UNDERGROUND: Yeraltı, yeraltı dünyası, yeraltı geçidi, yerin altında, toprak altı, gizli, gizli ulaşım, gizli örgüt, gizli kapaklı, alt tabaka.
LITERATURE: Edebiyat, kaynak, yazın, basılmış broşür, genelge vb.
“Gross market” ya da “halk pazarı” ya da buna benzer aynı anlamı karşılayan betimleme kelimeleri: bu tip pazarlarda çaydanlık satılır, patates de satılır, ayakkabı ve bilgisayar güç kablosu da ve biz bunları sattığı için o satış noktasına “patatesçi”, “kablocu”, “ayakkabıcı” demeyiz ve de diyemeyiz! Onlar sadece büyük marketlerdir. Hepsi bu! Yukarıda “underground” ve “literature” kelimelerinin Türkçe olağan karşılıkları var, herhangi bir sözlük bu anlamları verir size. İlk kelimeyi (yeraltı) ikinci kelimeyle (edebiyat) birleştirmeden önce ilk kelime sağlıklı çalışan bir beyinde şu anlama bürünmekten kaçamaz: “ortalıkta olmayan/gezinmeyen”, evet en kaba ve doğru anlamla bu. İkinci kelimeyse zaten en başta bu yazı gereği “edebiyat” olarak anadilim olan Türkçede karşılık bulmakta. Bu bize şöyle bir cümle sağlar: “ortalıkta gezinmeyen edebiyat”. Doğal olarak bu cümle akla “mainstream” kelimesini getirmelidir. Bu kelimenin Türkçedeki tekabülü: “ana akım, ana görüş”tür. Bu sebepten bir “ana akım edebiyat” cümlesi kurmak mümkündür. Kurulduğundaysa mantık görür ki bu cümle ile az önce yukarda bahsini ettiğimiz cümle karşı karşıya gelmektedir. Bu, kimsenin tekeline bu iki ayrı unsuru birbirine düşman etme ya da “karşıt” gösterme hakkını vermez, zira böyle bir hak yoktur. Zaman dahilinde “underground” olanın “mainstream”’e dönüşebilme ihtimali, ihtimalin de ötesinde olup gayet doğal bir durumdur. Bunu teğet bir düşünceyle; alt-kültürlerin gene zaman dahilinde karşı-kültürün nesnesi ve malzeme sağlayıcısı olarak görebilir ve taşları aklımızda daha yerine oturtabiliriz. 1960 sonrası larvalaşmaya başlayan hippi “kültürü”nün kısa bir süre sonra ana akıma ve elbette ki kapital endüstrinin en çok marşandiz üreten ve satan alanına dönüşmesi realitesi bu noktada çok iyi bir örnek olup dileyenler bu konu üzerine çevirmiş olduğumuz sitüasyonist teorisyen Ken Knabb’ın “Hippi Hayatının Sefaleti Üzerine” makalesini okuyabilir.1 Sanılanın aksine “yeraltı edebiyatı” denilen şeyi diğer edebi tüketim mekanizmalarının karşısına koymak gibi bir ihtimal söz konusu değildir, zira bir edebiyat türü olarak yeraltı edebiyatı yoktur, lakin bir “pazar”-“market” olarak mevcuttur! Bu Gross market salt kategorilemek adına bile başta Amerikan edebiyatı olmak üzere dünya edebiyatının birçok türünü kendi stantlarında bulundurur. Gene sanıldığı üzere: sapkın inanç sistemleri ve cinsellik eğilimleriymiş, şiddetmiş, kötülükmüş bu edebiyatın unsurları olmadığı gibi bu olmamaklığı böyle bir edebiyatın zaten olmayışından dolayı değil; sayılan özelliklerin herhangi bir edebiyattan ziyade insanın DNA’sında bulunan temel melekeler olmasından ileri gelir. Bunlar edebiyatın değil, insanın öğeleridir. “Egemen olmayan bir tavır” ne demektir denebileceği gibi, “egemen tavır” ile “egemen olmayan tavır” yukarıda bahsettiğim gibi zaman içinde birbirine evrilen bir döngüdür. Vakti zamanında “postmodern” için yüzlerce cilt kitap yazılmış olması, bir o kadar makale, sempozyum vb. düzenlenmiş olması, şimdiyse postmodern ateşin bir zombi sessizliğinde ihtiyar bir eşcinsel muamelesi görmesi bir üçüncü dünya ülkesi adlandırmasından kurtulması mümkün olmayan ve ahlaki-politik yapı açısından da dönem Amerikası’nın McCarthyciliğiyle koklaşan ülke ortamında, bu ortamın özürlü