Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

21 Nisan 2021

Söyleşi

Tuba Kumaş'ın Öykü Kitabı "Uç" Üzerine Söyleşi

Ümit Aykut Aktaş

Paylaş

1

2


"Birleşmiş Milletler raporuna göre dünyadaki kız çocukları ve kadınların yüzde 45’inin kendi bedeni üzerinde söz hakkı yok. Bunu bilmek için bir raporda yazması da gerekmiyor aslında. Her an bununla yaşıyoruz. Beden üstüne yazmamın en önemli nedeni kadın olmam sanırım."

Tuba Kumaş, Radyo-Televizyon Bölümü ile DTCF Tiyatro Bölümü, Dramatik Yazarlık Ana Sanat Dalı mezunu, çizgi filmi senaristliği ve tiyatro oyunlarında dramaturgluk yapıyor. 17. Tudem Edebiyat Ödülleri Resimli Kitap Yarışması’nda Gece Parlayan adlı resimli öyküleriyle üçüncülük ödülünü ve Scognamillo anısına düzenlenen 2018 GİO Ödülleri'nde de Dünyanın Sonu Geldiğinde kitabıyla Başarı Ödülü kazanmıştı.

Tuba Kumaş’ın ilk öykü kitabı çizimlerini Berk Öztürk’ün yapmış olduğu Dünyanın Sonu Geldiğinde 2017’de Doğan Kitap tarafından yayımlanmıştı. Gotik, fantastik bir dünyadaki dışlanmış, farklı bedenlere sahip, kırılgan, görece olarak ürkütücü çocukların hikâyelerini anlatıyordu yazar. Ceset Kız, Tekboynuz, Koca Kulak, Vampir Çocuk, Hayalet, Işık Çocuk, Dört Göz, Sessiz Bebek ve diğerleri.

İkinci öykü kitabı ise İthaki Yayınları tarafından Mart ayında yayımlandı. Seksen sayfalık bu kısa öykü kitabı bize Tim Burton’ın ihtişamlı atmosferine benzer dünyalar vadediyor. Kitabı okurken Ölü Gelin, Makas Eller, Adams Ailesi, koca koca gözleriyle tanıdığımız çocukların ressamı Margaret Keane karakterlerine yakın canlıların yaşadığı bir coğrafyaya konuk oluyoruz.

’ta tuhaf gibi görünen ama doğaya uyumlu yaşayan formlar var tıpkı bitki gibi büyüyorlar bazen büyümüyorlar, suda da yaşıyorlar ve göğe yükseliyorlar. Tuba Kumaş’la ’u, yazma süreçlerini ve etkilendiği sanatçıları konuştuk.

Ümit Aykut Aktaş: Öyküleriniz ustaca yazılmış, minimal ve kendinden emin öyküler, sizin için öykülerinizde hangisi öncelikli kurgu mu, karakter mi, dil ve biçem mi?

Tuba Kumaş: Diyelim ki çok güçlü bir hikâyem var, güçlü karakterler yaratmayı da başardım ama güçlü bir kurgu yapamıyorum. O zaman o öyküden vazgeçerim. Ne anlattığım önemli ama nasıl anlattığım her şeyden daha önemli. Bir şeyi arkadaşlarıma anlatmakla öykü yazmak arasındaki farkı bu oluşturuyor. Dert ettiğimiz şeyleri insanlara anlatmanın onlarca yolu var. Bunu yazarak yapmayı seçtiysem en iyi kurguyu yapmak zorundayım.

ÜA: Yazmaya nereden başlıyorsunuz, bir fikirden mi, bir görüntüden mi, yaşadıklarınızdan mı? Hissettiğiniz atmosferin dilini arama süreci çok zamanınızı alıyor mu? Yazma ritüelinizden söz eder misiniz ve yazıya başladığınızda hangi yöne doğru yol aldığınızı biliyor musunuz yoksa yazı elinizden tutup sizi sürüklüyor mu?

TK: Zihnimde bir görüntü oluşuyor. Neredeyse bir tablo denebilir. Yüksek tavanlı bir evin ortasında iplerle eve bağlı bir anne kız görüyorum. Ya da ağzından güller çıkan bir kız. Çizebilsem o an onları çizmeye başlarım. Yeteneğim çizmeye değil yazmaya olduğu için zihnimde oluşan o görüntüyü yazmaya başlıyorum. Tabii zihnimde oluşan o görüntülerin kaynağının yaşadıklarım olduğunu da biliyorum.

