Bugün yılın son günü. Yılmaz kapıcısı olduğu apartmanın zemin katında, gökyüzünde donup kalmış bulutlardan süzülen puslu ışığa karşı gözlerini ovalayarak uyandı. Bir süre üzerindeki uyku mahmurluğunu atmak için gece boyunca yatakta oluşturduğu sıcacık çukurun içinde debelendi durdu. Sonra apartman sakinlerinin uyku homurtularını üzerinde hissederek ani hareketlerle yataktan kalktı. Gözlerini ovalayarak üzerini değiştirdi.
Kaloriferleri yakmak için apartmanın altındaki dar ve loş koridorlardan geçerek kazan dairesine indi. Sadece apartman sakinleri değil bütün şehir, hatta milyonlarca insan uykunun en tatlı anlarındayken kaloriferleri çalıştırdı. Kazan dairesinden çıkan kuvvetli mekanik sesler apartmanın altından üst katlara yükselmeye başladı. Havasızlıktan bunalınca bahçeye çıktı. Çıkar çıkmaz yüzünü kesen soğuğa aldırmadan parmakları titreyerek bir sigara yaktı. Sigarasını içine çekerken kısık gözleri uzaklara daldı. Şehir, sabahın bu saatlerinde geceden kalma ışıklar içinde yüzerken ürpertici ve soğuk sessizliğe teslim olmuştu.
Birden apartmanın önünde sert fren darbesi ile zor duran bir araba sessizliği bozuyor. Yılmaz başını çevirdiğinde arabadan inenin en üst katta oturan Cemil olduğunu fark etti. Geceden kalma dağılmış üstü başı, saçı, kendi kendine mırıldandığı belli belirsiz şarkılar ile çok sarhoş. Yılmaz onun bu halinden iğrenip önce bulaşmak istemedi. Sonra dayanamayıp:
“Yardıma ihtiyacın var mı Cemil Abi?”
Cemil ayakta durmakta zorlanırken ihtiyacım yok anlamında elini göğsünün üstüne koydu. Sırf bir söz etmiş olmak için, hıçkırarak:
“Yeni yıllarrr.”
“Yeni yıllar abi.”
Etrafına alkol kokusu yayarak sallana sallana apartmanın kapısından içeri girdi. Yılmaz içinden, Kusup ortalığı kirletmese, diye geçirdi. Neyse ki kusmadı.
İlerleyen saatlerde apartman sakinleri apartmandan dışarı çıkmaya başladı. Kimisi spor yapmak için giyinmiş, kimisi bahçedeki kedileri beslemek için çıkmış, kimisi sabah ekmek almaya gidiyor. Öğlene doğru bir baba ve çocuk apartmanın bahçesine indi. Çocuk dışarı çıktığı için oldukça neşeli. Yanına birkaç oyuncak almış. Babasının elinden tutmuş. Soğuk da olsa parkta oynamanın heyecanı var bakışlarında.
Yılmaz apartmanın girişindeki alanı silerken sekizinci katta oturan emekli öğretmen Ayşe Hanım’ı gördü. Ayşe Hanım:
“Mutlu yıllar Yılmaz.”
Yılmaz mahcup bir ifade ile:
“Teşekkür ederim ama bizim için yeni yılın da bugünün de pek önemi yok, her gün aynı çalışma ile geçiyor.”
Araya sessizlik girdi. Yılmaz kendiliğinden böyle bir söz etmesine içten içe şaşırdı. Ayşe Hanım sessizliği bozmak için:
“Akşam çocukları da alıp bize gelin Yılmaz “
Yılmaz hiç beklemediği teklif karşısında utandı. Yüzüne yayılan mahcup ifadeyi saklamak için ne yapacağını bilemedi. Bunu fark eden Ayşe Hanım:
“Utanma Yılmaz, bizim çocuklarımız çok uzaklarda. Uzun yıllardır yılbaşında onlarla yemek yiyemedik. Siz de bizim çocuklarımız sayılırsınız.”