fikir telakkicileri açısından “underground” gereksiz tartışmalarının aynasıdır. Beat, Pulp, Transgressive, Punk ve sayabileceğimiz birçok “tür” bir market olarak “underground” dahilinde satışa sunulabilir, ama Beat edebiyatını underground edebiyat olarak zikretme hakkını ya da Amerikan Sapığı romanını underground edebiyat sınıfına sokma hakkını kimseye vermez. Zira bunlar zaten kendi tür ve şekillerine sahiptir. Punk bir alt-kültür hareketidir, zamanı gelince karşı-kültürün de, kapitalizmin de içinde yerini almış-bulmuştur, şimdi punk bir performans, şair, yazar, “underground” olarak sadece pazarlanabilir. Hepsi bu. O sadece punk bir şair ya da neyse odur. Seks–den bahsetmek–, uyuşturucu kullanımı–ndan bahsetmek– edebi bir türün unsurları değildir. Yerin altına ya da üstüne ait değil, yaşama ait genelgeçer şeylerdir. Yeraltı kendi başına bir kültür olma özelliğiyle de ele alınamaz, artık kapital ünitenin ve “amazon.com”un dışına çıkan bir kültür yoktur, varsa da yerin altındadır! İş bu sebepten dolayı ne bazı edebi türler burjuvaya atfedilebilir ne de yerin bilmem neresine çekilebilir. Her ikisi de kültürün satılık unsurları olup birbirlerinden çok farklı kültür ve ekonomik gruplarda sınıflanan insanlarca tüketilebilir. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından doğal olarak yaşanan zorlu dönemler edebiyatta yeniliklere ve farklılıklara yön vermiştir ve buna benzer cümleler çok fazla kurulur, kurulması gereken cümle bu vasıtayla ülke ekonomisinin ve politik yapısının ve polisin aynı darboğazdan nasıl kurtulduğudur. Romantik edebiyat romantik edebiyattır, gotik de gotiktir, hiçbir aklıevvel çıkıp sadece fikir üretebilme sevdasından dolayı Poe’yu yerin dibine falan da sokamaz, zira Poe Poe’dur. Sanıldığı gibi karşı-kültür ABD’de 1950-1955 yıllarında meyve vermiş ya da “cort” diye ortaya çıkmış değildir; bu kültürü ne “beat”ler ne de öncülleri yaratmıştır. Çok köklü bir anarşist aktivist geleneğe sahip olan Frisco toprakları 1800’lerin yarısından itibaren bu kültürün tohumlarını köklü ağaçlara çevirmiş bir adadır! Keneth Rexroth’un karşı-kültür’ün oluştuğu noktayla ilgili kızgın ve haklı makalesini okumak bu konuda yeterlidir.2 Zaten ülkemizde kafa karışıklıkları da yazılmış olanları kendi dilinde okumamak ve okuyamamak noktasında olduğu gibi kendi dillerinde yazılanları da okumamak ya da görmezden gelmek noktasındadır. Bu noktada söylenmesi gereken altı çizili cümlelerim olacak: Underground edebiyat adlandırması hatalıdır, mecburiyet dahilinde, anlatmak aşkına ortaya çıkımlar konabilir, ama tarihi yanlış aktarmak ve “çocuklara” yanlış öğretmek noktasında elbet gerekli besleme yapılmalıdır. Underground sadece ve sadece bir tekniktir, teknik derken bir yazım tekniğinden bahsetmiyorum. Teknik derken: baskı, matbaa, kopyalama üniteleri, çoğaltma sistemlerinden bahsediyorum. Eski Rusya’da, demir perde ülkelerinde, İran İslami rejiminde SAMİZDAT ismi verilen gizli kopyalama süreci (karbon kâğıdı, daktilo, elyazması vb.) haklı olarak bu tarihin miladına konmaktadır. Aslında Amerika’da yaşanan da bundan farklı bir şey değildi bundan altm›fl sene evvel. “Small Press” dediğimiz küçük yayınevleri ve küçük yayıncılar ve elbette küçük kitabevleri, “self publishing” dediğimiz kendi kendisinin matbaası ve yayıncısı olması tekniğiyle underground üretimi edebiyat noktasıyla buluşturdular. Bu insanlar evlerinde, bodrum katlarında, işyerlerinde ailecek, teksir makinelerinde kendi dergilerini, kitapçıklarını, broşürlerini