Şifa Sende
14 Mart 2019 İnsan Sağlık

Şifa Sende


Twitter'da Paylaş
0

Sistemin bu şekilde yürümemesi halinde, yıllarca gerek tıbbi, gerekse psikiyatrik ağır ilaç kullanmak zorunda kalan, ilaç bağımlısına dönüşen hastaların sayısının hızla artabileceği vurgulanıyor.

Modern tıbbi yaklaşımlara göre sağlık tanımı, ruh, beden ve zihinden oluşan bir bütünü kapsıyor. Bu unsurlardan herhangi birinde oluşabilecek bir problem dikkate alınmaz veya gerektiği gibi tedavi edilmezse, zaman içinde sistemin tamamını hasta edebiliyor.

Bu yeni anlayışa göre (hâlâ alternatif tıp olarak kabul eden görüşler coğunlukta), kitaptaki mantık şöyle işliyor: Konunun uzmanlarının Evrensel Biyolojik Denge (EBD) olarak tanımladığı bu durum, ruh, beden, zihin unsurlarının tamamıyla uyumlu ve dengeli olması anlamına geliyor. Denge konumunda herhangi bir problem oluştuğunda, sistem çözüm bulabilmek için otokontrol uygulayarak kendini soğutmaya alıyor ve vücudun tamamına yansıyabilecek hasarı azaltabilmek amaçlı bir takım regülasyon blokajları oluşturuyor. Bu blokajlar arttıkça ve süreleri uzadıkça ilgili alanlarda hastalık ve komplikasyonlar baş gösteriyor.

Dr. Erhan Özer, kitabında insan vücudunu bir pil olarak tanımlıyor. Dolayısıyla bahsedilen blokajların artmasının vücut pilinin şarj kapasitesinin azalmasına ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açtığını savunuyor. EBD’mizi bozan ve organlarımızın hastalanmasına, şarj kapasitesinin azalmasına yol açan en önemli etmenleri ise söyle sıralıyor:

Asitlenme, sağlıksız beslenme, yoğun stres ve aşırı çalışma.

Fiziksel bedenimizde yukardaki etmenlerden herhangi birinden ya da birkaçından kaynaklanan bir regülasyon blokajı ve sonrasında hastalık oluşmuşsa, öncelikle bu alanların açılması, temizlenmesi, sistemin tekrar işler hale getirilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Bu anlayışa bağlı olarak, günümüzde yeni psikiyatrik ve tıbbi yaklaşımlarda, hem fiziksel bedeni iyi tanıyan, EBD mekanizmasını önemseyen, insanın evrensel frekanslarla uyum içinde yaşaması gerektiğine inanan, duygu ve düşünceleriyle sağlığını iyi veya kötü yönlendirebilecek muhteşem bir bütün olduğunun farkına varan, sağlıklı bir beden, ruh, zihin bütünlüğünü kavrayan yaklaşımların önemini ve artması gerektiğini ortaya koymaya çalışıyor.

Bu yaklaşımın psikiyatri ile bağını da kuruyor. Şöyle ki: modern psikiyatri hepimizin bildiği gibi psikoz ve nevroz olarak ikiye ayrılıyor. Psikozlar, hastanın, kendi durumunun bilincinde olmaması nedeniyle, psikiyatrinin alanına giriyor. Nevrozlarda ise hastanın durumunun bilincinde olması nedeniyle yaklaşım ve tedavinin daha farklı olması gerektiği vurgulanıyor. Ancak Dr. Özer, genel pratikte, nevroz tedavisinde yaygın olarak hastalıkların sebepleri ve bu hastalıkları oluşturan negatif zihin kayıtlarının bulunup temizlenmesi yerine, rahatsızlığın cinsine göre direkt ilaç tedavisi uygulanabildiğini, dolayısiyle hal böyle olunca, hastalığın altında yatan sebepler giderilmediği için sadece üzerinin örtülmüş olabileceği tespitini yapıyor. Eğer teşhis depresyon ise antidepresan, uyku bozukluğu ise uyku ilaçları, anksiyete ise ona uygun ilaçlar verildiğinden ve kısaca sadece semptomları giderecek bir tedavi uygulandığından, hastalığın kaynağının kurutulmadığından bahsediyor.  

Oysa gerek nörotik, gerekse fiziksel rahatsızlıklarda, zihnin toksik düşünce kalıplarından, bedenin toksinlerden, yanlış beslenme ile oluşan asitlenmeden temizlenmesi, bu bölgelerdeki regülasyon blokajlarının giderilmesi ve ardından ruhsal dengeyi sağlayabilmek için, vücudun sakinlik  sukûnet modunda tutulması gerektiği, ancak bu aşamadan sonrasında ihtiyaç varsa, devreye psikiyatrın girmesinin sistemin doğru bir şekilde işlemesini sağlayacağı, sistemin bu şekilde yürümemesi halinde, yıllarca gerek tıbbi, gerekse psikiyatrik ağır ilaç kullanmak zorunda kalan, ilaç bağımlısına dönüşen hastaların sayısının hızla artabileceği vurgulanıyor.

