Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

5 Eylül 2020

Öykü

Akvaryum

Namık Yurt

Paylaş

1

0


Turuncu gövdesiyle suyun içinde kuyruğunu bir sağa bir sola sallayarak, ağzını bir aşağı bir yukarı sürekli bir yem arayışı içinde açıp kapayarak yüzüyor, cama doğru elimi yaklaştırdığım zaman hemen yön değiştirip kaçıyor Japon balığı. Sigorta acentesinde poliçenin hazırlanmasını beklerken hipnotize olmuş gibi bir müddet gözlerimi ayıramıyorum akvaryumdan. 

"Şuraya imza atarsanız işlem tamamdır," sözüyle kendime geliyorum, bana sesleniyor arabamın sigorta evrakını hazırlayan kız. "Pardon," diyorum, "akvaryuma dalmışım." Balıklama mı daldın, çivileme mi, der gibi muzip bir gülüş geçiyor kızın yüzünden, ben de ona gülümsüyorum ve hızla imzalayıp poliçeyi alarak çıkıyorum. Ne zaman bir akvaryum görsem böyle oluyorum işte, sanki o suyun içinde huzur veren başka bir alem var, farklı bir gezegende hayat sessiz ve sakin bir şekilde yaşanıyormuş gibi. O dinginlik beni hemen içine çekiyor ve çıkmak istemiyorum. O anların bir başkası tarafından bölünmesi de hoşuma gitmiyor aslında, bir nevi "hayal aleminden çık gerçeklere dön" denir gibi.

İyi de o zaman niye ben başkalarının akvaryumu ile huzur buluyorum ki,  karar verdim eve bir akvaryum alacağım ve o geçici de olsa huzur seanslarını dilediğim gibi yaşayacağım. 

Hafta sonu cumartesi günü çarşı içindeki akvaryum satan birkaç dükkânın bulunduğu pasaja doğru yola çıkmadan önce internette küçük bir araştırma yaptım, nasıl bir akvaryum, aksesuar ve balık almalıyım, ne çeşit su kullanmalıyım diye. Çeşitli bilgiler ve yorumlar okuyorum ama birbirinden farklı hatta bazen birbirine tamamen zıt şeyler yazanlar var. Kafam karıştı,  iyisi mi satıcıdan bilgi alayım diyerek yola koyuldum. 

Pasajdaki yan yana ve rengârenk ‘pet shop’ diye tabir edilen dükkânların arasında vitrinlere bakarak dolaşıyorum. Biraz daha çeşidi bol olarak değerlendirdiğim dükkânım önünde durup akvaryumlara bakmaya başladım. Farklı ebatlarda ve şekillerde –köşeli, yuvarlak, oval– birçok çeşit akvaryum var. Gözüme bir tane kestirdim ama bir de içeriye danışalım... 

Ben daha içeriye adım atmadan kapının önünde beliriyor dükkân personeli. "Buyur ağabey yardımcı olalım," diyor sanki benim akvaryum işinden pek anlamadığımı sezmiş bir tonlamayla. Aslında çoğu alışveriş mağazalarında  tezgâhtarlarla diyalog kurmayı pek sevmem ama şimdi gerçekten de onun dediği gibi yardıma ihtiyacım var. "Ben bir akvaryum almak istiyorum ama nasıl bir şey olmasına karar veremedim." "Bakın şurada çeşitli boylarda örnekler var, kaç balık düşünüyorsunuz ?" "Şimdilik üç-dört tane yeter." "Daha sonra balık sayısını artırmak isterseniz veya akvaryum içine süs veya dekor koymak isterseniz şunun gibi biraz daha büyüklerinden almanızda fayda var," diye anlatıyordu ki gözüm sergilenen ürünlerden birine takıldı. İçinde dört tane turuncu Japon balığı, iki renkli yapay bitki arasında ve akvaryum aydınlatmasının hoş ambiyansı içerisinde birlikte yüzüyorlardı. Akvaryuma doğru, sanki satış personelini yok farz edercesine yöneldim. Elimle göstererek, "İşte böyle bir şey istiyorum, hatta aynısı olabilir," dedim. Adam, "Tebrikler beyefendi, güzel seçim, o zaman şöyle buyurun, ben hazırlayayım," dedi dükkânın keşmekeşliği içine sıkıştırılmış bir sandalyeyi göstererek. "Tamam," dercesine kafamı salladım ve bakışlarımı yine akvaryuma çevirdim, hipnoz başlamıştı.

