1946’lı yıllar devletçiliğin, yeni yetişen burjuvaziye dar geldiği yıllardır.
17 Nisan 1940 tarihi, eğitimde alternatif bir modelin tarihidir.
17 Nisan’da çıkarılan bir yasa ile, köy öğretmen okulları birer Enstitü haline getirilir.
Amaç, kırsal kesimde yetişen köy çocuklarının birer eğitmen olarak köylerine dönüp üretime katkı yapmalarıdır.
Amaç, eğitimin üretime yönelik olmasıdır.
Ama evdeki hesap çarşıya uymaz.
CHP, binbir uğraşla kurduğu Köy Enstitülerini yine kendisi ortadan kaldırır.
Köy Enstitülerini anlayabilmek için 1936-1946 yıllarına dönmemiz gerekiyor.
Köy Enstitüleri belli bir dönemin toplumsal ve sınıfsal ürünüydüler.
Yine o toplumsal ve sınıfsal dönemin kurbanı oldular.
O yıllar, kapitalizmi geliştirme ve palazlandırma yıllarıdır. Kurtuluş savaşı kadroları tercihlerini liberal ve kapitalist yoldan yana yapmışlardır.
1923 İzmir İktisat Kongresinde bu durum açıkça ilan edilir.
Ama bir büyür sorun vardır…
Tüm Avrupa’da yaşanan toplumsal olaylar bizde yaşanmaz. Avrupa Burjuvazisi kendi dinamiği içinde feodaliteye karşı tüm gücüyle mücadele ederek onu tasfiye edip, kendi iktidarını kurarken, kurtuluş savaşı kadroları, toprak sahibi ağaları, yabancı şirket temsilcileri, asker-sivil bürokratlarla işbirliği içine girerek iktidar olurlar.
İşte gerçek çatışma ve çelişki, kurtuluş savaşı kadroları ile tasfiye edilmeyen bu kesimleri arasında olacaktır.
O yıllarda Anadolu büyük bir açlık ve yoksulluk içindedir.
Kırsal alanda ağalığın tasfiye edilmesi ve toprak reformunun acilen yapılması gerekiyordu.

Kurtuluş savaşı kadroları tüm olumsuzluklara karşın anti-emperyalist politikalarından ve ilerici ruhlarından ödün vermek istemiyorlardı. Bu kadrolar gericiliğin tamamen tasfiye edilmesini istiyorlardı. Bunun için de işe, köylerden başlanmasını ve ağalığın ortadan kaldırılmasını talep ediyorlardı.
Ekonomik alanda uygulanan devletçilik politikalarından daha çok işadamlarının ve toprak ağalarının yararlandığını gören kurtuluş savaşının ilerici kadroları duruma tepki gösterirler.
Köy Enstitüleri işte bu eleştiri ve tepkilerden sonra ortaya çıkar.
İlk beş yıllık kalkınma planları yine bu dönemde yapılır.
Sıkı devletçi politika 1937 yılına kadar sürer. Amaç, tüm zorluklara ve dirençlere rağmen yerli sermaye sınıfının güçlendirilmesidir.
Kurtuluş savaşı kadrolarının işi çok zordur.
Gerek Mustafa Kemal, gerekse İsmet İnönü çeşitli konuşmalarında toprak reformu ve köylülüğün durumuna değinirler. İnönü 1937’de:
“Batakçı toprak ağalarının kökünü kazıyacağız!” der.
1937 yılında başlayan toprak reformu arayışları hezimetle sonuçlanır ve gerçek anlamda bir toprak reformu hiçbir zaman uygulanmaz.
Toprak reformu arayışlarının gündeme gelmesi, ilköğretim ve köylerde eğitim sorununu da gündeme getirir. CHP’nin reformist aydın-bürokrat kanadının yoğun baskısıyla Tonguç, İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne atanır.
Tonguç yaptığı bir konuşmada durumu özetler gibidir:
“Köyleri ele alıp, oradaki insanları kültürün ve modern medeniyetin nimetlerine kavuşturmamız gerekir. Bu yapılmayınca, Cumhuriyetin yarattığı, dayanmak istediği ülkü ve prensipler sadece birer tatlı rüya tesiri yapıyor, günden güne değerlerini kaybediyor. Onun için köyü kalkındırmaya değil, kendi unsurları ile içinden canlandırmaya çalışmak ve şuurlandırmak lazım geliyor...”
