Takipçiler
26 Haziran 2019 Öykü

Takipçiler


Twitter'da Paylaş
0

Görüntü beni heyecanlandırmıştı. Kolumun üzerinde kıpırdanan bir sinek vardı en başta, sineği öldürmeyi düşündüğüm kısa bir andan sonra her şey düzene girdi ve izlemeye başladım onu. Kıpır kıpır hali, olay yerinde delil toplamaya çalışan beceriksiz bir dedektifi andırıyordu. Onu izlerken, pencerelerden içeriye süzülebilen ama geriye dönüp çıkmayı beceremedikleri için geberip giden sineklerin anlatıldığı bir Cortázar öyküsünü hatırladım. Onu yaklaşık yarım saat izledim, yerinden hiç ayrılmadı ama gezintisinin bir yerlerinde durup bana baktı ve yapmam gereken önemli bir iş olduğunu söyledi. Burada durup tembellik etmeyi sürdüremezdim. Yapmam gereken işe saygı duyduğunu belli edercesine uçup gitti. Sağ kolumu yerinden kaldırdım ve o yağmurlu günde işgal ettiğim masayı terk ettim. Yapmam gereken bir iş vardı. Yapmam gereken bir iş olduğunda hep böyle yaparım. Diğer bütün işleri ya da işe benzeyen tırı vırı şeyleri bir kenara bırakırım. Yine de, kolumun üzerinde gezinen bir sineğin hareketlerini dikkatlice izlemek gibi bir işe rağmen yapmam gereken başka bir şeyin daha olması beni germişti, bir şeylere zorlandığımı hissetmiştim. Harekete geçmemi bekleyen insanların sayısı az değildi.

Yapmam gereken işi birlikte yapacağım kişiyi aramaya başladım, sokaklar arasında gelişen bu arayış durumu pek uzun sürmedi. Onu bulmak için uzun süredir görüşmediğim bazı insanlarla konuşmam ya da onları aramam gerekmişti. Kimi insanların artık telefonlarıma çıkmadığını ve beni gördüklerinde kafalarını çevirip başka bir yönü görmeyi tercih ettiklerini fark ettim ama bu benim için önemli değildi, içimdeki herkesi öldürmüştüm zaten –böyle durumlara anlayış gösterecek birilerini bulmak her zaman zordur.

Önemli işi birlikte yapacağım kişi eski bir arkadaşımdı ve onu bulduğumda D. Sokaktaki bir bankta yüzünde belirgin bir ifade olmaksızın oturuyordu. Oturduğu bank neredeyse beş metre uzunluğundaydı, yüzünde belirgin bir ifade yoktu. Oturduğu bank yola değil de bir apartmanın boyası sökülmüş, üzerine yazılar yazılmış duvarına bakıyordu. Çoğunlukla sessiz biri olarak bilinirdi, konuştuğu anlarda işe yarayacak şeyler söylemezdi, böcek familyasına özel bir ilgisi vardı, klasik arabalardan ve parasının yetmeyeceği diğer şeylerden hoşlanırdı. Yapılacak önemli bir iş için bundan daha verimsiz birini bulamazdım ama bu işte biz bir ekiptik artık. Görüntüsü beni rahatsız etti. Yağmurlu havada ıslandığını gördüm.

“Islanmışsın,” dedim.

“Saint Andre Lopez Collections giyiyorum,” dedi.

Saint Andre Lopez Collections giyiyordu gerçekten de. Reanimation serisi modellerden biriydi, halen sağlam ve ıslaktı ama bu modelin üretimi duralı elli yıl olmuştu artık. Arkadaşım fakirdi ve elli yıl geriden geliyordu. 

“Elli yıl geriden geliyorum,” dedi bana. Sesi çatlamış mermer gibi soğuktu ve kulaklarımda boş bir tabutun içinde mırıldanan ölüm gibi tınladı.

İşe koyulduk. Arkadaşım uzun süredir bir işe koyulmamıştı. Nasıl yapılacağını hatırlamak istiyordu, ona anlattım anlatmasına ancak ben de tam olarak nasıl yapılacağını hatırlamıyordum. Zaten çok işe yaramayacağını düşündüğüm için hatırlamadığım kısımları uydurmakla yetindim. Uydurduğumu anladı ve buna itiraz etmedi. Bazı insanlar iyi söylenmiş yalanlara özel bir ilgi duyarlar ve buna sanat gözüyle bakabilirler.

