Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

15 Mart 2017

Edebiyat

Garip’in Ermenicesi Alacakaranlıkta Kalır

Y.P. Tomasyan

Paylaş

48

0


1940’lı yılların ikinci yarısında, 1915 felaketinin üzerinden otuz yıl ve bir nesil geçtikten sonra, aralarında Cancikyan ve Kalustyan’ın da bulunduğu bir grup İstanbullu Ermeni genç, çıkardıkları gazete ve dergilerle “bitti, bitiyor, tükendi” denilen Ermenice edebiyata yeni bir soluk getiriyordu.
Y.P. Tomasyan
Türkçe yeni şiirinin öncüsü sayılan Orhan Veli’nin şiir kitabı Garip 1941’de yayımlanmış ve büyük gürültü koparmıştı. Bir yıl sonra, 1942’de basılan Balkıs adlı kitap da yarattığı tartışma bakımından Garip’ten aşağı kalmadı. Haygazun Kalustyan ve Garbis Cancikyan’ın, 2014’te İş Bankası Kültür Yayınları Kayıp Şairler dizisinden yeniden basılana dek unutuluşa terk edilen bu önemli kitabı, Türkçe yeni şiirde Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday’ın açtığı yola yeni ayak sesleri katıyor, aynı zamanda Ermenice şiir açısından da ilerici, öncü, devrimci bir akımın habercisi oluyordu. Kitap basıldığında henüz yirmi iki yaşında olan İstanbullu şairler Garbis Cancikyan ve Haygazun Kalustyan’ın ortaklığı Balkıs’la ilk ürününü verirken, kitabın girişinde yayımladıkları, tamamı küçük harflerle yazılmış manifesto mahiyetindeki önsöz, ikilinin şiir anlayışını son derece açık bir şekilde ortaya koyuyordu. yeniyi, eskinin kör devamcısı olarak yürütmek, yanlış bir telakkiye iştirak etmektir. sanki bir dış âlemi yokmuş gibi onu tasavvur eden romantikler muhayyile kuvvetlerine göre şöhret kazandılar ve kabuğuna çekilen mistikler, dış âlemin bıraktığı empresyonu bir iç âlemi diye ortaya attılar. ... vezin ve kafiye gibi uyuşturucu unsurlarda bulduğumuz güzelliğin ancak bir telkin mahiyetinde olduğu kanaatındayız. .... teşbih, mübalağa gibi birtakım edebi hokkabazlıklar, tekrar ediyoruz şiire bu zararlı zihniyeti getirmişlerdir. realist, sosyal hadiseleri olduğu gibi gösterir. Garip ve Balkıs’ın benzerlikleri tesadüfi değildi. Aynı kültürel ortamın meyvesiydiler. İkinci Dünya Savaşı’nın zor koşulları ve siyasi baskı ortamı altında üretmeye çalışan bir genç kuşağın edebi verimiydi söz konusu olan. Hem memleket hem dünya meselelerine duyarlı dar bir entelektüel çevrenin üyeleriydiler. Örneğin, Garip’in ikinci baskısının kapağı da, Balkıs’ın kapağı da ressam Agop Arad’a aitti. Aynı dünya görüşü etrafında toplanan bir avuç insanın birlikteliği ve dayanışmasına bir başka işaretse, “alacakaranlık” anlamına gelen Balkıs’ın isim babasının heykeltıraş Hüseyin Anka olmasıydı. Kalustyan ve Cancikyan’ın Türk şiir çevreleriyle ilişkili olduğunu, dönemin önemli Ermeni entelektüellerinden, gazeteci ve yazar Avedis Aliksanyan’ın tanıklığı da doğrular: “Bir gün değerli genç Türk şair A. Kadir’i yolda gördüm, güleç bir yüzle bir kitap uzattı bana. Kapağına bir göz attım, Balkıs; yazarın adını aradım, iki imza yan yana, G. Cancikyan, H. Kalustyan. –Tanır mısın? diye sordu Türk dostum merakla. –Şöyle böyle, diye cevapladım ve hemen kitabın önsözünü okumaya başladım.” Kimdi bu asiler? [caption id="attachment_26987" align="alignright" width="350"] H. Kalustyan[/caption] Peki, genç yaşlarına karşın bunca iddialı ve cüretkâr bir şiir yolunu tercih eden bu iki Ermeni kimdi? Onları yazıyla, edebiyatla, Türkçe ve Ermenice şiir yazmakla buluşturan hayat koşulları nelerdi? Gelin, yaşam öyküleriyle Zonguldaklı meslektaşları Muzaffer Tayyip Uslu ve Rüştü Onur’u fena halde anımsatan bu iki şairi yakından tanıyalım. Garbis Cancikyan, 1920’de İstanbul’un Samatya semtinde doğdu. İlköğretimini semtin Sahakyan-Nunyan Okulu’nda aldı. 1934’te Galata’daki Getronagan Lisesi’nin öğrencisi oldu. Bir yıl sonra okulu terk etmek mecburiyetinde kaldı ve bir şirkette çalışmaya başladı. Okuma arzusu ağır bastığından çalışmayı bırakıp 1937’de İtalyan Lisesi’ne devam etti, 1939’da Getronagan’a geri döndü ama 1943’te daha liseyi bitirmeden verem hastalığına yakalandığından bir kez daha okulu bıraktı. Şiir yazmaya çok küçük yaşta başlamıştı, çok okuyordu. Getronagan’da öğrenciyken, daha altıncı sınıfta Haygazun Kalustyan’la tanıştı. Kalustyan o günleri şöyle anlatır: “İkimiz de defterlerimizi şiirlerle karalıyorduk, ama birbirimize hiçbir şey söylemiyorduk. Daha ne kadar zaman şiir yazıp çantalarımızda saklayacaktık? En sonunda bir gün, yazdığımız şiirleri başkalarıyla paylaşma arzusuyla kıvranırken samimi olduk. Bu sayede ikimizin de birer okuru olmuştu. Ben onun okuru oldum, o da benim.” Cancikyan’ın “Ore Or” (Günden Güne) şiiri 1939’da Araksi Soğomon mahlasıyla, Pakarat Tevyan’ın yayımladığı Badger (Resim) adlı dergide basıldı. On dokuz yaşındaydı. O güne dek dergilere gönderdiği bütün şiirler reddedilmiş, bir çıkış yolu ararken aklına bir kadın adını kullanmak düşmüştü. Bunun işe yaradığını görünce, bir süre bu ismi kullanmayı sürdürdü. Daha sonra Yerçanik, Nor Or, Jamanak gibi gazetelerde şiirleri yer bulmaya başladı. Ancak verem illeti yakasını bırakmayacaktı. 6 Ocak’ta doğmuştu, 1946’nın 26 Şubatı’nda hayatını kaybetti. 26 yıl 50 gün yaşadı. Cenazesi, maddi güçlük içindeki pek çoklarında olduğu gibi, son günlerini geçirdiği Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi’nin şapelinden kalktı. Ölüm döşeğinde sadece bir şey istedi: Ermeni lirik şair Misak Medzarents’in yanına gömülmek. Dostları arzusunu yerine getirdi ve onu Balıklı Ermeni Mezarlığı’nda yatan Misak Medzarents’in (1886-1908) yanına gömdüler. Cancikyan’ın şiirleri ölümünden sonra, 1948’de Ore Or (Günden Güne) başlığıyla arkadaşları tarafından yayımlandı. Mezarın plan-projesini sınıf arkadaşı Mimar Hayk Manavyan üstlendi. Mezar taşına şiirlerinden birini kazıdılar: Ocağın altısında doğdum ben Ateş yüreğimde tüter, kılıç alnımda, doğdum ben. [caption id="attachment_26986" align="alignright" width="350"] Garbis Cancikyan[/caption] Haygazun Kalustyan da dostuyla