Ian McEwan: Cumartesi
26 Eylül 2017 Edebiyat Kültür Sanat Roman

Ian McEwan: Cumartesi


Twitter'da Paylaş
0

Ian McEwan’ın romanı meseleye farklı yerden bakıyor. Daha çok bireylerin psikolojik zedelerine yoğunlaşıyor.
Kısmet Rüstemov
Megapolis göklere meydan okuyan devasa gökdelenleri, alışveriş merkezleri, insanı her zaman hazırlıksız yakalayan sayısız küçük yol ayrımı ile hem bin bir gece, hem de bin bir gündüz.  Bu bin kafalı ejderhanın bir de hafta sonları var. Dünyanın siyasi haritasını bir yazının içine serip aceleci hükümler vermek bana göre değil, fakat yıllar önce şimdilerde bana kaba gelen bir genelleme okumuştum. Şöyleydi: İnsanları ikiye ayırmak mümkün: hafta sonlarını bekleyenler ve daima hafta sonlarında yaşayanlar. Büyük şehirlerin temposunda, aceleci girdapında çırpınan çağdaş insan için hafta sonları çok önemli. Hafta sonları yalnız dinlenmek değil – uykudan saat yedi yerine, on birde uyanmak değil, hafta sonları aynı zamanda arkada bıraktığımız haftanın ve karşıdan gelen günleri kendimiz için analiz etmek, içsel bir muhasebe. Elbette hafta sonları bir de büyük şehir hayatının turbo ritminde unuttuğumuz, dikkatimizden kaçan,  hep sonralara sakladığımız, ertelediğimiz işleri –yakınlarımızı ziyaret etmeyi, hal hatır telefonlarını– gerçekleştirme imkânı. Kim bilir, belki de hızın, kovalamacanın içinde kendine ve etrafına vakti kalmayan modern insan için yaşam hafta sonlarının toplamından ibarettir... Amsterdam romanı Booker ödülünü kazanan ingiliz romancı Ian McEwan’ın Cumartesi romanı bir cumartesi günü beyin cerrahı Henry Perowne’un hatırladıkları, düşündükleri ve bir gün içinde başından geçenleri anlatıyor. Edebiyat tarihinde bir güne sıkıştırılan romanlar çok var. En ünlüsü Ulysses. Cumartesi de bunların biri. Romanın hikâyesi 2003 yılının 15 şubat günü Londra'da geçiyor. Romanın ana karakteri Henry 48 yaşında bir beyin cerrahı, karısı avukat, 16 yaşlı oğlu müzisyen, Paris'te yaşayan kızı şair. Aile üyelerinin meslekleri bilerek böyle seçilmiş: çağdaş Avrupa ailesinin küçük modeli. Bu aile üzerinden Ian McEwan çağdaş Avrupayı modelleştiriyor. Roman Henry’nin gece yarısı aniden uyanması ve pencereden bir uçağın düştüğünü görmesiyle başlıyor. Bu görüntü Henry’nin bilincinin karanlıklarında gizlenen yaralı bölgelere temas ediyor. Ian McEwan’ın Cumartesi romanı artık Philip Roth’un, John Updike’ın yazdıklarından sonra post-11 Eeylül denilen roman türüne en iyi örneklerden biri. Henry’nin geceyarısı karşılaştığı görüntü onun bilincindeki 11 Eylül sonrası korkusunu diriltiyor. İlginçtir, romanın sonraki sayfalarında Henry’nin oğluyla diyaloğundan öğreniyoruz ki, pencereden gördükleri yanan uçak bir terör olayıyla ilgili değilmiş, sadece bir kargo uçağının mecburi inişiymiş. Bu noktada 48 yaşındaki baba ile 16 yaşındaki oğlu aynı şeyi düşünüyorlar: Demek bizim hayatımıza karşı bir şey değilmiş. 11 Eylül'den sonra dünyada müslümanlıkla terörü özdeşleştiren çox fazla tek taraflı, spekülatif kitaplar yazıldı. Ian McEwan’ın romanı meseleye farklı yerden bakıyor. Daha çok bireylerin psikolojik zedelerine yoğunlaşıyor, sıradan bir Avrupalı ailenin meseleleri siyasi bağlamdan uzakta tutup insanlarla, onların sıradan, hayati kaygılarıyla ilgilenmesini öne çıkarıyor. Cumartesi romanı ile Ian McEwan 21. yüzyıldaki en önemli problemlerden birinin, toplumun çekirdeği olan ailenin tehlike altında olmasına dikkat çekiyor. *Bu roman ölmeden önce okunması gereken 1001 önemli romandan biri sayılıyor.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR