“Ayrıcalık dağıtarak herkesin dostluğunu kazanmaya çalışan hiçbir zaman yeteri kadar para kazanamaz. O kazanamaz da, Cumhuriyet kazanır mı peki?”
Bazı coğrafyalar akıl tutulmasına öylesine aşinadır ki, olağanüstü olanla olmayan arasındaki ayrım tamamen ortadan kalkar. Carlos Fuentes’in 2002 yılında yayımladığı Kartal Koltuğu’nun merkezinde de böylesi bir akıl tutulması var. Yıl 2020, Meksika’nın idealist devlet başkanı Lorenzo Teran, Kongreye sunacağı bir bildiriyle Kuzey Amerikalı işgal kuvvetlerinin Kolombiya’dan çekilmesini istemeye karar verir. Üstelik bununla da yetinmez ve Washington’un OPEC tarafından belirlenen rakamı ödemeye yanaşmaması halinde Meksika petrolünün Amerika Birleşik Devletleri’ne ihracının yasaklanacağını ilan eder. Ve Amerika yanıtını verir: Meksika 2 Ocak sabahına bütün elektronik sistemleri çökmüş şekilde uyanır. ABD, iletişimi sağlayan uyduda bir arıza olduğunu belirtse de ne ülkedeki gazeteciler ne de politikacılar uyduyla elektrik ve telefon hatları arasındaki bağlantıyı sorgulama zahmetine girer. Tek yaptıkları birbirlerine mektup yazmak ve yaklaşmakta olan 2024 seçimleri için entrika peşinde koşmaktır. Ama elbette politik kanadın kayda değer bir çoğunluğu Lorenzo Teran’ın kendi menfaat ilişkilerini zedeleyecek bu kararından hiç memnun değildir ve danışman Xavier Zaragoza mevcut durumla ilgili serzenişlerini dile getirir:
“Sorunların kendi kendine çözüldüğüne, müdahalece bir hükümetin, çözdüğünden daha fazla sorun yarattığına ve ilk harekete geçmesi gerekenin sivil toplum olduğuna yalan dolanla inandırdılar başkanı, o da inandı. Kim bilir hangi böcek kanına girdi? Kolombiya’dan bize ne? Bırak, her zamanki gibi Venezuela ve Arap ülkeleri yapsın petrol pazarının pis işlerini. Biz niye kokuşmuş şeyhler çetesiyle iş birliği yapıyoruz ki? Taraf tutmak gerekmeden, başkalarının anlaşmazlıklarından faydalanmayı bildik her zaman. Ama tavsiyeler vererek ortalıkta dolaşırken silahın nereden ateşleneceğini kimse bilemez.”

Bu sözlerin muhatabı olan Marìa del Rosario Galvàn ise Kartal Koltuğu’nun en güçlü karakterlerinden biri. Bir yandan İç İşleri Bakanı Bernal Herrera ile aşk yaşar öte yandan himayesindeki genç siyasetçi Nicolàs Valdivia’yı 2024 seçimlerine hazırlar. Ve bizler de bu sayede karşılaşacağımız isimlerle ilgili fikir edinmiş oluruz:
“Hakkın var, sevgili Nicolàs’ım. Eğitim Bakanı Ulises Barragàn, belanın tekidir. Bir dişçiden bile daha yalancı olduğunu söylerler, sonu gelmeyen aralıksız konuşmaları tek bir işe yarar: Dinleyen herkes katatonik hale gelir. Konuşması o kadar sıkıcı ki, yalnız dinleyenleri uyutmuyor, kendi de uyuyor. Sağlık Bakanı Abundio Colmanares, görevini belli bir zarafetle hatta fantezilerle yürütür. İş tutmaya hazır kızışmış köpek gibidir ve görevinden, iyileştirme bahanesiyle faydalanır. Vakanın kendisidir, bazen de enikonu sevimlidir. Çevre Bakanı Guillermina Guillen, iyi dilekleriyle ışıldar. Öyle hayalperesttir ki, gerçekçi olmak için düşündüğünün tersini yapması yeter. Kuşların sığınaklarını korumaya alır, buharla dezenfekte ettirir, sonunda uçan hiçbir canlı, canlı kalmaz. Ormanları budasınlar diye balta dağıtır odun kafalı. Böylece korunacak orman kalmaz. Ortada çözülecek sorun da kalmaz. Tarım Bakanı Epifania Alatorre, Lopez Mateosu’un zamanından beri ulusal politikanın içindedir, hasat ve hava durumu tahminleriyle ünlüdür: Yağmura bakılırsa, bu sene hasat iyi olabilir, kötü de olabilir, tam tersi de olabilir. Ulaştırma Bakanı Felipe Aguirre’ye de güvenme. Dikkat et, suratı çoraplarıyla aynı renk, alçaklığın şaşmaz işareti. Hatırı sayılır komisyonlar aracılığıyla alelacele imtiyazlar dağıtır, sözleşmeler imzalar. Bakan’ın ne varsa çalıp çırpmakta sakınca görmediğini bile bile Başkan ona neden tahammül ediyor, bilmiyorum. Tek bir kuram vardır, sevgili Nicolàs’ım ve kuramların en eskisidir: Rüşvetle yağlanmadan işleyen yönetim çarkı yoktur.”