Buna bağlı olarak beden kendini koruyabilmek adına, gerekli uzuvlarda regülasyon blokajları oluşturuyor. Ve en sonunda vücut pili daha az şarj olmaya, beden hastalanmaya başlıyor.

Yeri gelmişken kitapta bahsedilen vücudun sakinlik modunu da biraz açıklayalım: Otonom sinir sistemimizin sempatik ve para sempatik olmak üzere iki ayrı bölümü var. Sempatik, gündüzleri ve uyarıcı; para sempatik ise geceleri ve sakinleştirici kısımlar olarak çalışan sistemler. İkisinin dengede olması, insan bedeni için arzulanan denge ve sakinlik durumunu sağlıyor. Ancak, stres, kaos, öfke, kin, hırs, üzüntü, korku, büyük şoklar, travmalar gibi duygu durumları sistemi hızlı bir şekilde uyarıyor ve yatışma moduna (para sempatik) geçmesini geciktiyor. Dengede geçmesi gereken zamanın azalması ise sürekli uyarılan ve alarm durumunda olan bedenin dinlenememesi sebebiyle hasar görmeye başlamasına neden oluyor. Buna bağlı olarak beden kendini koruyabilmek adına, gerekli uzuvlarda regülasyon blokajları oluşturuyor. Ve en sonunda vücut pili daha az şarj olmaya, beden hastalanmaya başlıyor.

Kitapta, enerji ile ilgili tedaviler konusunda da son yıllarda popülerliği artan yöntemlerden söz ediliyor, bazı örnekler veriliyor ve bütünsel yaklaşılmadığı takdirde oluşabilecek risklere vurgu yapılıyor. Örneğin, hemen herkesin duyduğu/ bildiği gibi, enerji uygulamaları, çakra açtıklarını ifade eden bir takım terapiler, Reiki vs. gibi alternatif yöntemler var. Kitapta, bedendeki blokajları oluşturan esas nedenler bulunup giderilmeden, yapılacak bu tarz blokaj çözme işlemlerinin vücuda yarar yerine zarar verebildiği, blokajların aslında vücudun daha fazla zarar görmemek için bir çeşit sigorta uygulaması olduğunun altı çiziliyor. Dolayısıyle fiziksel sorunlar çözülmeden sigortaların açılması durumunda, hasarın daha da büyüyebileceği ve bedenin savunma mekanizmalarını daha çok zayıflatabileceği vurgulanıyor.

Kitabın son bölümünde, bütün bunlarla başa çıkabilmek için genel yaklaşımın nasıl olması gerektiğine de bir cevap veriliyor. EBD ünitesinin, insan dediğimiz sistemin en önemli elemanı olduğu ve tüm sistemin kaptanının ise ruh olduğu aktarılıyor. İyi yaşayarak, iyi beslenerek, fiziksel bedenimizden maksimum verimi elde edebileceğimiz ısrarla tekrarlanıyor. Düzgün yaşayarak bedenimizi, sanatla, müzikle, edebiyatla hobilerle, güzel olanla iç dünyamızı zenginleştirerek ruhumuzu besleyebileceğimiz, yaptığımız her şeyi tutkuyla yaparak, bize verilenleri kabullenerek, dünde ve yarında kaybolmadan anı yaşayarak ve ancak sevgiyle gelişebileceğimiz ifade ediliyor.

Son olarak hepimizin dünyaya gelişinin farklı bir sebebi ve yaşamamız gereken farklı bir süreci olduğu, fiziksel bedenlerimizin, bütün bu süreç için sadece bir araç durumunda olduğu ve bu aracı nasıl kullanacağımızın tamamiyle kendimize bağlı olduğu anlatılıyor. Zihnimiz öneminin ise tam da burada ortaya çıktığı, niyetlerimizin, planlarımızın en önemli belirleyicileri olduğu ifade ediliyor. Zihnimizi eğitmemiz, zararlı düşüncelerden arındırmamız ve onu da sükunet modunda tutmayı başarmamız gerektiği tekrarlanıyor. Ancak bu şekilde ruh, zihin, beden dengesine ulaşabildiğimizden vurgulanıyor.

Kitap hepimizin sadece düşünceden ibaret olduğumuz, ne düşünürsek, neye odaklanırsak ona dönüşeceğimiz ana fikriyle son buluyor. Zihnimizdeki dalga boyları, hangi dalga boylarında geçirilmesi gereken ideal süreler, ideal beslenme şekli vb. gibi konular kitapta detaylıca anlatılmış. Merak edenler için daha sonra serinin ikinci bir kitabı daha çıktı.

Dr. Erhan Özer, Şifa Sende, Doğan Kitap

Dr. Erhan Özer, Şifa Sende 2 – İçimizdeki Hekim, Doğan Novus


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR