Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

1 Nisan 2018

Öykü

Tülin Safi • O Gözlerde Yaş İstemiyorum

Tülin Safi

Paylaş

41

0


Birbirlerine bakmadan, eller ayrı, sabırsız adımlarla yürüyorlar. “Şurada oturup bir şeyler içelim,” dedi adam. Kadın başıyla onayladı. Şişmiş gözlerini, kırmızı burnunu ve yanaklarından akan rimelinin izlerini uzun saçlarıyla saklamaya çalışıyor. Çevresi boş bir köşe masaya oturdular. Yemek yiyecek halleri yok, adam ikisi için şarap söyledi. Bir sigara yaktı. Kadın başını yana çevirmiş, gözleri bir noktaya dikili, susuyor. Adam bir mendil uzattı, “Şu yüzünü bir sil haydi,” dedi. Kadın yüzünü silerken adama öfkeyle baktı, çirkin görünmeme katlanamıyor. Kadehleri tokuşturmadılar. Adam sigarasından derin bir nefes aldı. “Hiç yakıştı mı bu kadar ağlamak?” “Umrumda değil,” dedi kadın. “Yıllardır tanıdığımız doktor, kim bilir arkamızdan ne dedi?” “Senin tanıdığın doktor. Hem yanında ilk kez biri ağlamıyor herhalde.” Saatine baktı, “Bak, senin için toplantılarımı erteledim,” dedi, “ama artık kendini toparlamalısın, böyle olmaz.” “Olmayacak olan ne? Her şeye sen mi karar vereceksin?” Sesi titredi. “Tabii ki hayır ama senden daha tecrübeliyim ve istemediğimi defalarca söyledim.” Sesini niçin yükseltiyor, yine sinirlendi, diye düşündü kadın, kontrolünü kaybediyor. Son zamanlarda ne çok sinirleniyor. İstemiyorum, diye tekrarladı adam. “Bu ısrarın sonu ikimizi de üzer.” “Demek istemediğin bir şey olduğunda çekip gitmek bu kadar kolay senin için. Hani senin biriciğindim?” Kadın gözyaşlarını tutamadı, hafifçe hıçkırdı. “Benim istediğim bir şey senin için niye bu kadar zor. Yapamaz mısın? Seviyorsan eğer…” Masadaki çiçeğin yapraklarını yoluyor, küçük öbekler yapıyor. Adam, gözü yolunan çiçeklerde, “Hayır, sevgi başka bir şey. Bunların hepsini yaşadım zaten,” dedi. “Artık kafa dinlemek, sakin, huzurlu bir hayat istiyorum. Bu yaştan sonra birinin daha geleceğini düşünemem. Yaşlılığımı düşünmek zorundayım.” Hep ben, ben, ben…Ben neyim peki? Biz olamayacaksak burada işim ne? Adam boşalan kadehlerini doldururken, “Bak böyle kararlar tek başına alınmaz,” dedi. “Vazgeç artık, saplantı haline getirme. Gerekirse bir psikiyatriste gidersin. Birkaç seansta çözer bu konuyu.” O öğleden sonra kadının gözlerinin içine ilk kez şefkatle bakıyordu. Güven veren, sıcak bakışları. Bu sefer aldanmayacağım. Bir çocuğum olamayabilir. Onun dediği gibi yaşarsak. Hem niye hep son sözü söyleme derdinde. Kadının yanağını hafifçe okşadı, elini tuttu, “Haydi toparla kendini, şimdi yetişmem gereken bir toplantı var. Akşam belki sinemaya gideriz,” dedi. Kadın adama baktı. Yanında süs bitkisi istiyor. Sevdiği falan yok. Benim için bile kendinden ödün vermiyor. Gözlerinde yanma, bedeninde üşüme hissiyle otururken, adam telefonu elinden düşürmüyor. “Sen ofise dön. Biraz daha oturacağım. Sonra da yürümek istiyorum.” “Seni eve bırakabilirim, tek başına sıkılma.” “Merak etme sıkılmam, düşünecek çok şey var.” “Hâlâ neyi düşünüyorsun. Bence düşünecek hiçbir şey kalmadı. Akşama haberleşiriz. Bu kadar kaytarma yeter, hesabı ben öderim canım, sen keyfine bak. O