aynı yıl doğdu, 1920’de. O da, İstanbul Ermeni toplumunun yoksul kesimlerin yaşadığı bir başka semt olan Gedikpaşa’da açtı hayata gözlerini. İlkokulu semtteki Mesrobyan Okulu’nda okudu. İki yıl Getronagan Lisesi öğrencisi oldu. Ailesinin maddi sıkıntılarından dolayı öğrenimini yarıda bırakarak bir fabrikada işçi olarak çalışmaya başladı. Daha sonra açıktan lise mezuniyet sınavlarına girip eğitimini tamamladı. Arkadaşının ölümüyle sarsılsa da, daha çok gençti, hayat onun için devam etti. 1953-1965 yılları arasında Şişli’deki Karagözyan Yetimhanesi’nde eğitimci olarak görev aldı. 1960’ta İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Pedagoji bölümüne girdi, 1964’te buradan mezun oldu. Cancikyan gibi Kalustyan’ın da ilk şiirleri Ermeni süreli yayınlarda, çeşitli mahlaslar altında yayımlandı. H. Kalustyan, A. Yeretsyan, Antranik Sarkisyan, Dikran Garabedyan gibi müstear isimler kullandı. 1948’de Ermenice şiirlerini topladığı Karyuği Lampar (Gaz Lambası) yayımlandı, 1962’de ise Kordzis Campun Vıra (İşyerimin Yolu Üzerinde). Eğitimci olarak hizmet verdiği Karagözyan Vakfı, 2004’te bu iki kitabını tekrar yayımladı. “Akşam” başlıklı şiirinden dolayı emniyet tarafından “sorguya” çekildi. Şiir “birlik ve beraberliğimizi” bozucu bulunmuştu. Şimdi Bir kadın İşsiz kocasını bekliyor Şimdi Kâğıt parçalarının alevi Pazar kaldırımları üstünde Dökülen lahana yapraklarını Yemeğe çevirecek Ve masa üstündeki ekmek bıçağı Tekrar Ekmek ekmek ekmek bekleyecek... Ne acıdır ki, şiirdeki kadın, Kalustyan’ın annesinden başkası değildi. Sosyalist şair, 1965’te SSCB’ye bağlı olan Ermenistan’a göç etti. Çeşitli dönemlerde idealleri uğruna Ermenistan’a giden pek çok Ermeni aydın aradıklarını bulamayıp hayal kırıklığına uğramıştır, ancak Kalustyan Erivan’da yaşamaya devam etti. Bir daha şiir yazmadı, üniversitede öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1985’te Erivan’da vefat etti ve Sovyedaşen Mezarlığı’nda toprağa verildi. Hem Garbis Cancikyan, hem Haygazun Kalustyan konularını sıradan insanların hayatlarından alır, onların acılarını, dertlerini dile getirirlerdi. Tamamıyla halk dili kullanıyorlardı, şiirlerinde zor, anlaşılmayan tek kelime yoktu. Dizeleri basit ve kolay anlaşılırdı. Tıpkı nesildaşlarının Türkçe yenilikçi şiirinde olduğu gibi, hece ölçüsü ve kafiyeyi kesin bir şekilde reddeder, hatta bunları şiirin katili olarak nitelerlerdi. Bir edebiyat kuşağı [caption id="attachment_26985" align="alignleft" width="200"] Kapak kompozisyonu Agop Arad. Kitabın adını heykeltıraş Hüseyin Anka koymuştur.[/caption] 1940’lı yılların ikinci yarısında, 1915 felaketinin üzerinden otuz yıl ve bir nesil geçtikten sonra, aralarında Cancikyan ve Kalustyan’ın da bulunduğu bir grup İstanbullu Ermeni genç, çıkardıkları gazete ve dergilerle “bitti, bitiyor, tükendi” denilen Ermenice edebiyata yeni bir soluk getiriyordu. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle, memlekette göreli bir özgürlük ortamı oluşmuş, çok partili siyasi düzene ve demokrasiye geçmek için adımlar atılmıştı. Daha sonraları bu gençlerin yarattığı edebi hareketlenme, çıkardıkları gazetelerden birinin adıyla, “Nor Oryan Serunt” (Yeni Gün Kuşağı) diye adlandırılacaktı. Yukarıda A. Kadir’le ilgili hatırasına yer verdiğimiz Avedis Aliksanyan’ın (1910-1984) 21 Temmuz 1945’te yayımlamaya başladığı Nor Or, ağırlıklı olarak sol düşünceye sahip şairlerin, yazarların toplandığı bir mahfil olmuştu âdeta. Garbis Cancikyan ve Haygazun Kalustyan’ın yanı sıra, Aram Pehlivanyan (1917-1979), Vartan İhmalyan (1913-1987), onun ressam kardeşi Jak İhmalyan (1922-1978), Sarkis Keçyan Zanku (1917-1991), Zaven Biberyan (1921-1984), Yetvart Ağamyan (1923-1991), Yervant Gobelyan (1923-2010), Keğam Sevan (Keğam Sıvacıyan) (1926-1991), Haçik Amiryan (1915-1998), Zahrad (Zareh Yaldızcıyan) (1924-2007), Vartan Gomikyan (1915-1998), Rupen Maşoyan (1928-1999) ve ressam Agop Arad (1913-1990) bu kuşağın ilk elden akla gelen yetenekli ve verimli temsilcileridir. Yaş olarak onlardan bir önceki nesle ait olan Ermeni taşra edebiyatının Munzur çınarı Hagop Mıntzuri (1886-1987) de, çıkardıkları gazetelere yazarak, âdeta onları 1915 öncesine uzanan köklerine bağlayan bir köprü olmuştu. Nor Or Kuşağı, dünyanın farklı bölgelerine dağılmış olan Ermenilerin ürettiği edebiyatla temas içindeydi, onları etkiledi ve onlardan etkilendi. Soykırım sonrası kültürel olarak neredeyse bütünüyle çoraklaşmış bir tarlada filiz veren kaçkın çiçekler gibiydiler. Nor Or, bir buçuk yıl boyunca zorluklar içinde yayın yapsa da, Cancikyan’ın öldüğü yıl olan 1946’da, Sıkıyönetim Komutanlığı’nın kararıyla kapatıldı. Sonraki süreçte, hem Ermeni hem sosyalist kimlikleriyle sistem için çifte tehlike arz eden yukarıdaki isimler büyük güçlüklerle karşılaştı. Pek çoğu yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. Aralarından Vartan Gomikyan, Yervant Gobelyan, Rupen Maşoyan, Zahrad, Agop Arad, Zaven Biberyan, Rupen Maşoyan İstanbul’da üretmeye devam etti ve 1990’lara, hatta ömrü vefa edenler 2000’lere kadar yazıp çizerek kültürel yaşamımızda iz bırakmaya devam ettiler. Verdikleri eserler, yazıp çizdikleri, bugün çoğunlukla süreli yayınların sayfalarında ve orada burada yayımlanmış birkaç Ermenice kitapta kalmış durumda ve meraklısını, araştırmacısını, okurunu bekliyor.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Cem Erciyes: Büyük Yayınevleri Pandemi..Erdinç Akkoyunlu
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

20 Mayıs 2025

İstanbul’da Satılık Daire Alırken Nele..

İstanbul, Türkiye’nin en büyük metropolü ve aynı zamanda en hareketli gayrimenkul piyasasına sahip şehridir. Farklı gelir gruplarına hitap eden binlerce ilan, şehrin her noktasında yer almakta, bu da seçim sürecini karmaşık hale getirmekted..

Devamı..

Müşterek Bir Dille Ayrılan Singapur

H.M.A. Leow

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024