Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

23 Mart 2023

Öykü Yazıları

Yıldız İlhan'dan "Sevdiğime Gece Öyküleri"

Hülya Soyşekerci

Paylaş

1

0


Yıldız İlhan’ın öyküleri kısa, yoğun ve derin. Kısa sürede okunuyor, ama uzun bir süre okurun zihninde ve yüreğinde etkisini sürdürüyor.

Nitelikli öyküler, başarılı öykü yazarları var son dönem edebiyatımızda. Ustalar öykü metinlerinde her zamanki yaratıcılık ve özgünlüklerini sergilerken, bir taraftan da gençlerin ve az bilinen bazı öykücülerin güzel ve çarpıcı yapıtlarıyla öykü dünyamızı zenginleştirmelerine tanık olmak, içimi umut ve sevinçle dolduruyor.

Bugünlerde farklılığı, özgünlüğü, etkileyici atmosferiyle dikkatimi çeken öykü kitapları arasında Yıldız İlhan’ın, yeni kitabı Sevdiğime Gece Öyküleri başta geliyor.  Şiir, öykü, çocuk öyküsü gibi yazınsal türlere yıllarca yoğun emek veren, pek çok genç yazara ve okur gruplarına öykü yazma ve kitap yorumlama konularında rehber olan Yıldız İlhan, yıllardır İzmir’de örüyor edebiyat kozasını.

Yıldız İlhan’ın daha önceki öykü kitaplarında olduğu gibi Sevdiğime Gece Öyküleri’nde de insan hikâyeleri anlatmaya özen gösterdiğini, yaşanmışlıkların izini sürdüğünü, geçmişteki ve günümüzdeki İzmir atmosferinden esinlenmeye devam ettiğini görüyorum. Bu kitabında başka konulara da yöneldiğine, bazı öykülerinde farklı ve sıra dışı anlatımları deneyimlediğine, bazılarında iç monolog ve bilinç akışına yer vererek kişilerinin ruhsal derinliğini artırdığına tanık oluyorum. Bazı öykülerinde yazar, düşlerle gerçekleri buluştururken, bazen anılarla günümüz yaşantılarını harmanlıyor. Kimi öykülerinde bireysel duyarlılıkları, aşkları, ayrılıkları işliyor, bazılarında ise güçlü bir toplumsal duyarlılığa yer veriyor. Bütün öykülere incecik bir “hüzün” duygusunun egemen olduğunu söyleyebilirim. Öyledir zaten; “melali anlamayan bir nesle aşina değiliz” demiştir Ahmet Haşim; “hüzün ki en çok yakışandır bize” diye seslenmiştir Hilmi Yavuz. Hüzün, edebiyatımızı var eden en güçlü duygudur gerçekte. Yıldız İlhan da bireysel ve toplumsal bağlamdaki hüznü etkili biçimde işliyor öykülerinde.

Kitabın ilk sayfalarında yer alan Böyle Bir Yaşamak, Böyle Bir Yaşamak Yazmak birbirine bağlı olarak kurgulanmış iki güzel öykü. Bu öykülerde, yazarın atmosfer yaratmadaki başarısı öne çıkıyor. Eski zamanların İzmir’ine yolculuğa çıkıyoruz; anlatıcı, “Sana bu gece bir hikâye anlatmak istiyorum sevdiğim.” diye başlıyor söze. Masal üslubuyla dile getiriyor eski zaman İzmir’indeki bir mahallede yaşayan Aziz Hikmet Efendi’nin yaşamını. Sakinliği, sessizliğiyle, yalnız ve gizemli duruşuyla çevresindeki kadınların dikkatini çeken, sahaflıkla uğraşan, kendi dünyasında yaşayan bir adamdır Aziz Hikmet Efendi. Daima yanında taşıdığı kırmızı kaplı bir defter vardır. Sonrasındaysa bir gizem halesi sarar öykünün sayfalarını.

Bağlı öyküde, yazmak meselesine odaklanır anlatıcı, yazmanın yaratıcı bir eylem olarak nasıl zorlu bir çaba gerektirdiğini, nasıl bir empati ve hayal gücü istediğini duyumsarız okudukça. Anlatıcı açısından, yazmak yaşamaktır, o duyguları hissetmek, o düşleri görmek, geçmişin o atmosferinde soluk almaktır. Bütün ayrıntıları, kokuları, renkleri, ışıkları, sesleri görür, işitir, hisseder yazıyla uğraşan ve geçmişi, o insanları kaleme alan bir kişi. Adeta zaman ötesine uzanan bir anlatıcının aracılığıyla dokunmak gerekir o yaşantı parçacıklarına. “Öyle yazmak için, yalnız bu öyküyü değil, her şeyi ama her şeyi yazabilmem için bir vakitler orada olduğumu bir kez daha hatırlamam gerekiyor.” diyen anlatıcı, zamanın ötesine uzanan sesi ve gözleriyle konuşur.