gözlerde yaş istemiyorum.” Tam bedeninin ölçülerine göre dikilmiş takım elbiseleri içinde, buradayım, diyor. Hesabı ödemek için kasaya gittiğinde dönüp kadına baktı, gülümseyerek göz kırptı. Nasıl bu kadar ilgili gözüküp duygusuz ve rahat olabiliyor, diye düşündü kadın. Sınırları çizili ortak yaşamdan nasıl bahsedilebilir? Aylardır rüya mı görüyorlar? El ele verip kalan yılları birlikte geçirelim, demişlerdi. Vazodaki çiçekler yolundu sıra minik minik kırılan kürdanlarda. Niçin bugün doktorda o kadar ağladım ki. İçimden bir şey koptu, hayalim yokluğa gömüldü. İstemeyen o. Oysa ben? Bilmiyorum. Bir gün pişman olur muyum? Başkasını sevebilir miyim? Her sabah içinde bir kırgınlık, tamamlanamayanların özlemi. Özlemin imkânsızlığı. Bitmesi gereken projeler, yarına yetişmesi gereken işler. Bugün hiç o kafada değil. Dikkatini veremez. Hem canı o eve gitmek istemiyor. Bir süredir yaşadığı, adamın evimiz dediği evine. Evin her köşesinde o ve onun yaşanmışlıkları. Sanki anılar müzesi. Bu kadar anılarına bağlı birini tanımamıştı. Kabul etmeli, orada evinde hissetmiyor. Umudu birlikte kurulacak, belki bu şehirden giderek perçinlenecek hayatta. Hem o zaman belki, o evde bıraktıklarıyla yaşayan eski eşler, arkadaşlar, sevgililer bir kutuya doldurulup tavanarasındaki yerlerini bulur. Paltosunu giydi. Yağmurda yürümeyi seviyor. Fönlü saçım bozulur, üstüm ıslanır, ayakkabılarım çamurlanır kaygılarını bırakalı çok oldu. Kim ne derse desin. Uzun bir yürüyüş yapmalı. Birbirine benzer kutu kutu odalar, çiçeksiz balkonlar, nerede başlayıp bittiği belli olmayan binalar. İtişilen kaldırımlar, sanki her şeyi bedava mağazalar, eli kornada ayağı frende şoförler. Sıkışmışlık duygusu. Uzaklara yürümeli. Şöyle deniz kenarına. Oturup denize bakmalı. Acelesi yok. Düşünecek ne çok şey var. Acı çekmeyi göze alabilecek mi? Bir başkasını sevmek isteyen kim? Ondan ayrı olmayı düşünmek bile istemiyor. Ama yorulmaya başladı. Yorgunluğun ne kadar yıkıcı olabileceğinin farkında. Nefesi tükenen ilişkide, devam etme isteği, cılız bir çabadan öte olamıyor. İçi sıkılıyor, yüreğinde bir soluksuz kalma hissi. Kendisinden beklenen vazgeçişe öfkeleniyor. Yürümeli, daha çok, daha hızlı. Unutmak ister gibi. Yorulunca da gider bir yerlerde bir şeyler içer. Bulunmaz, ulaşılmaz olmak, büyük bir suskunluk istiyor. Onu yokluğuyla sınamayacak bir sessizlik. Bu saatte arabalarla dolu dik yokuştan aşağı indi. Hava kararıyor. Telefonu çaldı. Bakmadı. Caddenin sonuna gelmeden telefonu tekrar çaldı. Ekrana baktı, “Aşkım” arıyor. Cevap vermedi. Yürümeliyim, sahile az kaldı.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ling Ling Huang, Klasik Müzik ve Kurma..Ling Ling Huang
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Elizabeth Harris

10 Şubat 2025

Haber Yazıları ve Editörlük Uğraşları:..

Gazeteciliğin bana öğrettiği derslerden biri de az kelimeyle çok şey anlatmaktı. Kullandığınız bir kelime ya da sahne gereksizse kurtulun gitsin.Muhabirliğe ilk kez The New York Times’ta başladım. Yaklaşık dört yılım..

Devamı..

ârâfî

Tan Doğan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024