Her atmosferin kendi dili oluyor. Yazdığım ilk cümle önemli. Zihnimde beliren o ilk görüntü gibi o ilk cümle de sayfada beliriyor ve öykünün dili ilk cümleden belli oluyor.

Yazmaya başladığımda hem hangi yöne doğru ilerlediğimi biliyorum hem de ona kapılıp gidiyorum. Birlikte ilerliyoruz. Bunun gerçekleşmediği öyküler de var. Sık sık durduğum, nerede olduğumu göremediğim, ne yapmaya çalıştığımı unuttuğum, yarattığım karakteri benim bile tanıyamadığım. Onlar kitaba girmeyen öyküler oluyor işte.

ÜA: Hangi yazarları kendinize yakın görüyorsunuz, kimlerden etkilendiniz? Sözlerin değil daha çok görüntülerin peşinden gitmeyi seviyor gibisiniz. Yarattığınız -görsel- dünyada etkilendiğiniz yönetmenleri hatta ressamları da söyleyebilir misiniz?

TK: Sophie Mackintosh ve Samanta Schweblin son birkaç yıldır kendime en yakın gördüğüm iki yazar. Onlardan daha önce tanıştığım ve beni hâlâ çok etkileyen yazarlar Ursula Le Guin, Flannery O Connor ve Salinger. GY Uçanları (Le Guin), Irmak (O Connor) ve Teddy (Salinger). Bu üç öyküyü takıntılı bir şekilde yeniden okurum. Schweblin’in Muhafaza Edilenler’i ve Ağızdaki Kuşlar’ı yazmış olmak isteyeceğim öyküler. Mary Shelley, Margaret Atwood ve Clarissa Pinkola Estes ’u yazarken etkilendiğim isimler oldu. Shaun Tan ve Neil Gaiman’ın resimli kitaplarını da ayrı bir yere koymalıyım. Özellikle resimli kitap ve çocuk kitabı yazarken en çok etkilendiğim iki isim onlar.

Yönetmenlere gelince, Doogtooth’u izlediğimde yazarlık bölümünde ikinci sınıftaydım. Ne anlatmak istediğimi çok iyi biliyordum ama bunu nasıl yapacağım konusunda kafam karışıktı. Cesaretlendirilmeye ihtiyacım vardı. Yorgos Lanthimos bunu tek filmiyle yaptı. Lisedeyken izlediğim The Virgin Suicides ve Edward Scissorhands’se anlatmak istediğim hikâyeleri bulmamda bana yardım etti.

Bana en çok ilham veren insansa bir ressam: Egon Schiele. İlhama ihtiyaç duyduğum anlarda onun çizimlerinin olduğu kitaplardan birini karıştırırım hemen. İki kitabımın ortak noktası da Dışavurumculuk. Bunda Schile’nin portrelerine, özellikle de otoportrelerine olan hayranlığımın payı var. Onun kendi bedenini tekrar tekrar yaratması beni çok etkiliyor. Goya, ve Dali’nin işlerine bakarken de bambaşka insanlara dönüştüğümü hissediyorum. İkisinin enerjisi çok farklı ama ortak noktaları bana çok kuvvetli duygular hissettirmeleri.

Edward Albee, Samuel Beckett ve Ionesco da en çok etkilendiğim oyun yazarları. Hatta ’un çıkış noktası Ionesco’nun Ders oyunudur.

ÜA: Yetişkinlerin özgürlük ve özgünlük sınırları çok dar aslında. Çocuk öyküleri de yazıyorsunuz, fantastik, büyülü gerçekçi, masalsı metinler yaratıyorsunuz. Hatta metinlerinizde kimi zaman gerçek ve gerçek üstü diz dize. Gerçeği fantastik dünyanın esperantosuyla anlattığınız hissine kapıldım’taki öykülerinizi okurken. Çocuk öyküleri yazmanız bambaşka bir zihinle bakmanıza da neden oluyor mu?

TK: Uzun yıllar sadece çocuk karakterler yazdım. Yetişkinler için yazdığım tiyatro oyunlarında bile ana karakterlerim çocuktu. İlk kitabım Dünyanın Sonu Geldiğinde yetişkinler için yazılmış olmasına rağmen karakterlerimin tamamı çocuktu. Çocuklara bir dünya yaratırken kendimi daha özgür hissediyorum. Onlar söz konusu olduğunda her şey mümkün görünüyor bana. Bazı insanlar çocukları hafife alır ama ben fazlasıyla ciddiye alıyorum sanırım. Bütün o fantastik dünyaya da çok yakışıyorlar.