Kitapta, “yazmak meselesi” ne odaklı başka öykülerle karşılaşmak insana heyecan veriyor. Özellikle yazarın yazma süreçlerinin metne dahil olduğu Üçü Bir Arada öyküsünde, yazma eyleminin sancılarını, akışkanlığını, kurmaca sırasında yazarın zihnindeki sıçramaları, öykü kişilerini ve olaylarını oluşturması esnasında yaşamla kurmacanın o gizemli buluşmasını ilgiyle okuyoruz. Metnin içinde sık sık yazarın sesini duymak, onun yazma sancılarını ve kaygılarını duyumsamak, yazma çabasındaki okurları da derinden etkileyebilir diye düşünüyorum. Yazarın zihninden geçen imgeleri, yazma anındaki tereddütlerini, duraksamalarını, kurmacadan kurmacaya geçişlerle ilerleyen o yaratıcı akışkanlığı bütün şeffaflığı içinde görebiliyoruz böylece. Yazarın, okuduğu kitaplar ve yazarlarla ilgili çağrışımları, kitaplardaki imgelerin kendi zihninde uçuşması da yazmak eyleminin ayrı bir yönü.

Cem Baba öyküsünde yaşanmış hayatlardan izler hissediliyor. Akıp giden zaman içinde yaşlanma olgusu dile getirilirken; çevrenin ve toplumun değişmesi, Çeşme’nin nüfusunun gittikçe artması ile simgeleniyor. Yalnız ve yalın bir yaşam sürdüren Cem Baba’nın huzurevine yerleştirilmesi sonrasındaki tatsız yaşamı, “yaşlandıkça daha bir acılaşıyor işte günlerin ağız tadı.” cümlesinde yoğunlaşıyor.

Toplumsal yaralara dokunan öykülerinde Yıldız İlhan aynı insani duyarlılığını sürdürüyor. Adalı öyküsünde “lodos delisi” diye nitelendirilen adamın aslında hüzünlü bir aşk öyküsünün kahramanı olduğunu, zorunlu göç ve ayrılık yüzünden aşkının bir karasevdaya dönüştüğünü öğreniyoruz. Pek çok Rum aile gibi alelacele İmroz’dan ayrılmak zorunda kalmıştır sevdiği kızın ailesi. Ona kavuşma sanrısıyla çılgına döner, rüzgârlı adanın çevresinde sürekli koşarak dolaşır kalbi kırık ve yorgun Zotico.

İnsan hikâyelerine Şarkılı Komiser ile devam ediyor yazarımız. Öylesine canlı insan tipleri çiziyor ki onların geçmişte gerçekten yaşamış olduğunu düşünüyor insan. Kemer karakolunun narkotikçisi Kara Kaput lakaplı komiser, gerçek yaşamdan metin içine sızmış, farklılaşıp dönüşmüş bir öykü kişisi bence. “Güzel sokak” şifresinin anlamı da yer alıyor bu sıra dışı İzmir öyküsünde.

Kitabın en dokunaklı öyküsü, açlık grevindeki kızının yaşadıklarını anlatan bir annenin soluksuz cümlelerinden oluşan Açlık Gözcüsü. Adeta bilinç akışıyla konuşuyor anne; soluk almadan, es vermeden anlatıyor yaşadığı o derin kederi. Art arda gelen, çaresizlikle dolu cümlelerle. Güncele, toplumsala dokunan bir öykü bu. Yaşanan büyük acının öyküsünü, keder ve isyanla dolu annenin anlatımıyla, onun bakış açısıyla yazabilmek, olağanüstü bir duygudaşlık kurmayı gerektiriyor. Yıldız İlhan, yazarlık sezgisini ve duygularını harekete geçirerek, çaresiz annenin dramını çarpıcı bir gerçekçilikle aktarıyor metne.

Lyrica adlı öykü, adındaki lirizm çağrışımıyla bir anda kendine çekiyor insanı. Okudukça bambaşka bir dünyanın kapıları aralanıyor. Lyrica’nın uyuşturucu olarak da kullanılan ağır bir ilaç olduğunu, yeşil reçeteyle satıldığını öğreniyorum araştırınca; bir de ne yazık ki el altından uyuşturucu olarak satıldığını, gencecik insanlara. Yaşamı zehir olan gençlerden birinin dünyasına yer veren bir öykü bu. Gittikçe dibe doğru sürükleniyor genç. Dünya gözünden silinmiş, yaşamak ağır geldikçe dibe batıyor. Dipteki ölümü istiyor; ama orada “Dip Zabiti” adlı düşsel bir varlığı fark ediyor. “Dip Zabiti”, gencin kulaklarına fısıldıyor yaşamak gerektiğini, dipte sadece hiçliğin var olduğunu. Genç, psikolojik bir hastalık gibi yaşıyor o dip yalnızlığını.  Şöyle ilerliyor satırlar: “Kimsem yok benim diye inledi çocuk. Biliyorum ama zaten fark etmez diye ünledi kulağına Dip Zabiti. İlk nefesten yalnızız.” ve okurun zihninde sürüp gidiyor öykü.

