Anıların Mahkûmu
29 Aralık 2018 Öykü

Anıların Mahkûmu


Twitter'da Paylaş
0

Aynı saatte, ocağın aynı gözünde yumurtasını kaynatmaya başlamıştı Tevfik. Birazdan leş gibi koltuğuna oturacak, darmadağın sehpasında kahvaltısını edecek, sonra her zamanki miskinliğiyle bilgisayarın başına geçip bütün gününü oyun oynayarak geçirecekti. Üstelik klavyeyi koyacak başka yer yokmuş gibi yine benim üstüme koyacağına eminim. O her tuşa bastığında benim içim sızlayacak, her bir parçamda, her bir vidamda hissedeceğim yine aynı acıyı. Bir motosiklet için çok acı verici bir şey bu. Çünkü Tevfik o klavyeyi üstümde her kullanışında kendimi o kadar işe yaramaz, o kadar mazlum hissediyorum ki, tarifi yok... Sanki bir motosiklet değil de, bir klavye desteğiymişim gibi hissediyorum kendimi. Günler geçtikçe uzaklaşıyorum o şaşaalı geçmişimden.

Ah Tevfik ah! O talihsiz günden beri yaşayan bir ölüye dönüştün. Gün be gün eridin. Kendinle beraber beni de diri diri mezara gömdün. Halbuki o elim olayda ne senin bir suçun vardı, ne de benim. Kaza tutanaklarına da geçti, mahkemede de aklandık. O küçük kızın ölümünde ne senin kusurun vardı, ne de benim. Her zamanki gibi kurallara uygun bir şekilde sürüyordun, benim de bakımlarım tamdı. Ne yağım eksikti, ne suyum. Çocuk aniden atlamıştı önümüze, görme şansın yoktu. Hemen sıktın frenimi, elinden de başka bir şey gelmezdi. Herkes masum olduğumuza kanaat getirdi, ama bir sen getiremedin be Tevfik! Yıllar geçti. Asla affedemedin, kendini de, beni de. Kimse seni bir cezaya mahkûm etmedi, ancak sen kendi anılarında tutsak oldun. Bir türlü unutamadın. Hep kaza ânına gidip geldin. Geceler boyunca sayıkladın: “Frene daha erken basmalıydım, onu fark etmeliydim!” diye. Ve bir derbeder olup çıktın o günden beri. Eski neşeli, hayat dolu, herkesin sevdiği Tevfik gitmiş bambaşka bir insan gelmişti. O kadar çok dostun vardı ki, üstümde taşıdıklarımı ben bile sayamam. Hepsine sırtını döndün. Kapıdan kovdun, aramalarına cevap vermedin. Hayata küstün, herkesi de kendine küstürdün. Bana olan davranışın da bir anda değişti. Kendin kadar beni de suçladın çünkü.

Kazanın ertesi günü eline balyozu alıp da beklediğin o bir dakikayı ömrüm boyunca unutamam. Hayatında en çok ilgilendiğin, en değer verdiğin varlıkken, birden en nefret ettiğin olmuştum. Üzerimdeki en ufak bir çiziğe dahi tahammül edemezken, beni parçalamayı düşünmüştün. Fakat yapamadın. Kıyamadın her şeye rağmen. O bir dakika bana bir yıl gibi gelmişti. Sonra hurdaya vermeyi düşündün. Ona da için elvermedi. Nihayetinde bu odaya mahkûm ettin, alelade bir eşya gibi. Eskiden en yakın dostun gibi konuşurdun benimle. Şimdiyse kedilere seslenmek dışında ağzını açtığını duyan yok. İşin kötüsü sen bu yeni hayat tarzını fazlasıyla benimsedin. Her gün, bir önceki günden daha çok alıştığını hissediyorum bu şekilde yaşamaya. İlk zamanlar bu pasaklı halinden tiksiniyordun, ama kısa sürede alıştın ve artık işi meczupluğa vurdun resmen. Ben nasıl zamanla paslanmaya başladıysam, senin de içinin paslanmaya başladığını görebiliyorum. Ölmeden çürümeye ve kokuşmaya başlayan insanlardan oldun. Oysa ne kadar titiz bir adamdın sen Tevfik. Temizdin, düzenliydin, giyimine özen gösterirdin, sigarayı, alkolü ağzına sürmezdin. Gel gör ki, şimdi ağzından emziğini düşürmeyen bebekler gibi sigarayı bırakmaz oldun, tıpkı geceleri şarap şişenle uyuduğun gibi. Aynı kıyafeti aylarca giyer oldun. Evin pisliğinden de keyif alıyorsun. Bu dağınıklık, bu serkeşlik seni bir sarmaşık gibi kaplıyor, benliğinin en derinlerine işliyor. Çevredeki insanlar sırf merak ettikleri için gelip pencerenden bakıyorlar. Hakkında konuşup dalga geçiyorlar. Sana deli, evine de çöp ev diyorlar. Ama sen hiç kimseye kulak asmıyorsun, hakkında ne düşündükleri zerre kadar umurunda değil. Bu sefil halini gördükçe benim için verdiğin hangi karar daha iyiydi bilemiyorum. Belki de beni parçalayıp yok etseydin daha az yanardı canım. Bu odada her gün daha fazla ölüyorum. Daha kötüsü; canlı canlı senin ölümünü de izliyorum be eski dost…


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR