2015’in 28 Şubat’ında Yaşar Kemal’i (Yaşar abiyi) kaybettiğimizden beri, elim onunla ilgili başka yazıya gitmedi. Yaşama veda edeceğini anlayarak benimle yaptığı uzun konuşmayı herkesin bilmesi gerektiğini düşünerek yazdıktan sonra aramızdan ayrılışının 10’uncu yılı dahil Türk ve dünya edebiyatı ile insanlık tarihi için önemine dair bir şey yazamadım. Bu kaçış halinin bir süre daha devam edeceğini nasılsa bir gün gerçekle yüzleşerek mecburen yazıya oturacağımı kurdum. Konuyu kapanmış sanıyordum. Üzerimdeki baskı biraz azalmış, daha rahat nefes almıştım. Aradan birkaç ay geçti geçmedi. İnce Memed’in yayınlanışının 70’inci yıl dönümü olduğunu hatırladım. Sen misin kaçan! İnsanın bacakları ne kadar hızlı olursa olsun kader her zaman sizi yakalamaya yazgılı oluyor.
“Toros dağlarının etekleri ta Akdeniz’den başlar. Kıyıları döven ak köpüklerden sonra doruklara doğru yavaş yavaş yükselir. Akdenizin üstünde daima top top ak bulurlar salınır. Kıyılar et gibidir. Bu kıyılar saatlarca içe kadar deniz kokar, tuz kokar. Tuz keskindir. Düz, kili sürülmüş topraklardan sonra Çukurova’nın bükleri başlar. Örülmüşçesine sık çalılar, kamışlar, böğürtlenler, yaban asmaları, sazlarla kaplı, koyu yeşil, ucu bucağı belirsiz alanlardır bunlar. Karanlık bir ormandan daha yabani, daha karanlık.”

Müthiş bir dünyanın kapıları açılıyor
Dünya edebiyatında İnce Memed’den başka bir roman yoktur ki bir coğrafi bölgeyi metin karakterine dönüştürsün. Çukurova tasviri ile başlayan metin, sayfalar boyunca bölgeyi en ince ayrıntısına kadar betimlemeye devam ediyor. Betimleme yapmak Rus realizm edebiyat akımının Fransız romantizminden devşirdiği yöntemdir. Nasıl ki bugün Türkiye’de İngilizce baskın ve birinci yabancı dil konumundaysa 18’inci yüz yıl Rus eğitim dünyasında Fransızca akımı aynı konumdaydı ve Fransa aydınlanmasının da etkisiyle birlikte Rus edebiyat patlamasında Fransız anlatısının büyük payı bulunuyordu. Fakat St. Petersburg ve Moskova ile beraber Rusya kırsalı ile stepleri ne Paris ne Lyon’a ne de yemyeşil Fransız çayırlarına benziyordu. Kışlar hayli sert ve soğuk, insanlar iklimden daha da katı, arazi sahipleri cimri ve huysuz, köylüler aptal, memurlar sarhoş ve de rüşvetçi, atlar hırçın, kadınlar ise uğruna nice kan akıtılan düellolara sebep olacak kadar güzeldi. Ve Tanrı Rusya’ya Puşkin, Gogol, Dostoyevski ve Tolstoy gibi betimleme ile edebi inşa ustalarını tayin etmişti. Bir gözü çocukken geçirdiği kaza nedeniyle (amcası kurban keserken bıçak batmıştı) kör kaldığı için askerliğini 1944-45 yıllarında Kayseri Talas Askeri Hastanesi’nde yapan Kemal Sadık Gökçeli, kütüphanedeki klasiklerle dolu bir zaman geçirdi. Burada Türk ve dünya edebiyatının başat yapıtlarına erişimi onun edebi dünyasına sağlam bir zemin oluşturdu. Uzun yıllar boyunca Çukurova’yı köy köy, mezra mezra dolaşıp kadınlardan, aşıklardan, bölgenin eli kalem tutanlarından yerel deyişleri, şiirleri ve türküleri toplamıştı. Daha yazıya oturmadan; yani aklındaki imgeleri kelimelerle bir ifade biçimine dönüştürmeden Çukurova’nın yerel anlatı