Korkut’la zannederim 2020 yılının girişlerinde tanıştık. O güne dek, onlarca yıl, Dante’den Shakespeare’e, Dostoyevski’den Flaubert’e, bizde, Tanpınar’dan Orhan Pamuk’a dek okuyup duruyor, bazen de, yazdığım birkaç öyküyü veya bu büyük yazarlar hakkında yaptığım bir incelemeyi çeşitli edebiyat ortamlarında paylaşıyordum. Kafasını böylesine romanlara, öykülere ve şiire takmış bir ikinci kişinin olabileceğine zaten ihtimal vermediğimden yazmaya yeni yeni başlayan kimselerle de hiç mi hiç ilgilenmiyordum. Benim için dünya, kitaplardan oluşan sessiz bir yerdi. Onun bütün karmaşası kitapların içindeydi.
Instagram’a vaktin birinde, gece yarısı bir mesaj geldi. Sahibi Korkut’tu. Öykülerimi okuduğunu, onları beğendiğini ve kendisinin de öykü yazdığını, bir öykü kitabının da yakın zamanda yayımlandığını ama kendisini tam da bir öykücü olarak görmediğini söyledi. Aramızdaki konuşma devam ettikçe Korkut’un yeni yazmaya başlayan bir öykücüden çok daha ötede olduğunu fark ettim. O yeni bir öykücü değildi sadece, ülkenin en iyi okurlarından biriydi. Korkut’a beni yaklaştıran şey de bu oldu. Tıpkı benim gibi takıntılı bir okurdu, tıpkı benim gibi bir odada kitapların arasında yaşamayı seviyordu, tıpkı benim gibi kişisel dünyasından ne pahasına olursa olsun taviz vermiyordu. Birilerine yaranmaya çalışmıyor, iyiye kıskanmadan iyi, kötüye çekinmeden kötü diyordu. Korkut sadece büyük bir okur ve iyi bir yazar değildi, aynı zamanda eşine az rastlanır bir kişilikti.
Şöyle düşünmüşümdür: Eğer mektup çağında yaşasa idik (ne iyi olurdu) eminim, hem bundan öncesinde hem de hayatta kalacağımız gelecek süreçte birbirimize yazılan pek çok edebi mektuplarımız olacaktı.
Korkut’un İthaki Yayınları’ndan çıkan ilk kitabının öyle uzun bir ismi var ki, bir türlü ezberimde kalmıyor. Eğer merak ederseniz, yazarın ismini (Korkut Kabapalamut) arama motorlarının birine girerek aratınız. Büyük bir cümle mühendisi ile, büyük bir okurla ve birinci sınıf bir yazarla karşılaşacaksınız. Bir şartla: İyi bir okur olmanız kaydıyla!
Korkut’un ikinci kitabı bu ay raflarda yerini aldı. Birincisinden iki farkı var:
1 Adını unutmanız mümkün değil.
2 Bu ikinci kitap roman türünde.
Bay Y şu an elimde. Rastgele bir sayfasını açtım. Kıvrak ve zekice tasarlanmış bir paragraf okudum. Sakalımı kaşıdım, alnımı ovuşturdum. Kelimeler, kelime grupları, cümleler ve sonunda ulaştığımız paragraf. Her şey nasıl böylesine yerli yerinde olabilir!
Bay Y’yi anlatmaya başlamadan önce söyleyeceklerim bu kadar.