’taysa yetişkin karakterler de var. O hep yazdığım çocukların anne babaları veya büyüdüklerinde dönüştükleri kişiler. Yetişkin karakterler yazarken daha mesafeli durup onlara daha uzaktan bakabildiğimi fark ettim. Çocukları yazarken o mesafe kalkıyor, konuşan ben oluyorum.

ÜA: Derdinizi olabildiğince az kelimeyle anlatmayı seviyorsunuz. Uzun cümleler, kendini anlatmak için çırpınış belki de… Kısa yazmak daha mı zor?

TK: Benim için kısa yazmak zor değil. Hatta bunda daha iyi olduğumu düşünüyorum. Fazladan bir kelime ya da sahne bile görmek istemiyorum öykülerimde. Güzel bir cümleyi de fazla olduğunu düşünürsem üzülmeden çıkartırım kitaptan.

ÜA: Öykülerinizdeki karakterlerin çıkmazları, dertleri, yaraları neler sizce? Öykülerinizde bir beden takıntınız olduğu görülüyor, hızla vücut formlarını bozuyorsunuz, yine sizin ifadenizle güzelliğin yok olması güzellik kadar büyüleyici geliyor olabilir mi?

TK: Birleşmiş Milletler raporuna göre dünyadaki kız çocukları ve kadınların yüzde 45’inin kendi bedeni üzerinde söz hakkı yok. Bunu bilmek için bir raporda yazması da gerekmiyor aslında. Her an bununla yaşıyoruz. Beden üstüne yazmamın en önemli nedeni kadın olmam sanırım.

İkinci neden de şu, onu dinlemeyi biliyorsanız beden çok konuşkan. Sözcüklerse çok yanıltıcı. Günlük hayatta da insanların ne söylediğinden çok nasıl hareket ettiklerine bakarım. Öykülerimde neredeyse hiç diyalog yok. Onun yerine beden konuşuyor. Dağılıyor, sonra yeniden bir araya geliyor. Olmadı kanatlanıyor.

Sadece güzellik değil yok olan her şey bana büyüleyici geliyor. Tabii yeniden inşa edilmek şartıyla. Yok oluşun ve yeniden inşanın ortasındayken hiç olmadığım kadar heyecanlı hissediyorum ve genelde tam da o anı yazıyorum.

YORUMLAR

Ceyda Aral

"Yazmaya başladığımda hem hangi yöne doğru ilerlediğimi biliyorum hem de ona kapılıp gidiyorum. Birlikte ilerliyoruz. Bunun gerçekleşmediği öyküler de var. Sık sık durduğum, nerede olduğumu göremediğim, ne yapmaya çalıştığımı unuttuğum, yarattığım karakteri benim bile tanıyamadığım. Onlar kitaba girmeyen öyküler oluyor işte." Kitabı da sevmiştim, yazarın öykü türüne bakışını, içinde kaybolmasını da sevdim.

23 Nisan 2021

Ceyda Aral

"Yazmaya başladığımda hem hangi yöne doğru ilerlediğimi biliyorum hem de ona kapılıp gidiyorum. Birlikte ilerliyoruz. Bunun gerçekleşmediği öyküler de var. Sık sık durduğum, nerede olduğumu göremediğim, ne yapmaya çalıştığımı unuttuğum, yarattığım karakteri benim bile tanıyamadığım. Onlar kitaba girmeyen öyküler oluyor işte." Kitabı da sevmiştim, yazarın öykü türüne bakışını, içinde kaybolmasını da sevdim.

23 Nisan 2021

Öne Çıkanlar

Scott Fitzgerald’dan yazarlara öğütlerOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Jeff Minick

5 Mayıs 2025

Böyle Bir Politik Ortamda Akıl Sağlığı..

Amerikan halkını böylesine derin bir mutsuzluğa sürükleyen bir diğer önemli etmense medyanın kullandığı nefret söylemi, yaratılmasına öncülük ettiği olumsuz siyasi atmosfer ve yol açtığı ön yargılar. 2002-2015 yılları arasında Ulusal Ruh S..

Devamı..

Büyümenin Sancısı, Hayallerin Haritası..

Işıl Kızılırmak

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024