Ölümden Uzak Bir Yer, baba-oğul ve aile krizinden çıkışın romanıdır.
Ortada bir mutsuzluk varsa bundan kurtulmanın reçetesi çocuk değildir. Olsa olsa çocuk mutsuzluğunuza mutsuzluk katar, hali ahvalinizi olumsuz anlamda ağırlaştırır. Endişelerinizi büyütür. Belki evlilik kurumunun kendisinden kurtulması gerekirdi ya da en baştan bu yola girilmemeliydi. Dönüp kendi içine, en derinine bakmalıydı ve orada kendini görüyorsa bu yola çıkmalıydı.
Durduk yere insanlar mutsuzluklarını neden büyütürler? Kurtuluşu kendinde, yüreğinin derinliklerinde değil de bir başkasında araması bir paradoks mudur çoğu zaman insan için? İnsan mutsuz bir varlık mıdır? Mutluluğun kaynağı bir başkasına, bir nesneye bağlanabilir mi? İnsan mutluluğu niçin kendinin dışında aramaya koyulsun? Eksikliğini, aile dediği, özellikle babalık duygusundan yoksun kaldığı için midir bütün bu saçmalıklar iddiası? Boşluğun üstünü başka bir eksiklikle mi doldurmaya çalışmaktadır?
İnsanın geleneksel kodları kendiliğinden devreye girer o zaman. Toplum bireyden ne istediğini bilmektedir. Sırayla, belli bir süreden sonra sorumluluklarını tek tek hatırlatmaya koyulur. Bunu kendine bir görev olarak addeder. Birey buna programlanmıştır adeta. Evlendiysen çoluk çocuğa karışacaksın, hem de iki tane çocuk yapacaksın. Çocuk, kardeşsiz olur mu? Çocuk tek olduğu zaman sıkıntıdan patlar. Çocuk dediğin evin neşesidir hem. İnsan bu fotoğrafa girmediği zaman ayıplanır, dışlanır belki de. Her insan bu manipülasyonu göğüsleyemeyebilir. Bir de babadan yoksun bir çocukluğun ağırlığını boynunda taşıyorsan, açık bir yaran varsa, kaçarın yoktur, koşar adım ipin ucundan tutunmaya çalışırsın, bunu kurtuluş olarak görürsün.
Sait’in üstünde babasının ağır gölgesinin titreşimleri bütün canlılığıyla yanı başında dururken böyle bir işe soyunması, işin içine çocukların girmesi ne kadar sağlıklı olabilir? (Babasının yüzü görünmektedir ona durduk yerde. Baba delici bakışlarıyla oğlunun içini kemirmektedir. Sanki ondan hesap sormaktadır.) Sait babasıyla yüzleşmemişken ve travmasını bütün diriliğiyle ondan devir almışken bunu bir başka kuşağa, çocuklarına aktarması ne kadar doğru görünebilir? Burada şu nokta sanırım dikkat edici bir unsur: Kişi seçimlerini sağlıklı yapabilir mi, buna hazır mıdır hayatında? Sait kendini tanıyor mu? Birlikte olduğu insanın, Ömür’ün kalp atışlarını bir kerecik de olsa duyumsayabiliyor mu? Onunla niçin evli olduğuna bir anlam verebiliyor mu? Kendi dünyasına eğilmeyen birey, başkasının, hadi diyelim bu oğlu ya da eşi olsun, onları ne kadar anlamaya yakın davranabilir? Kendine kör olan, hayatına dâhil ettiklerini karşı kalp gözünü açık tutabilir mi?
Ortada ciddi bir mutsuzluk durmaktadır. Her birimizin benzer mutsuzlukları var, belki böyle bir mutsuzluğun içine fırlatıldık. Hiçbirimiz bu hayatın deli gömleğini giymeye gönüllü olmadık, hazır değildik buna. Başkası ya da başkaları istedi diye nefes alıp veriyoruz. Anlık bir zevkin kurbanı olduğumuzu da söyleyebiliriz, kısa molalık bir fantezi olarak da nitelendirebiliriz dünyaya geliş nedenimizi. Aslında hiç olmayabilirdik. Biz olmasaydık ne değişirdi bu dünyadan? Ortada ciddi bir iddiamız yokken.
Bu dünya çirkin mi gerçekten, yaşanmaya değmez mi hiç? Tablo böyle görünüyor. Kerem Eksen’in önümüze koyduğu fotoğrafın tamamına grinin ağırlığı sarmıştır ne yazık ki. Mutsuz mu mutsuz bir aile fotoğrafı içimizde boy verir. Bu yüzden kaygılanmamızın büyük olması boşuna değil. Okurken içten içe sıkılır, patlama noktasına varırız. Bu yüzdendir kahramanımızın kurtuluşu inançta ya da alkolde araması boşuna değildir. Hala kendimizin dışında, kendimizden uzak yerlerde aramışızdır mutluluğu. Bir de hayatta beklemediklerimiz, kazara başımıza gelenler var ki işler birbirine dolanır, kördüğüm oluverir. Endişe bir çığ gibi yuvarlandıkça büyür ve bizi içine alıp ezip geçer hayat dediğimiz döngüsellik. Sahi ne istiyoruz biz bu hayattan? İnsanın alışkanlıklarından sıyrılması mümkün müdür?
Çözüm ne peki? Çare, Yusuf’un aile kurumundan uzak kaçması, içeri düşmesi, kendini başkasında bulması ve tanımlaması arayışının ayak izleridir. Düş kurması ve hayallerinin peşinde gitmesi onu hayatın kalbine götürecektir. Aradaki beton duvar yıkılmıştır bir kere. Mutluluk ve huzur yanı başımızda değildir, bazen uzaktakine odaklanmak gerekir. Doğaya, ormana kaçarken kendi sesini bulması ve bunun peşinden gitmesi; otların, yaprakların, börtü böceğin adını öğrenmesi; oraya ait olduğunu, farklı olduğunu düşünmesi ve bunu zor da olsa babasına, Sait’e kavratması kitabın finali açısından önemli bir çıkış noktası. Yusuf, babasının giydirmeye çalıştığı gömleği sırtına geçirmeyecektir. Sait, Ömür ve Yusuf arasındaki sır aydınlığa erişmiştir sonunda. Elif’in yaşanmadan sonlanan hikâyesi tozlu bir köşede tozlanmaktadır. Endişenin kara bulutları bir bir dağılmaktadır. Herkes ölümle yüzleşecektir.
Ölümden Uzak Bir Yer, Kerem Eksen’in Uyku Krallığı, Buradayız'dan sonra romancılığında zincirin üçüncü halkasıyla nitelikli edebiyatın parlak kapısından geçiyor. Bireyin içinde bulunduğu varoluşsal krizin, kendini ve çevresini, başkasını anlama çabasının en belirgin fotoğrafını okura göstermeye çalışmaktadır yazar. Okuru kör bir karanlığın içine sürüklerken, görmemizi istediği bir trajediden çıkışın dolambaçlı ve çetin yollarıdır aslında. Temiz bir dil, berrak bir anlatımla yolculuğunu sürdürürken tuğla tuğla örer romanının sade, yoğun ve derin dünyasını.
Ölümden Uzak Bir Yer, baba-oğul ve aile krizinden çıkışın romanıdır.