basarak bu kelimeyi edebiyat noktasıyla birleştirdiler. Gücünü kaybetmiş olsa da Amerika’da yüzlerce small press gerçek anlamda underground üretim şeklini hâlâ devam ettirmekte olup bunun da beraberinde doğal olarak aynı şekilde bir pazarlama satış tekniğini de sürdürmektedirler. Ama burada mesele bu basılan üretilen kâğıtlarda ne yazdığı değildir, bahçecilikten de bahsedebilirler bize ya da bir adam evde sabaha dek kafayı çekip yazdığı şiirlerini teksir makinesinde çoğaltıp anacaddede satabilir de. Siz hiç “Angry Young Man” yazarlarının kendilerine yeraltı yazarı dediğini duydunuz mu ya da artık ağza sakız olan Beat yazarlarının edebi tür ve tekniklerinin birbiriyle hiç ama hiç alakası olamadığını fark edemeyecek kadar mı okumuyorsunuz onları ki bu basit yönelimler dahi bize underground’un bir yazım türü olmadığını, salt bir üretim noktası olduğunu, bunun da altında gerçekten ekonomik-politik sebepler yattığını gösterir. Lütfen artık kimse D.H. Lawrence’ı ya da Henry Miller’ı “dünyanın en büyük yazarları” kategorisi hariç bir yere koymasın. Bir orospunun hayatı gerçekten yeraltı olabilir, bir yankesicinin, tinercinin, evsizin ve cankininki de, ama bunların hayatlarını şiir ya da düzyazıyla anlatmak onların yazarlarını yeraltı falan yapacak değildir. Onlar sadece yazardır. Ve çok gerekiyorsa edebiyat bilimciler hak ettikleri doğru sekmeye kendilerini oturtacaklardır. Zaten sorun da belki herkesin her şey üzerine fikir üretmesi noktasında baş göstermektedir. Okuduğum üç beş makalede Rus ve dünya edebiyatının devi Dostoyevski’nin bile mevzu yanlış adlandırma içine sokulduğunu gördüm. Mide spazmları geçirmiş bir insan olarak aslında söyleyecek söz de bulamamaktayım. Sonuç olarak: çok evvel ya da şimdi: bazı insanlar “saklanma” haklarını kullandılar, aradan çok zaman geçti ve bazı insanlar bu durumu pazara dahil etmek istiyorlar ve ettiler. Bunda bir mesele yok. Mesele yapılan her ne ise doğru yapılması noktasında olabilir sadece. Bağımsız bir yayıncı ve dağıtımcı olmadığınız sürece yeraltı da yoktur.3 Artık klasik ve modern klasik olmuş edebiyat devlerini varlığı çok farklı bu parantezin içine sokmaya kalkışmayın lütfen! 1 http://cyberzenarchy.wordpress.com/2009/10/6/ken-knabb-hippi-hayatinin-sefaleti-uzerine/ 2 Bkz. Underground Poetix, sayı 5. 3 Burada bir dipnot olarak şunu belirtmek istiyorum: ister yönetmenliğini yürüttüğüm yayınevi olsun, ister çıkardığım dergi olsun: içerikleri bakımından yönelimleri her ne olursa olsun bu benim ve yayınevimin “yeraltı yayıncılığı” yaptığını göster-e-mez. Ben, devlete bağlı bir kurum olan Yayıncılar Birliği’ne bağlıyım, doğal olarak devlete bağlıyım, ben devletin Kültür Bakanlığı’nın verdiği ISBN numarasıyla kitap basıyorum ve gene onun verdiği kitabın sözde yasal olduğunu –korsan olmadığını– gösteren hologramlı bir bandrol satın alarak yayıncılık yapıyorum. Tıpkı yazarlarını underground yapmadığı gibi mevzu içerikler yayıncısını da burada yazdığım sebepler doğrultusunda yeraltı yap-a-maz! Ne 1990’dan beri Altıkırkbeş, ne “yeraltı edebiyatı” adı altında dünyanın en pahalı ve popüler yazarlarını basan Ayrıntı Yayınları ne de 1955 Beat geleneği ve 1985 New York alt-kültürüyle beslenen Underground Poetix bu sıfatla anılamaz. ‘Anılır’: “sadece pazarlama tekniği olarak kullanıldığını artık herkes kabul etmelidir” noktasında sorun yoksa anılır! Bu anlamda elimizde sadece ve sadece fanzinler kalıyor inanın! Ki onların birçoğu da özellikle son iki yıldır “dergicilik” oynama sevdasında.