Kurtuluş savaşı mücadelesini yönlendiren kadrolar sınıfsal olarak küçük burjuva ilericiliğinden öte gidememişlerdir.
Köy Enstitüleri, toprak ağalığına rağmen gerçekleştirilen kuruluşlardır.
Ülkenin içinde bulunduğu koşullar göz önüne alındığında, Köy Enstitüleri projesinin ilerici bir adım olduğu görülüyordu. Toprak ağalığına rağmen Köy Enstitülerinin kurulması ve çalışma biçimleri, ülkede kapitalistleşmenin yolunu açmaya çalışan, her türlü gericiliğe ve sömürüye karşı, köyleri canlandırmaya ve onları bilinçlendirmeye çalışıyorlardı.
İşte toprak ağalarını ve egemen güçleri korkutan da bu olmuştur.
Gerçek bir burjuva demokrasinin olmadığı ülkede, serbest rekabetçiliği çağrıştıran bu tür girişimler hiç de iyi karşılanmamıştır. İkinci bir neden de; Kapitalizm artık devrimci barutunu tüketmiş ve rekabetçi dönem sona ermiştir.
Rekabetçi dönemin sona ermesiyle tekelcileşen kapitalizm, yerini yeni bir döneme bırakmıştır.
Emperyalizm’e…
Köy Enstitüleri de o günkü koşullarda çağdaş birer kuruluş olmaları nedeniyle egemen güçlerce hiç de iyi karşılanmamıştır. Köy Enstitülerine karşı çıkan en büyük kesim yine toprak ağalarıydı. Sömürünün acımasızca yapıldığı Anadolu’da, toprak ağalarının böyle bir kuruluşu ve eğitim sistemini kabullenmesi imkansızdı.
Durum, eşyanın tabiatına karşıydı.
İşte anlatmaya çalıştığımız bu iki nedenle Köy Enstitüleri mevcut ekonomik ve siyasal sisteme yabancı gelmişti. İdeolojik ve siyasal olarak içinde bulunmadıkları bu kuruluşları tasfiye etmek için toprak ağaları harekete geçerler. Köy Enstitülerinin hemen kapatılması gerekiyordu.
Ama nasıl?
En çok şikâyet toprak ağalarından geliyordu.
Köy Enstitülerinin kapatıldığı 1946’lı yıllar, sermayenin devletçilik politikasıyla palazlandırıldığı yıllardır. İkinci Dünya Savaşı ile ithalatçı ve ihracatçılar savaş nedeniyle karlarını arttırmış, yabancı şirket temsilcileri, kapitalist ve emperyalist kuruluşlar can-ciğer olmuşlardı.
1946’lı yıllar devletçiliğin, yeni yetişen burjuvaziye dar geldiği yıllardır.
Bu devletçilik gömleğinin yırtılması gerekiyordu.
1946’lı yıllar, egemen güçlerin kurtuluş savaşında işbirliği yaptığı kadrolarla yollarını yavaş yavaş ayırmaya başladığı yıllardır. Toprak reformu, köy enstitüleri vb. girişimlere artık bir son verilmeliydi.
Demokrat Parti bu anlamda tam bir kırılma noktasıdır.
Özellikle Demokrat Parti kurucuları ve onların siyasal destekçileri, sermaye kesiminin niteliğini çok iyi ortaya koyuyordu.
Demokrat Parti, emperyalizme bağımlı, ithalatçı-ihracatçı yönü ağır basan, asalak, çoğunlukla büyük toprak sahibi ağaların desteğiyle kurulmuştu. Demokrat Parti, şeyhlerin, büyük toprak ağalarının ve tefecilerin desteğiyle gelişir.
1936-1950’li yıllarda ekonomik yapı bu zümrenin istekleri doğrultusunda gelişir.
Köy Enstitüleri ve toprak reformu gibi “Halkçı” girişimler de birer “Simge” ve “Özlem” olarak kalacaktır.
Kısacası Köy Enstitüleri belli bir dönemin ürünüydüler ve yine belli bir sınıfsal çatışmanın kurbanı oldular.
Son sözü mecliste çiftçiyi topraklandırma tasarısına karşı konuşma yapan, büyük toprak ağası Adnan Menderes söyler;
“Halt etmişler, kimin toprağını kime verecekler?”