Carlos Fuentes, kendi kurgulamış olduğu bu karakterler için, “asalaklar, sülükler ve dalkavuklarla bunların maharetlerini örtme gayretindeki gazeteciler,” nitelemesini yapıyor. Haksız da sayılmaz çünkü mektuplardan oluşan bu hacimli anlatıda politik figürlerin birbirleri hakkındaki ifşaları ve kimi zaman aşırıya kaçan cinsiyetçi yaklaşımları okurun bile tahammülünü zorlayacak cinsten.
“Herkes kendi oyununu oynuyor, ne sen ne de ben onunla rekabet edecek toplara sahibiz, güzel erkeğim benim. Veracruz’daki ihtiyar delikanlı, önünde domino taşları, gizemli adamı oynuyor, altı altıyla işimizi ne zaman bitireceğini Tanrı bilir. Belki de etrafımızı saranlar, katıksız düşman güçleridir. İşin iyi tarafı, esaslı bir iftira kampanyası düzenlemek için fazla bir şeye ihtiyacımız yok. Las Lomaslı orospu senin hakkında diyor ki, iktidara gelmek için ananı bile öldürürmüşsün. Benim temiz, saf sevgilim; ben senin asla böyle bir şey yapmayacağını biliyorum. Sen en iyisi düşmanının anasını öldür.”
“Maliye Bakanı Andino Almazan. Ekonomi konusunda inandıklarından milim şaşmaya yanaşmayan demir bir teknokrattır. Ekonominin ilahiyatçısıdır, E harfi büyük ve gotik yazılacak. Andino için paranın değerini düşürmek, orospu bir kız çocuğuna sahip olmaya benzer. Zavallının bilmediğiyse La Pepa diye tanınan karısının aslında bütün gün onu boynuzlayıp duran bir orospu olduğudur.”
Tutarsız bir iç ve dış politika, ekonomik istikrarsızlık, yolsuzluk, rüşvet, liyakatsizlik, entrika, ihanet, suikast ve darbe planlarından oluşan bu mektuplar, tarihi toplu mezarlarla ve gömülmemiş cesetlerle dolu olan Meksika’nın politik bıkkınlığının bir yansıması. Belki de en dikkat çekici olansa ortaya dökülen sırların olanca rezilliğine rağmen zerre eksilmeyen politik kibir. Bütün karakterler, sanki her biri birer Machiavelli’ymiş gibi birbirlerine kendi bilgi ve deneyimlerini dayatır:
“Unutmayın, politikada ilkeler yoktur. Dakikalar vardır. Bir de uyanık olup o dakikaları havada kapma gücü. Kurnazlığın bir diğer adıdır bu. Hangi anlamda kurnazlık? İç İşleri Bakanımız, kamuoyunu karıştıran her üç olayda da gösterdi bunu. Sorunu ele alırsın veya gömersin. Olmaması gereken, bir talebin, karşılanmadan veya reddedilmeden sürüncemede bırakılmasıdır. O zaman güçsüz kalındığı izlenimi yaratır.”
“Sana karşı dürüst olacağım: hem çok deneyimsizsin hem de çok saf. Yurdum insanının dediği gibi biraz budalasın yani. Kendine bir bak. Bütün tılsımlı sözcükleri biliyorsun. Demokrasi, yurtseverlik, sağcı yönetim, güçler ayrılığı, sivil toplum, ahlaki yenilenme. İşin tehlikeli tarafı bunlara inanıyor olman. Kötü tarafı da ikna olmuş olman. Ormana daldın, aslanları öldürmek istiyorsun ama daha tüfeğini doldurmamışsın.”
Meksika’nın her altı yılda bir yenilenen seçimlerini “kutsal cumhuriyet maskaralığı” olarak niteleyen Carlos Fuentes, verdiği bir röportajda devlet başkanlarının yalnızca bir kez seçilebildiğini ve dolayısıyla seçimden galip çıkan her başkanın iktidarı süresince tek derdinin bir yandan mümkün olabildiğince cebini doldurmak ve öte yandan sürgün edilmemek için bütün kanıtları ortadan kaldırmak olduğunu belirtiyor. Zira Kartal Koltuğu’nun sürgünden dönen eski Başkanı Cesar Leon’un mevcut Başkan Lorenzo Teran’a nasihatleri de dikkate değer:
“Ah, Sayın Başkan. Büyük hata, çok büyük. Size en çok borcu olanı seçerseniz, size bağlı olmadığını kanıtlamak için ihanet edeceğinden kuşkunuz olmasın. Politik yamyamlık dünyanın her yerinde var ama bir tek Meksika’da halkın cesedi iki yüz çeşit acı biberle çeşnilendiriliyor. (…) Yeni Başkan, etrafındakilerin sevgisini kazanmak için kendinden öncekini öldürme yoluna gidiyor. Kendinizi hazırlayın Sayın Başkan. Dikkatli olun. Bakın bakalım anlı şanlı zamanlarınızda yanınızda olanlar, gözden düştüğünüzde yanınızda olanlar mı?”