Yıldız İlhan, Ay Ceddün adlı öyküsünde bir mülteci kampının çadırında dünyaya gelen ve orada yaşama uğraşı veren küçük Ab-Do’nun bakış açısını somutlaştırıyor. Çadır yaşamının gece ve gündüz hallerini, küçük çocuğun gözünden, ışıklar ve gölgeler eşliğinde görüyoruz. Yıldız İlhan, öyküdeki çocuğun masal dünyasını inanılmaz ayrıntılarla resmediyor. Ay Ceddün’ün Arapçada Ay Dede anlamına geldiğini de öğreniyoruz bir dipnotta.

Kuş Uykusu’nda anlatıcının zaman ötesinden yankılanan sesi duyuluyor önce: “Kalbim acıyordu zamanın birinde. Kalbimin yanı başında duran canım acıyordu. Bunu böyle, her şeyi yerli yerine, elimle koymuş gibi biliyordum. Bir öngörüyle, bir önbilgiyle, adına ne derseniz işte. Öyle. Kapa gözlerini ve vazgeç dedim kendime. Kendinden vazgeç. Kulağımın ardındaki Ebabil Kuş’una inat, böyle diyordu içim, vazgeç. Fısıldıyordu fısıl fısıl. Kaybettin onu, beyhude aramalarla oyalama zamanı.” Bir masal atmosferinde dile getiriliyor çok uzun yıllar önce yaşanan acılar, ayrılıklar, sürgünler ve kıyımlar… Karanlık masaldan kan ve gözyaşı damlıyor. Şahmeranlar, telkâri küpeler savruluyor zamanın içinde, kete kokuları unutuluyor, geçmişten süzülüp gelen ağıtlarla doluyor hayatın her noktası.

Öykülerinde, vicdanın sesi olan yazar, Babamın Mezarı öyküsünde yine toplumsal duyarlılığı öne çıkarıyor. Kömür madeninde, grizu patlamalarında heba olan hayatlara, ülkemizin bu bitmeyen trajedisine odaklanıyor.

Yeni bir ülkede, yeni bir kimlikle yepyeni bir kişi olma çabası içindeki Omiyo’nun yaşantıları ise Gece Taşıyıcıları öyküsünde dile getiriliyor. Okunan kitaptaki düşlerin, görülen rüyayla ve gerçek yaşamla iç içe geçmesiyle oluşan sıra dışı dünya, Süt Danasının Gözyaşları öyküsünün sayfalarında canlanıyor.

Yazarın, öykülerinde, ötekileştirilen, toplum dışında kalan, farklı, sıra dışı kişilere (sessiz ve gizemli sahaf Aziz Hikmet Efendi, yaşlı Cem Baba, kızı açlık grevinde ölmek üzere olan annenin iç acıları, yarı deli Rum delikanlı Zotico, “güzel sokak”tan bir kadını seven komiser Kara Kaput, ruhu diplere çöken delikanlı, mülteci çadırındaki küçük bir çocuk, çileli bir maden işçisi gibi…)  yer verdiğini,  hümanist ve toplumcu bir bakış açısıyla yazmayı ilke edindiğini, birey-toplum diyalektiğindeki dengeleri önemsediğini görüyoruz.

Yıldız İlhan’ın öyküleri kısa, yoğun ve derin. Kısa sürede okunuyor, ama uzun bir süre okurun zihninde ve yüreğinde etkisini sürdürüyor. Daha önceki öykülerindeki tarzını Sevdiğime Gece Öyküleri’nde biraz daha genişletiyor. Yıldız İlhan gibi öyküyü sanat haline getiren, dili incelikle işleyen yazarlara selam olsun. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Sait Faik'in Menekşeli Vadisi, Ömer Lü..Seyfi Gençer
Öne Çıkanlar

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Gürkan Yavaş

13 Temmuz 2025

Bugünün Akıllılarına Dünden Bir Öykü: ..

Türkiye yakın tarihinin bu kritik yılları, salt romanın kurgusundaki temel çelişki ve çatışma için değil, kimi örtük mesajların algılanıp yorumlanması için de işlevsel bir zaman dilimine işaret eder. Ahmet Büke’nin “yetişkinler için yazdığı ilk ..

Devamı..

Çeşme’de Gün Batımı İzlenecek 6 Manzar..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024