biçimine çoktan hakimdi. Anadolu’nun klasik ifade biçimi ve zengin yerel Çukurova sözlü edebiyatı sayesinde iyiyi kötüyü, acıyı tatlıyı, yüceyi alçağı altı yedi kelime ile çok güçlü şekilde yalın ve anlaşılır biçimde ifadeyi öğrendi. İş geriye yazı matematiğini bilmeyi bırakıyordu. Karakter nasıl yaratılır, olay örgüsü nasıl kurulur, bölümler arası geçiş nasıl yapılır? Kütüphanede geçen askerlik Fransız ve Rus akımlarından öğrendiği edebi kuramlarla birleşince, ortaya daha ilk metninde bugün benim edebiyat literatürüne kazandırdığım ifadesiyle ‘Sadeliğin İhtişamı’ formuyla bir açılışı edebiyata taşıdı Yaşar Kemal. Sadeliğin İhtişamı, uzun ve derin romanı kısa ve etkili ilk cümlesi ile özetlemek, gelecek kuşakları bu yalın ve güçlü anlatı ile etkilemek şeklinde açıklanabilir. O henüz 1955 yılında Türk edebiyatı köy edebiyatı tanışmamış; Sabahattin Ali, Sait Faik gibi yalın anlatıcı yazarlarını yitirmiş, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın modern edebiyat çabasıyla henüz selamlaşmışken okurun karşısına İnce Memed ile çıktı. Romanın ilk bölümü Türkiye’nin pamuk deposu Çukurova’yı, Akçadağ isimli duyulmamış bir köyü, çakırdikenlik isimli yerel bitki örtüsünü anlatarak başladığı romanında, okur daha ne olduğunu anlamadan karşısına bir çocuk kahraman olan Memed’i çıkardı. İlk sayfalardan itibaren Victor Hugo nasıl ki Fransız toplumunu en ince ayrıntısına kadar bilen bir sosyolog olarak Sefiller’de Jean Valjean’ı yarattı ise Yaşar Kemal de kırk yıllık pedagog ustalığıyla karşımızda tüm tepkileri, duyguları, düşünceleri ile Abdi Ağa’nın zulmü ile inlediği Durusu’nun köyünden kaçıp Süleyman emmiye sığınan İnce Memed’i anlattı. Romanın başlangıç bölümünde, okur Çukurova’ya dair 1955 yılında yapılmış bir drone uçuşu ile ancak elde edilebilecek detaylarla bezeli betimlemenin lezzetiyle buruşan ağzını çalkalayamadan İnce Memed’in yaprak gibi titreyen ve okurun da bam telini sarsan psikolojisi ile karşı karşıya kaldı. Yaşar Kemal bu bölümde İnce Memed’in Abdi Ağa denilen zalim, huysuz, iki yüzlü, alçak bir hırsız olan toprakları kendisine ait köylerde hayatta kalma mücadelesi veren Çukurovalıların emeğini nasıl ezip sömürdüğü henüz küçücük bir çocuk olan İnce Memed’in kaçış mücadelesi ile anlatır. Çocuk köyünden çok uzaklaştığı adeta yeni bir dünyaya geldiği ve kimsenin onu bulamayacağı kadar uzaklaştığı fikrine sarılıp, Abdi Ağa’dan ve dayağından, şeytanlığından firar ettiğini kurarken aslında varabildiği yer evlerine komşu bir başka köydür. Ki burada karşısına çıkan da iyi insanların geçtiği kapından geçmiş olan ihtiyar Süleyman ve karısıdır. Süleyman, İnce Memed’in haline dayanamaz, onu evladı gibi sever. Korur, kollar. Mehmed de Süleyman’ın kazlarını, koyunlarını otlatırken bu minnettarlığı çocuk psikolojisini muhteşem şekilde yansıtan Yaşar Kemal’in anlatısıyla aktarır. Öğreniriz ki babasını çocuk yaşta yitiren Mehmed, bir garip kadın olan anası Döne ile baş başa kalır. Arada bulunamayan baba figürü nedeniyle Mehmed daha küçücükken Abdi Ağa ve onun feodal düzeni ile tanışır.
Cumhuriyetin gücü her yere eşit dağılmaz
İnce Memed anlatısında Yaşar Kemal olayların geçtiği zamana dair net bir tarih vermez: Bu romanı hem zamansız kılar yani Türkiye’de her gün bu tür olayların tekrarlandığı imgesini güçlü şekilde oluşturur. Hem de 1950’li yılların Türkiye’sindeki politik iklim nedeniyle metnin ve yazarın başına gelecek olağan belaları savuşturur. Çünkü Aşık Veysel elinde saz ile Beyoğlu’nda yürüdüğü için gericilik aleti taşımak suçundan dayak yemiş, Nazım Hikmet Ran ile Abidin Dino komünizm propagandası yaptıkları gerekçesiyle hapsedilip sürgüne gönderilmişlerdir. Üstelik Yaşar Kemal de adaşı Orhan Kemal ile bu yolla hapishanede tanışmıştır, o nedenle 4 rakamı yan yana getirerek Ankara’yı kızdırmanın alemi olmaz. Olmaz ama İnce Memed’in çok güçlü ve birden fazla olan alt metinlerinden en belirgini de Cumhuriyet yani halkın kendi kendini yönetebilme biçiminin henüz Anadolu’nun yüzlerce yıllık feodal yapısında tam anlamıyla işe yaramadığına dair gerçek tanıklığı da değinmeden geçmez. Abdi Ağa, köyü ve içindeki tüm canlıları kendi malı kabul ettiğinde İnce Memed de hasretine dayanamadığı annesi Döne daha fazla üzülmesin diye köyüne döndüğünde, önce onu öldü zanneden herkesin sevgisini, ardından Abdi Ağa’nın onulmaz öfkesini karşısına alır. Yıllar boyunca aklına zaman zaman Süleyman emminin ona yaptığı babalığı getirerek, yaşamadığı baba sevgisini bu sayede tadarak yetişkin olur Mehmed. Bu arada gözü kara bir silahşor dönüşmüştür. Karıncayı bin metreden gözünden vurur. Ve her delikanlı gibi bir de sevdiği vardır, fakat yavuklusu Hatçe, aynı zamanda Abdi Ağa’nın yeğeninin eş adayıdır. Bu tehlikeli aşk kıvılcımlarını verdiğinde Mehmed, bir arkadaşı ile yaşamında ilk kez köyünden çıkıp Çukurova’ya gider. İnce Memed, Abdi Ağa’nın esamesinin okunmadığı, feodalizmin yerini kapitalizmin aldığı bir dünya ile tanışır. Ağa yoktur zengin vardır. Fakat zenginler fakirlerin sahibi değildir. Delikanlı olana dek köyünden çıkmamış, Abdi Ağa’nın zulmü ile inlemiş bir genç olan İnce Memed, yaşama dair fikirleri değişmiş halde köyüne döner ve Hatçe’nin Abdi tarafından yeğeni ile evlendirilme hamlesi ipleri koparır. Çıkan çatışmada yaman silahşor İnce Memed, Abdi’yi vurur ve yeğenini de öldürür.

Eşkıyalığı mı övüyor?
Bizim için İnce Memed’in olay akışı ve teknik değerlendirmesi ortak öneme sahip. Roman bu hadiseden sonra Yaşar Kemal’in çocukluğu boyunca büyüklerinden dinlediği ve gençliğinde de Çukurova’yı karış karış dolaştığında duyduğu eşkıyalık hikayelerinin eksenine girer. Gabriel Garcia Marquez, ona Yüz Yıllık Yalnızlık romanını nasıl 3 ay gibi kısa sürede yazdığı sorulduğunda tüm hikayenin aklında olduğunu yapması gereken tek şeyin ise babaannesinin anlatısını yani gerçek üstü üslubunu kâğıda yansıtması gerektiği yanıtını verdi. Yaşar Kemal’in de Marquez’den 10 bin kilometre ötede yaptığı bundan farklı değildi: İnce Memed’in yarı nefsi müdafaa sayılan taarruzundan sonra jandarmaya teslim olmaması ve kaçmaya karar vermesinin sebebi neydi? Adalet de tıpkı cumhuriyet fikri gibi Çukurova’ya İstanbul ve Ankara’daki kadar eşit dağılmamıştı. Ağaların sözü jandarma ve mahkeme karşısında daima fakir köylü söz konusu olduğunda daha üstündü. Ve o günlerde cinayet suçu bugünkü gibi birkaç yıllık hapis cezası yerine idamla karşılandığından adalet terazisinin doğru tartmasını ummak hiç de akıllıca bir hamle sayılmıyordu. İnce Memed’in psikolojisini düşündüğümüzde ise çocukluğundan beri Abdi Ağa’nın zulmü altında inleyişi, onun dayağından kaçması, annesinin hasreti üzerine ölü bilinmesine rağmen geri dönmesi, gençliğinde Abdi Ağa’nın tarlasını sürmesi ve bu zalimin ellerindeki tüm buğdayı kendi payı olarak alıp onları açlıktan ölüme mahkum edişi; diğer köylülerin ise bir avuç buğday için ağanın ayaklarına kapanması, Hatçe’yi sevdiği halde göz konulması kolay unutulacak şeyler değil. Üstelik İnce Memed, ne Abdi Ağa’yı ortadan kaldırarak Hatçe ve anası Döne’yi kurtarabilmiş de ne inim inim inleyen ama sesi de korkudan çıkmayan köylülerini rahata kavuşturmuştu. Yani kendini hapse attırmak onun için seçenek sayılmıyordu. Henüz bir Çukurova ağasını vurmuş olmasının da ona getirdiği bir şöhret de yoktu. Eşkıyalık işinde eğer şöhretiniz bol değilse kimse sizi adam yerine koymaz, yaşama şansınız da o derece azalır. Bölgenin namlı eşkıyalarından Deli Durdu’nun çetesine katılması zor olmayan İnce Memed, burada aydınlanır. Yaşar Kemal için 70 yıl boyunca ‘İnce Memed ile eşkıyalığı övdü’ ifadesi metni okumayan, okusa da anlamak işine gelmeyen çevrelerin propagandası idi. İnce Memed’in Deli Durdu gibi fakir fukarayı soyan, diğer ağaların emri altında silah sıkan bir namussuz olduğunu görmesi ve iki arkadaşıyla çeteden ayrılması Yaşar Kemal’in İnce Memed’i eşkıyalık ile halk kahramanlığı arasındaki kıldan ince kılıçtan keskin çizgi ile ustaca ayırmasının eseridir.

Psikolojiyi yansıtabilmek
Bu metin İnce Memed 1 romanı hakkında uzun bir özet olma iddiasını içermez. Ama olay örgüsünden bağımsız da hareket etmemize olanak sağlamaz. Roman ilerleyen safhada İnce Memed, Cabbar ve Recep Çavuş’un kendine sığınacak bir yer bulması. Abdi Ağa’nın ölmediği haberini alması ve onu öldürmeye ant içmeleri, Döne’nin Abdi tarafından öldürülmesi, Hatçe’nin suçlanarak cezaevine konulması, burada ona analık edecek Iraz ile tanışması, Mehmed’in köyüne giderek olanları öğrenmesi, Abdi’nin Çukurova’ya kaçtığının ortaya çıkması, adresinin bulunması, saklandığı köyün yakılması, İnce Memed ve arkadaşlarının namının Çukurova’da alıp yürümesi ve Abdi’nin Mehmed’i öldürtmek için eşkıyaları yollaması ile devam eder. Tüm bu olay dizisi hiçbiri romanda fazla ve gereksiz görünmeden aynı zamanda Çukurova hakkında dört mevsime dair müthiş bir betimleme ile devam eder. Burada Yaşar Kemal, daha ilk romanı itibariyle konuya hakimiyet, bölümler arası geçiş kabiliyeti, karakter yaratımı ve psikolojinin okura yansıtılması konularında dünya edebiyat tarihinde eşine rastlanmamış bir çaba sergiler. Romanı okurken sık sık düşündüğümüz şey, Yaşar Kemal edebiyatının geniş roman perspektifi olur. Ve bu metnin aslında yazarın ilk eseri olduğunu unuturuz. İnce Memed, Abdi Ağa’yı kendi köyüne giremez kılıp da toprakları ve hayvanları o güne kadar topraksız ve hayvansız kalmış köylüye dağıttığında köylü müthiş mutlu olur. Mutluluğundan ne yapacağını bilemez. Abdi Ağa, İnce Memed’i sıkıştırıp dağa sürdüğünde ve gelip mallarına yeniden sahip olduğunda köylü İnce Memed’e müthiş öfkelenir. Öfkesinden ne yapacağını bilemez. Ama korkar da. Gelip onları vurup, öldürür diye endişelenirler. Gücü hiç eline almamış köylü, güç kimdeyse ondan yana olmayı seçer roman boyunca. Ama bu bir seçim midir yoksa kör olası bir zorunluluk mu, Yaşar Kemal de tercihi okura bırakır.
Hikaye nereden tanıdık geliyor?
