Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

30 Nisan 2025

Hayat

Aleppo ve Maskeli Balo

Zeynep Yalçın

Paylaş

1

0


Helen tarzı ile Roma ve Bizans dönemlerinde yıldızı parlayan Halep, VII. Yüzyılda İslam medeniyetine dahil olmasından sonra yavaşça parlaklığını yitirmeye başlar.

Halep… Türk Havzası ile Arap Havzası arasındaki kritik bölgede yer alan şehir, yine gündemde. Çünkü coğrafi konumu ile beraber Halep, askeri, siyasi, ticari ve dini nedenlerden dolayı tarihin Ortadoğu sahnesinde çok önemli bir role sahip. 

Son gelişmelerden başlayacak olursak Suriye’deki iç savaş sırasında hangi taraf Halep’i aldıysa bugün o kazanmıştır. Ortadoğu’ya hâkim olmak isteyen her güç önünde sonunda Suriye’yi alma zorunluluğu duyar. Suriye Ortadoğu’nun Doğu Akdeniz’e açılan kapısı ise Halep de o kapının anahtarıdır. Bu anahtarı kimler eline almadı ki... Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan da gelip şehrin önünde otağını kurdu Melikşah da. Selahaddin Eyyubi de gelip Halep Kalesi’nin burcundan Jarüsalem’e baktı Sultan Baybars da. Timur’un ayak bastığı bu şehrin sarayında Yavuz Sultan Selim de oturdu Kanuni Sultan Süleyman da.

Peki Batının Aleppo, Arapların Haleb, Türklerin Halep dediği bu şehrin adı ne zamandan beri “Syria” bölgesinde duyuldu? 

Halep, ilk olarak M.Ö. III. bin yılda Akad tabletlerinde “Halaba” adıyla geçer. Şehir kısa sürede büyür ve adını duyurur Syria’da. Şehrin gelişmesinde kavşak noktasında kurulması kadar fırtına tanrısı “Adad”ın kült merkezi olmasının da etkisi vardır. Adad, gökyüzü efendisidir ve yokluğunda kuraklık, açlık, ölüm ve kaosa neden olur. Kutsal hayvanı boğa olarak tasvir edilir. Halep, Hellenistik dönemde Syria bölgesine hâkim olan Seleukoslar tarafından Helen mimarisi ile yeniden inşa edilir. Şehir halkı “Halep Zeusu” adını alan tanrılarına şükran törenleri düzenler. Romalılar döneminde büyümeye devam eden Halep, akropol haline gelir. Çok sayıda kilise bulunan ve Hristiyanlık merkezine dönen şehir, Bizans döneminde başpiskoposluk derecesine yükselir. 

Helen tarzı ile Roma ve Bizans dönemlerinde yıldızı parlayan Halep, VII. Yüzyılda İslam medeniyetine dahil olmasından sonra yavaşça parlaklığını yitirmeye başlar. Buraya yerleştirilen bedevi kabileler şehirde büyük yıkımlara neden olur.  Benzer olaylar ile Halep’in kaderi şekillenir; öyle ki dini mücadeleler nedeniyle şehir tarumar olur, yeniden ayağa kalktıkça yerle bir edilir. 

İslamiyetin ilk dönemlerinde yeni şekillenen İslami anlayış Ortadoğu’da oluşmaya başlar.  Değişik yorumlamalar nedeniyle halk arasında birçok farklı mezhep ve tarikatlar ortaya çıkar. Bölge halkının Hristiyan, Yahudi ve Müslüman diye ayrılması yetmez, bu dinler içinde mezhepler ve tarikatlar da baş gösterir.  İslamiyeti farklı yorumlayanların toplandığı iki ana kitle, iki ayrı halifelik ilan eder. Bunlar Şiilerin desteklediği Fatımi Halifeliği ile Sünnilerin desteklediği Abbasi Halifeliği’dir. Ortadoğu’da var olan müslüman devletler, Fatımi halifeliği veya Abbasî halifeliği adına savaşır durur. İslam devletlerinin aralarındaki bu güç çatışmasını izleyen Bizans ise mücadeleler sonucu zayıflayan bölge devletlerinin topraklarına el koyma fırsatını kaçırır mı, kaçırmaz elbette.

Hem bu duruma örnek olması hem de Halep’in bölgedeki stratejik öneminin anlaşılabilmesi için o dönemde yazılmış olan bir mektuptan söz etmek yararlı olacaktır. X. yüzyılda Halep merkezli kurulmuş olan Hamdani Devleti’nin sultanı, kendisine baskı uygulayan Fatımilere karşı Bizans İmparatoru II. Basileios’tan yardım talep eder. Bu amaçla yazmış olduğu mektupta şöyle bir cümle kullanır:  “Haleb alındığı zaman Antakya da alınmış olur ve ne zaman Antakya alınırsa İstanbul da alınır.” Bu mektup üzerine durum değerlendirmesi yapan Bizans İmparatoru, yüz bin kişilik ordu hazırlayarak, ordusunun başında Halep’e yardıma gelir. 