Yılmaz şefkatli cümleler karşısında boynunu büktü.
“Çok teşekkür ederim Abla, başka sefere inşallah.”
Ayşe Hanım daha fazla ısrar etmeden gülümseyerek ayrıldı.
***
Bazı apartmanların pencerelerinde ışıklar içinde yanıp sönerek yeni yıl heyecanını yansıtan çam ağaçları var. Yılın bu zamanında çocukların hayallerini, uslu olurlarsa sırtındaki çuvalla onlara hediye verecek Noel Baba süsler. Yılmaz apartman sakinlerinin siparişlerini cebindeki deftere not etmiş, kalemini kulağının üstüne sıkıştırmış, evlerin pencerelerindeki ışıl ışıl çam ağaçlarını izleyerek bakkala gidiyor. Yol üstündeki oyuncakçı vitrininin önünde bir anne ve ağlayan bir çocuk görüyor. Çocuğun, istediği oyuncak alınmadığı için ağladığını anladı. Kendi çocuklarının da sokağın ortasında Hacer’in yanında ağladıklarını hayal etti bir an. Telaşlı adımlarla hızlandı. Arkasında bıraktığı çocuk, çığlığı bastıkça annesinin montunu çekiştiriyor ve annesini oyuncakçıya sürüklüyor. Anne gelip geçen insanların bakışları altında ne yapacağını bilemiyor.
Yılmaz bakkala girer girmez eline bir sepet aldı. Not defterini çıkardı, elindeki deftere bakarak özenle siparişleri sepete doldurmaya başladı. Çoğu apartman sakini kaz, hindi, piliç, kremalı pastalar sipariş etmişti. Ürünlerin etiketlerine baktıkça hayat pahalılığı almış gitmiş başını… Buna rağmen her bütçeye göre akşama sofralar donatılacak yeni yıl yemekleri yenecek... Elindeki ağırlaşmış sepetle kasaya doğru yürürken, Hacer de gelseydi keşke, bunları taşırken bana yardım ederdi, diye düşündü. Topladığı paralarla siparişleri ödedi.
Elindeki ağır paketlerle apartmana dönerken soğuktan mosmor kesilmişti. Apartmanın bahçesine girdiğinde alt katta yalnız yaşayan yaşlı teyzeyle selamlaştılar. Asansörü beklerken üstünde kürküyle Ayla Hanım indi. Ardında keskin bir parfüm kokusu bırakarak gitti. Kendini film yıldızı sanıyor. Yılmaz parfüm kokusunu içene çekerek asansöre biniyor. Elindeki ağır torbaları taşımaktan bedeni, kasları, eklemleri ağrıyor. En üst kattan başlayarak yorgunluğunu belli etmeden teker teker siparişleri dağıtıyor. Her kapı açıldığında önce, “Yeni yıllar” diyor. Beşinci kata geldiğinde tam on sekiz numaranın zilini çalacakken on dokuz numaranın kapısı açıldı. Emekli mühendis Rıfat Bey kapıdan kafasını uzatıp:
“Yılmaz kaloriferler mi kapandı, çok soğuk.”
“Yakmıştım Abi, bakarım birazdan.”
Yılmaz bu çıkışlara alışkın. Elindekilerin hepsini dağıttıktan sonra zemin kattaki dairesine gitti. Kapının girişinde ayakkabılarını çıkartırken içerden yükselen yemek kokuları burnuna geldi. Yorgun parmaklarıyla zile bastı. Hacer kapıyı açtığında çocuklar ellerindeki hediye paketleri ile sevinçle babalarına doğru koştular. Yılmaz şaşkınlıkla paketlere bakarken Hacer:
“Az önce emekli öğretmen Ayşe Hanım bıraktı, çocuklara yeni yıl hediyesi almış.”
Bu sürpriz Yılmaz’ın bütün gün üstünde biriken yorgunluğu sünger gibi emdi. Çocukların neşeli sesleriyle ailecek yemek masasına oturdular.