Nihayetinde İnce Memed, hapisten hem Hatçe hem Iraz’ı kaçırır. Dağlara sığınırlar. Zorlu yıllar geçer. Hatçe doğum yapar, jandarma her tarafta İnce Memed’i arar. Bir yandan da Abdi Ağa ile Çukurova’daki diğer feodallerin eşkıyaları İnce Memed’in peşine düşer. Birkaç kez yinelenen çatışmaların sonunda dağ başında bir mağarada yaşamak zorunda kalan Hatçe yaralanarak yaşamını yitirir. Erkek bebeği Iraz’a veren Mehmed, oğlunun hayatını kurtarır ve hem annesi Döne’nin hem de karısı Hatçe’nin ölümünden sorumlu Abdi’nin peşine düşer. Bu arada genel af çıkar. Mehmed artık serbesttir fakat gidip Abdi’yi kurşun yağmuruna tutar ve roman boyunca peşinde olduğu hayatını çalan Abdi’nin hayatını elinden alır. Romanı böyle özetleyince İnce Memed’i okumayanların bile ‘Ben hikayeyi bir yerden biliyorum’ dediğini düşünmek zor değil. İnce Memed, yayınlandığı 1955’ten itibaren Yeşilçam’da sayısız filmin sinopsisini oluşturdu. Hikayeyi az çok değiştiren yazarlar ve yapımcılar, İnce Memed’i temel aldıkları onlarca film ürettiler. Öte yandan Yaşar Kemal de İnce Memed’i Çukurova’da dinlediği eşkıya hikayelerinden türetti. Nasıl ki Cervantes, Don Quijote romanını şövalyelik romanlarından etkilenen ve aklını yitiren karakteri üzerine inşa ettiyse yani metinlerden etkilenen bir kurgu karakteri oluşturduysa, Yaşar Kemal de İnce Memed’i Çukurova’nın o güne dek efsaneleştirilmiş tüm eşkıyalarının hikayelerinden damıttı. Yine de iş bu kadar basit değil.

Emsali olmayan bir metin
İnce Memed, bir yazarın ilk romanı olmasına rağmen neredeyse kusursuz bir metin. Sanki İnce Memed, Yaşar Kemal isimli 1955 yılındaki genç yazarın ilk romanı değil de 55 yıllık bir romancının ustalık eseri. İnce Memed’i Türk edebiyatının Ağrı Dağı yapan özelliği Yaşar Kemal’in topraksız ve hayvansız köylülere Abdi Ağa’nın mallarını pay ettiği bir komünyon düzen idealizminden gelmez. Zaten metin yazıldığı dönemde Türkiye’de politik olarak en büyük düşman komünizmdi ve devlet tüm gücüyle komünizmle mücadele ediyordu. İnce Memed bu açıdan Türkiye’deki sınıfsal ayrımı, köyün içindeki kast sistemini anlattığı daha doğrusu bunu idealize ettiği için de büyük değildir. İnce Memed, Yaşar Kemal’in ilk romanı olmasına karşın:
Derin karakter yaratımı
Yalın ilk cümle girişi
Olay örgü bütünlüğü
Doğa betimlemesi gücü
Psikolojiyi eşsiz şekilde yadsıtabilme iradesi
Yaşadığı dönemi ve kuralları eleştirilebilme cesareti
Yerel ifadeleri edebiyat diline kazandırma kabiliyeti
Bir coğrafi bölgeyi roman karakterine dönüştürme çabası
Türk edebiyatına köy romancılığını kazandırması
Sadeliğin ihtişamı formunu kullanması
(Devam metinleriyle ortaya çıktığı üzere her kitabın ayrı ele alınacak niteliklerinin olmasının yanında seri halinde bir bütün oluşturma özelliği) gibi daha uzun bir listeye sahip nitelikleri nedeniyle özeldir. Yani dünya edebiyatının bir ilk roman olmak teknik açıdan çok fazla özelliği bir arada bulunduran en nadide eseridir.
Yaşar Kemal bu dünyaya büyük bir edebiyat zekası ile gelmiş. Konu kurgu, karakter, olay örgüsü, metin iklimi yaratma gibi konularda ne denli üstün bir kabiliyeti olduğu İnce Memed gibi daha ilk adımda Büyük Roman yazarak edebi iddiasını ortaya koyması bakımından da çok önemlidir.
Evet, edebiyat duygular yaratır. Ve oluşturduğu hisler kadar yer tutar. İnce Memed’in ülkemizde bitmek bilmeyen Abdi Ağa’lara karşı bayrak taşıyan mücadelesi her daim onu edebiyatımızın zirvesi yapacaktır ama İnce Memed, Yaşar Kemal’in yazı zekasını ortaya koyması ve bunu kusursuz şekilde uygulaması bakımından da eşsiz bir yapıttır. Ne mutlu ki böyle bir dev eser Türk edebiyatında yayınlandı. İnsan daha ne ister ki!