Haçlı seferleri başladığında Halep, iki yüz yıl boyunca tüm saldırılara karşı koyar. Ancak kısa bir süre sonra kapısına dayanan Moğol süvarilerinin karşısında diz çöker. Halep halkını Moğol zulmünden kurtaran Memlük Sultanı Baybars’tır. Memlük egemenliğinde yeniden askeri, ticari ve idari anlamda merkez olan Halep, Anadolu’ya hakim olmak isteyen Timur’un da dikkatinden kaçmaz. Askeri bir deha ve savaş stratejisi uzmanı olan Timur, çok kısa sürede devletini bir cihan imparatorluğuna dönüştürmeyi başarır. Yalnız onun cihan hakimiyetine pürüz çıkaran bir devlet vardır. Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar kendisine tabi olmayan tek Türk toplumu ve devleti; Osmanlı Devleti. Hedef olarak belirlediği Osmanlı Devleti’nin topraklarını almak için sefere çıkar. Sivas’ı aldıktan sonra Anadolu’ya daha rahat saldırabilmek için önce güneye yönelir. İlk hedefi Halep’tir. Ardından Hama, Humus ve Şam, ayağı aksayan bu komutanın ayaklarının altında ezilir. Suriye’ye hâkim olma avantajını elde ettikten sonra Timur; Osmanlı’yı da yener. Timur’un ölmesi ile Halep, tekrar Memluklerin eline geçer.

Yaklaşık yüzyıl sonra başka bir askeri strateji uzmanı olan Yavuz Sultan Selim de bölge ile özel olarak ilgilenir. Ortadoğu’ya hâkim olmak için yapılması gerekli olan askeri hamleleri teker teker gerçekleştirir. İstanbul’dan çıkar, doğrudan Antakya’ya gelir ve alır. İkinci hedef elbette Halep’tir. Halep’i aldıktan sonra Osmanlı yeniçerilerine Kahire yolu açıktır artık. Sultan Selim, Şam’ı ardından da Kahire’yi Osmanlı topraklarına katar. Böylece Ortadoğu’da dört yüz yıl sürecek olan Osmanlı hakimiyeti başlar. 

Bu süre boyunca Ortadoğu’nun Osmanlı’ya, Osmanlı’nın da Ortadoğu’ya kattığı değerler olur. Osmanlı sultanlarının kullandıkları unvanlar değişmiştir mesela. Yavuz Sultan Selim, Halep’i aldıktan sonra büyük camide adına hutbe okutur ve rivayete göre ilk defa burada “Hadimü’l Haremeyn” unvanını kullanır. “Mekke ve Medine şehirlerinin hizmetlisi” anlamına gelen bu unvanın Halep’in alınması ile kullanılmaya başlanması, Halep şehrini alanın direkt Hicaz Bölgesi’ne sahip olabileceği çıkarımını doğurur. Bu rivayet, Halep’in alınmasının bölge hakimiyetinin sağlanmasındaki kilit rolünü ve kutsal toprakların güvenliğindeki önemini göstermesi bakımından önemli bir göstergedir.

Halep Kalesi’nde Osmanlı Sancağı dalgalandıktan sonra şehir, sağlanan güvenli ortam sayesinde ticari açıdan gittikçe gelişir. XVII. Yüzyıl, Halep için antik dönemden sonra en zengin ve refah içinde yaşadığı yüzyıl olur. İmparatorluğun, İstanbul ile Kahire arasındaki topraklarında yer alan en büyük şehir haline gelir. Nüfusu yüz bin civarındadır. Dönemine göre devasa büyüklükteki bir insan topluluğuna mekân olan Halep, bu nüfusun ihtiyaçlarını karşılayacak kadar hem sivil hem askeri hem dini birçok mimari yapıya sahiptir. Bunlar arasında Halep Kalesi, Müslüman dünya içinde İslam medeniyetinin mimari harikası olarak kabul edilen, dilden dile anlatılan en önemli mimari yapı olarak ilk sıradaki yerini alır.

Halep, Devlet-i Aliyye’ye dahil olduktan sonra oluşturulan Halep Eyaleti’nin de merkezidir.  Halep şehrine Osmanlı devlet adamları özel ilgi gösterir. Şehrin valileri, şehri ve onun ticari kapasitesini hem bu dünya hem öteki dünya açısından iyi bir yatırım alanı olarak görür. Kurdukları büyük geliri olan vakıflar sayesinde şehrin görüntüsüne ve ticari altyapısına katkıda bulunurlar. Bu vakıfların gelirleri ile camiler, külliyeler, bedestenler, hanlar inşa edilir. Artık Halep çarşısını büyüklük olarak geçebilecek tek çarşı vardır; İstanbul’daki Kapalı Çarşı.

Halep Çarşısı’ndaki en göz alıcı alan ipek kumaşların satıldığı arastalardır. En çok İran ipeği ile İngiliz yünlü kumaşı el değiştirir burada. Halep’teki altın arastasının ise İslam dünyasında haklı bir şöhreti vardır. Güneşin doğduğu yerden, garb ışıklarının kaybolduğu yerlere kadar mal gönderilen bu ticari alanda; İngilizlerin, Venediklilerin ve Fransızların konsoloslukları ardı ardına açılır. Zamanla Suriye bölgesindeki ticaretin yüzde ellisine İngiltere sahip olur. Gittikçe zenginleşen Levantenlerin yanı sıra Acem ve Hintli tüccarlar da büyük konaklar yaptırarak şehirde kendileri gibi ayrıcalıklı bir bölge yaratır. Halep’teki ticaret o kadar gelişir ki şehre özgü ticari terimler ortaya çıkar. Örneğin Balkanlarda, Diyar-ı Rum’da, Mısır’da “arşın” adında kullanılan ölçü birimine karşılık gelen uzunluğun buradaki adı; Halebi’dir. Ki “Halebi oradaysa, arşın burada” deyimi buradan gelir. 

Halep’in altın yıllarını yaşadığı bin altı yüzlü yıllarda bu kadar güzellik varken edebiyatın olmaması söz konusu değildir tabii. Her güzelliğin içinde bir edebiyat vardır çünkü. Şehr-i Sitanbul’daki ya da diğer kadim payitahtlardaki kadar olmasa da Halep’teki edebi muhitler de kalabalıktır. Buradaki yerel yöneticilerin meclislerinde şairler yer alır, divan şiirinin hoş nağmeleri bey konaklarından sokaklara taşar. Bu nedenle Halep doğumlu olan şairlerle birlikte Halep’te vazife icabı bulunan şairler sayesinde divan edebiyatı eserlerinde Halep’e rastlamak şaşırtıcı değildir.

Halep kumaşı ünlenip Osmanlı payitahtında elden ele dolaşırken, divan şairleri şiirlerinin kalitesini bu kumaşa benzetmekten çekinmez. Hatta Osmanlı klasik dönem edebiyatında özgün ve yetkin şiirin tanımlanmasında Halep kumaşı imgesi yaygınlaşır. Şair Nabi, Halep’te yirmi iki yıl yaşadığından olacak, şiirini Halep kumaşına benzetmeyi ilk akıl edendir. Kumaş imgesinin şiir bağlamında kullanılması Nabi’den sonra yavaş yavaş yaygınlaşır. Örneğin Halep kumaşı akımına karşı Şeyh Galip, daha iyi olduğunu kanıtlamak için şiirini Hint kumaşı gibi dokuduğunu iddia eder. Zamanla şiirdeki kumaş imgesi de değişime uğrayıp yeni simgesel anlamlar kazanır. Halep kumaşı imgesi “eski şiir” i, Hint kumaşı imgesi ise “yeni şiir” i anlatacak şekilde kullanılır. 

XVII. yüzyıl boyunca Halep’in sokaklarında divan şiirinin beyitleri uçuşurken XVIII. yüzyılda meydana gelen siyasi gelişmeler şehrin semalarında kara bulutları toplamaya başlar. Anlaşılan Fırtına tanrısı nam-ı diğer Halep Zeus’u, yine şehre öfkelenmiştir. İran’daki devletin dağılması, İran ipeğinin kalitesinde düşüşe neden olur. Malların kalitesizleştiğini gören Avrupalı tüccar gün geçtikçe pazardan çekilir, yerine yerli Arap Hristiyan ve Yahudiler ön plana çıkar. Bu zengin bezirganların karşısında ise dini burjuvaziyi temsil eden Sünni Araplar ile alt tabaka olarak görülen Arap, Türk ve Kürt Yeniçeriler vardır. Bu zümreler arasında kaçınılmaz şekilde başlayan çekişme ise şehrin ekonomisinin ve siyasi kurumların çöküşüne yol açar. 