Ve bir de Cesar Leon’un Başkanlık koltuğuna göz diken Özel Kalem Müdürü Tacito de la Canal’a yönelttiği muazzam hitabeti ve orduyla ilgili ifşaları var:
“Dur bir güleyim, kıçımın kenarı Caligula, iğrenç hain, satılmış. Seni Kartal Koltuğu’na ancak ben taşıyabilirim; biliyorsun değil mi? Benim için hayatını kazandığın günlerden birinde sana söylediğimi hatırlıyor musun, aşağılık yaltakçı? Saplantı halinde hükümete karşı entrika çevirme olasılığını düşünmekten sakın vazgeçme, zaten olmasa da, yaratırsın sen. (…) Telefon yok, faks yok, e-posta, bilgisayar, internet, uydu, hiçbir şey yok. Bak ama ne var, ben sana söyleyeyim. Kimsenin öngöremediği bir şey var. Bilinmeyen ve kurnazca. Her konuda birbirinden çok farklı olan General Mondragon ve General Cicero Arruzai hepimizi fişlemenin yöntemi konusunda anlaşmaya vardılar. Bu yöntemi nasıl bulduklarını ve başardıklarını sorma. Mondragon’un her zaman uzmanlardan oluşan bir ekibi olduğunu söylerler, milyonlar ödeniyormuş adamlara, bir düşünsene salak, MIT’nin, Silikon Vadisi’nin ve Paris’teki CNRS’nin safi beyin takımından oluşan bir ekip.”
Carlos Fuentes, rasyonel düşüncenin bir türlü kök salamadığı Meksika’nın “iyi huylu diktatörlük” alışkanlığından kurtulmayı bir türlü beceremediğini ifade ediyor ki, Fuentes’in altını çizdiği bu diktatörlük konusu romanda sık sık karşımıza çıkan meselelerden biri.
“Sayın Başkan, bilir misiniz? Meksika, dinamik alın yazıların ülkesidir. Sivil topluma ve halkın özgürlüğüne fazla inanıyorsunuz. Üzerinde enikonu düşünüp taşındığım tavsiyem şudur: Sınırlar koyun. İnsanlarımızın, başlarında bir rehber olmadan hareket etmesine izin verirseniz, çok geçmeden özgürlük kargaşaya dönüşür, o zaman da bu sonsuz özgürlük dinamiğinin adı irade olmaz, alın yazısı olur (…) Edilgenlikle karıştırılan bir demokrasiden yorgun düşen Meksikalıların, bugün en azından güven ve nereye gittiğini bilen lider duygusu yaratan otoriter bir liderlikten yana oy kullanmayacaklarına kim güvence verebilir? Bu, işin öteki ucu. Bu duruma düşmeyin. Halkınızın karşısındaki varlığınızın değerini iyi ölçüp biçin. Kimse Lorenzo Teran için, Adolf Hitler Fransa’yı yendiğinde Georges Berbabos’un Fransa için söylediklerini söylemesin: Vatan uykuda olduğu sırada, serseriler ırzına geçti.”
Kartal Koltuğu ile ilgili Avrupa ve Amerika’da yayımlanmış eleştirilerin çoğu tek noktada hemfikir: İnsanlar nerede? Elektronik alt yapısı tamamen çökmüş bir ülkede politikacıların isyanlardan, işsizlikten, hükümeti yanıt vermesi için sıkıştıran basından bahsetmesi gerekmez mi? Eleştirmenler bu yanıtsız soruların romanın inandırıcılığını zedelediğini ve Fuentes’in (daha iyisini yapabilecekken) kolaya kaçıp gerçeklikten uzak bir melodram kurguladığı fikrinde. Bense bu görüşleri okuduğumda sadece gülümsedim ve bu eleştirmenlerin belki de hiçbir zaman algılayamayacakları o ilk cümleyi yazıverdim: Bazı coğrafyalar akıl tutulmasına öylesine aşinadır ki, olağanüstü olanla olmayan arasındaki ayrım tamamen ortadan kalkar. Hem Marìa del Rosario Galvàn’ın da dediği gibi, “Latin Amerika topraklarının kutsal kitabıdır adaletsizlik. Gizlilik hiç kuşkusuz insanın elini kolunu bağlıyor; ama bir patronun veya Başkan’ın övündüğü dokunulmazlık halini ortak utanca dönüştürmek için, gizledikleri pislikleri ortaya dökmek yeterli, kudret sahibinin utanmazlığı bile ortak utancı bastıramaz.”
Alıntılar: Carlos Fuentes, Kartal Koltuğu, Çev. Zeynep Önal, Can Yayınları, 2010