  

"Siparişleriniz hazır beyefendi, hepsi 300 lira, kart mı nakit mi olacak?" Adamın sesiyle irkildim. Cüzdanımı çıkardım, parayı uzattım adama, "İnşallah öldürmem bunları," diyerek. Adam, "Anlattığım gibi suyunu hazırlar, yemini verirseniz sıkıntı olmaz,"  dedi. Ne zaman anlatmıştı ki bunları, herhalde ben akvaryumu seyre dalmışken duymadım. Tam o esnada içeri birisi girdi, adama bir şeyler sormaya başladı, ben de, "Ne anlattığınızı hatırlamıyorum," demeden akvaryumu, yemi, aksesuarları ve su dolu şeffaf poşet içine koyduğu balıklarımı alarak dükkândan çıktım.

Arabanın bagajına akvaryumu yerleştirdim, giderken devrilmesin diye ilkyardım ve alet edevat çantasıyla köşeye sıkıştırdım, balıkları da akvaryumun içine koydum. Sıra geldi suya, 5 litrelik iki pet şişe su aldım, onları da attım bagaja ve evin yolunu tuttum. Bir ev için çok da geniş olmayan salonumda televizyonun bir metre solunda duran sehpanın üstüne yerleştirdim akvaryumu, aksesuarları koyup suyu döktüm içine ve balıkları saldım. Fişi takıp aydınlatmayı da kurunca akvaryumlu ev hayatım başlamış oldu. Akvaryumun karşısında bağdaş kurup oturdum, Japonlarımı seyretmeye başladım. Sokaktan tüp gaz firmasının cıngılı çalıyordu, üst kattaki veledin ağlamayla karışık ciyaklama sesi geliyordu ve buzdolabının çıkardığı tuhaf çalışma seslerini duyuyordum. Bu işte bir iş vardı, normalde akvaryumlara dalıp gittiğimde bu derinden gelen sesleri duymaz, tamamen gözlerimi sabitlediğim alem içerisinde kaybolup giderdim ama şimdi olmuyor, o huzur veren boyuta giriş yapamıyorum.

Kalktım akvaryumun önünden televizyonu açtım, yerel kanalların birinde Hababam Sınıfı filmlerinden biri vardı, izlemeye başladım. Uyuyakalmışım izlerken, akşam olmuş, karanlık çökmüş, perdeleri çektim, ışığı yakmak için geriye dönünce akvaryumun ışığı gözümü aldı. Kapattım, salonun ışığını açtım. Sonra akşam yemeği için mutfağa geçtim... 

Üç gün boyunca akvaryuma sadece yem attım, ne ışığını açtım ne de karşısına geçip izledim. Dördüncü günün sabahı tam yem atacakken bir baktım üç tanesi yan dönmüş. Bir tanesi hâlâ hayatta, mutfaktan boş bir kavanoz alıp akvaryuma daldırdım, son balığı yakaladım. Az sonra ekmek getiren kapıcıya, "Al bunu senin oğlana ver," diyerek uzattım kavanozu ve yem poşetini. Salondaki akvaryumun da suyunu boşaltıp balkona koydum, böylece akvaryum maceram sona erdi.

Üç-dört ay sonra işten dönerken baktım aparmanın önünde bir  kamyon ve eşya yükleniyor. Yaklaştım kamyona bizim kapıcı eşya taşıyor. "Hayırdır Müslüm Efendi..." 

"Taşınıyoruz Ahmet Bey, memlekette bizim bacanağın sayesinde yeni açılan fabrikada iş buldum." 

"Hayırlısı olsun," derken oğlu apartmandan çıkıp yanımıza geldi. "Baba bunu nereye koyayım," diye içinde Japon balığı olan kavanozu gösterdi. Kavanozu hemen tanıdım, "Yoksa benim verdiğim balık mı o?" diye sordum.

"Evet ağabey, çok sevdim bu balığı isim bile verdim, ismi havuç" dedi oğlan.

Hayretle gülümsedim, oğlanın kıvırcık saçlı başını okşadım, "Hayırla gidin Müslüm Efendi," dedim, evin yolunu tuttum. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bir Ağacı Kesmek Bir İnsan Öldürmekten..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Aaron Boehmer

17 Ocak 2026

Kütüphaneleri Kurtarmak

Trump’ın tarihin ve bilginin arşivlemesine yönelik saldırıları gayet net bir biçimde takip edilebilse de, kimi zaman gizli saklı eylemleri de yok değil. Donald Trump’ın Amerika Birleşik Devletleri’nin kültürel hafızasını kendi algısına göre şekillendirme girişimleri dur durak ..

Devamı..

İzmir'de Yaz Tatili İçin En Güzel Loka..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024