeviri kolaylığı olması bakımından aynı zamanda yurt dışında en çok okuru bulunan yazar olmasından ötürü yine Müslümanlık, Osmanlı coğrafyası, Türklerin karakterleri gibi birçok konuda Türk okuruna ‘Ne gerek var bu bilgilendirmeye’ denilecek bölümlerle ilerliyor. Fakat artık bunun bir Oryantalizm suçlamasından çok, yabancı okurun bol olmasından dolayı bir dipnot yerine metne yedirilmiş yazar üslubuna dönüştüğünü bilmekte de fayda var. Öte yandan romanın bazı bölümlerinde cümle içinde birden fazla aynı fiilin okumayı pürüzleştiren halinin, ilerleyen baskılarda değişebileceğini umuyorum.

Veba Geceleri, bugün Türk edebiyatında çok satmaya ve Y kuşağı denilen 1990’ların Türkiye’sine bile 1900’lar muamelesi yapan okura seslenmeye dönük bir çabayla yazılmış popüler metinlerden değil. Öte yandan Pamuk’un romanın hacminin uzun olacağına karar verip, metni derinleştirdiği 200’lü sayfalardan da anlaşılacağı üzere, kendi edebiyatını da çeşitlendirmeye dönük bir çabanın eseri. İçerdiği veba gibi bugün Covid-19 ile daha görünür ve anlamlı hale gelen hikâyesinin yanında, Türkiye tarihine hem geçmişe hem şu an yaşadığımız siyasi iklime yaptığı göndermeleriyle de bunu yapmaya cesaret edemeyen yazarların yanına yaklaşamayacağı nitelikte. Roman için şu bölümü böyle yazsa, ya da şu üslubu kullansa daha farklı olurdu diyebileceğimiz bir alanı bırakmamış Orhan Pamuk. Çünkü bu romanı, bu içerikle başka türlü anlatmak galiba bu romanı anlatmamak olurdu.

Peki Orhan Pamuk romanları Nobel sonrası bir düşüş mü yaşıyor? Bence Pamuk, yola çıkarken kurduğu roman fikirlerini zaman ona izin verdikçe bizimle paylaşıyor. Pamuk’un tüm romanlarının birer Kara Kitap olmasının imkânı yok. Hem o üslubu ve tarzı ancak bir kez kullanabilir bir yazar. O derinlikteki imgeler sık yazılabilecek türden de değil. ‘Ama bu yeni Kara Kitap değil’ demek yerine, Pamuk’un büyük bir öğretici yazar olduğu gerçeğini kanıksayarak, metninden neler kavrayabileceğinizle ilgilenmek daha uygun bir okur çabası olur. Yoksa Pamuk zaten Kara Kitap’ı, Benim Adım Kırmızı’yı ve Beyaz Kale’yi yazmış. Nobel’i de almış. Bu saatten sonra onun Veba Geceleri’ni yazması, bu kadar uğraşmadan çok basit ve kısa bir metin oluşturması bile kayda hem de övgüye değerken, o kariyerde bu denli uğraşılmış, düşünülmüş ve çalışılmış bir metni ortaya koyması her yıl 2000’den fazla yeni romanın yazıldığı Türkiye’de Pamuk gibi olmak isteyenlerin sorgulaması gereken bir gerçek sayılır.

Orhan Pamuk, bu kariyerine, ödüllerine, geçmişine ve satış rakamlarına rağmen bunlara sığınmayıp hâlâ çok çalışkan, titiz ve geleceğe kalan metinler üretmenin peşinde. Çalakalem yazmayı, beş yıl çalışıp roman yazmaya yeğlerken, kozmik güçler de bu çabayı yadsımıyor. Dünyanın iklimi Covid-19’a dönüşürken, artık yaşam mı gerçek yoksa roman gerçekliğinde mi yaşıyoruz, hepsi iç içe geçiyor.

YORUMLAR

Murat Tanakol

Nihayet edebi bir eleştiri. tebrik ediyorum.

7 Aralık 2021

Faik Çelik

Abartılı bir Orhan Pamuk güzellemesi olmuş, kitabı okudum, sıradan bir öykü...

12 Nisan 2021

Öne Çıkanlar

Roni Margulies: Şiir, edebiyat, siyase..Semih Gümüş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Tuğçe Vural

25 Ocak 2026

Uyanmanın Yanıcığı

Lanetli sanmıştık. Her yer balçık, her yer ceset torbası! Her dönemeçte yeni bir vagon peydah oluyordu, yediği her ruhta yeni bir oda açılan Rose Red Konağı gibi... Sonunda bir melek fısıltısı gibi bir ses duydum; “Uyan, vakit geldi!” dedi ses. Trene ilk bindiğimdeki balçık yerine ..

Devamı..

Ev, Gidiş ve Sessizlik

Adalet Çavdar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024