Siyasi kurumlar demişken XIX. Yüzyılda Osmanlı topraklarında yeni bir idari düzenlemeye gidilir. Daha önce de var olan Halep Eyaleti’nden daha büyük bir Halep Vilayeti oluşturulur.  Yine Halep şehrinin merkez olduğu bu vilayete Urfa, Maraş, Adana, Kozan, Payas ve Zor sancakları dahil edilir. Bugün bu şehirler ile ilgili araştırma yapılacak ise Halep Vilayet Salnameleri zengin içerikler sunar. Halep şehri için de aynı şey söz konusudur. Şehrin tarihi ve iktisadi bağı Anadolu’nun güneyi ile birdir. Halep şehrine bakıldığında Hama, Humus, Şam benzerliğinden öte Antakya, Adana hatta Bursa etkisi görülebilir. Yüzyıllardır süregelen bu birlikteliğin yarattığı benzerliği ve sonuçlarını görmemek yanlış olur. Nitekim tarihi olaylar bunu doğrulayacak şekilde gerçekleşmiştir.

I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı’ya karşı ayaklanan Arap milliyetçileri kendilerine Halep’te taraftar bulmaz. Çünkü Halep içinde Arap nüfusun daha fazla olduğu bir şehir olmasına rağmen yaşam tarzı, mimarisi, kültürel geçmişinden dolayı Türk(men) şehri tanımlamasına daha yakındır. Halep, Kahire dışında en çok Memlük ve Eyyubi eserlerinin görüleceği şehirdir. Osmanlı’nın dört yüz yıllık eserleri ile birlikte şehre hâkim olan Türk etkisi alenidir. Eski Halep’in Helen tarzı yapıları da şehrin kimliğinde apaçık görülür. Öyle ki ünlü Fransız edebiyatçı A. De Lamartine, hayran kaldığı Halep’i “Doğu’nun Atina’sı” olarak tanıtır.

I. Dünya Savaşı sonrası İngiltere’nin Ortadoğu üzerinde gerçekleştirdiği planlar sonucu kurulan Faysal Krallığı, Halep’ten vazgeçmez. Fakat bölge o kadar değerlidir ki bir türlü çıkarlar uyuşmaz. Yine İngiltere’nin isteği üzerine Suriye’de söz sahibi olan Fransızlar, masa başında bölgeyi yeniden dizayn eder. “Fransız tasarımı” bu yeni düzen; bölgede yaşayan Arap, Türk, Kürt, Ermeni, Hristiyan, Yahudi, Süryani, Hanefi, Sünni, Şafi, Şii, Dürzi kesimlerinin yaşam alanları hiçe sayılarak oluşturulur. Ülkelerin sınırlarının cetvelle çizilmesinin doğal sonucu olarak günümüzdeki Ortadoğu karmaşası ortaya çıkarılır.

XX. yüzyılda Ortadoğu’nun çözülemeyecek bir kördüğüm haline getirildiğini bu yüzyılın askeri deha ve strateji uzmanı anlar; Mustafa Kemal. O da bölge tarihine hâkimiyeti ve askeri zekasının öngörüsü ile yapılması gereken hamleyi yapar. Kördüğüm olmuş ipe elini sürmez ve bölge ile araya ince bir çizgi çeker. Bu ince çizgi Antakya ile Halep arasındadır. Anadolu topraklarını güvence altına almak için Antakya’dan vazgeçmeyeceğini; “Hatay şahsi meselemdir” diyerek Fransa’ya mesajı verir. Bunun dışında “Yurtta sulh cihanda sulh” politikası ile Ortadoğu’da körüklenen her türlü etnik ve dini çekişmelerden uzak durur. Bu sayede bölgede düzenlenen, kimin hangi tasarımla katıldığı belli olmayan maskeli baloya “Kemal’in Türkiye’si” katılmaz. 

Peki ya Halep? 

Ona Aleppo diyenlerin düzenlediği baloda, salonun ortasında, kurulduğu andan itibaren şehrin kaderini çizen fırtına tanrısının öfkesinin geçmesini beklemekte…

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

J.L. Borges'in en sevdiği öykülerOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

A. Dilek Şimşek

16 Şubat 2025

Hayattan Notlar

HaikularSardunyalarınÜstü çiğ kaplı                         Yavru kuşlar uçuyor Bir çocuk içindekiTomurcuklarlaKaplanmış mezar Pire ne yiyorsun yeZıplayıp durmaUykum kaçıyor Pardon, birine benzettimDireksiyonu kavramıyor, kollarını ona teslim etmiş. Başı, omuzları, gövdesi arzın merke..

Devamı..

Sağlıklı Yaşam Endüstrisinin Tatsız Ta..

Andrzej Tokarski

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024