İşin nasıl yapılacağını eksik olarak hatırladığım için elimizdeki işin neye yarayacağını da tam olarak kestiremiyordum ama önemli olduğunu biliyordum. En başından, önemli olduğunu söylemişlerdi. Arkadaşım, attığım yalanlara inanmamış olsa da yağmurun altında ıslanmış cahil gözlerinin ışıl ışıl parladığını görebiliyordum. Aynılarından bende de vardı. Uzun süredir işlev dışı kalmış bedenlerimiz kendi işsizlik mağaralarını terk ediyordu. İşe odaklanmaya karar verdim. İlk olarak, bulunması gerek biri vardı. Nerede olduğunu öğrenmek sonra da harekete geçmek gerekiyordu ama ilk adımı atmadan önce her şey bana o kadar zor göründü ki bu kişinin bizden yüz binlerce kilometre uzakta olduğunu düşündüm. Kaç yüz bin gece süreceğini düşünmeden harekete geçtik.

Arkasında bazı ayak izleri bırakıyordu bu kişi. Yapılabilecek tek şey onları izlemekti. Şehrin her yanını dolaşıp bütün fare deliklerini, yerin diplerindeki otel odalarını, tıklım tıkış dolu kafeleri ve barları, içinde her haltın döndüğü dernek lokallerini, Mesai Tanrısı’nın gazabına uğramış devlet dairelerini vesaire vesaire dolaştık durduk. Her sokakta, köşe başında ve çıkmazda aynı kişiyi aradık. Yağmurlar altında sırılsıklam olduk, çamurlara düştük, kedi köpek üzerimize atladı. Rezil olduk. En sonunda başka birileri de bizi takip etmeye başladı. Rezil oldular. Birlikte, belli olmayan bir işin takipçileriydik. Aradığımız kişinin ayak izlerini takip ederken bıraktığımız ayak izlerini takip ederek bizi izleyen ötekileri de bu yolla, aslında bize değil aradığımız kişiye bağlanıyordu ama aradığımız kişinin ayak izlerini kaybettiğimizde kontrolümüzü yitirdik çünkü ne yapacağımız artık belirsizdi, fakat duramazdık artık, bizi takip eden başkaları da vardı. Bu işte yalnız değildik. Yeni yapay ayak izleri uydurmaya başladık onlar için. Arkadaşım bir süre sonra yoruldu. “Yoruldum,” dedi bana. Sesinden işsizliğe duyduğu hasretin kokusunu almıştım. İşi bırakmasına fırsat vermeden başımdan attım onu. Banka geri döndü ve geberene kadar ıslanmayı seçti. Bundan o kadar emindi ki hala daha ıslanmaya devam ediyor olabilir. Bense büyük bir ayak izi kıskacına düşmüştüm. Yapmam gereken işin doğasını anlayabiliyordum.

Birilerinin biri zamanında bir ayak izi bırakmıştı ve bir başka biri o ayak izini takibe başlamış, aynı ayak izinden adımlayarak izi arkasından gelen kişi için tazelemekle yetinmişti. İşin kendisi ayak izini takip ederek sonuca ulaşmak değil, ardından gelenin takip edebileceği halde bırakmaktı her şeyi. Önemli bir işte yapılacak ilk şey işin varlığını garanti altına almaktı. Bilmeden biz de aynı şeyi yapıp arkamızdan gelenler için her şeyi tazelemiştik. Bunu fark etmek eğlendirdi beni. Rotayı değiştirip işi darmadağın etmeye karar verdim. Kötü bir karardı bu, izlenecek rota sayısını birden ikiye çıkarmıştım. Arkamdan gelenler rahatsızdı, amacını bilmedikleri işin içinde oldukları gibi izleyecekleri yolu da seçemiyorlardı artık. Yepyeni başka rotalar ortaya çıkmaya başladı ve en sonunda ana iz diğer izlerin arasına karışarak kayboldu gitti. Herkes kendi rotasını çizmekte özgürdü. Yolda olmanın belli bir amacı yoktu. İş ölmüştü. Eski yerime döndüm ve kolumun üzerinde arkeolojik çalışmalar yapan sineği beklemeye başladım. Ölmüştü.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR