Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

7 Eylül 2025

Edebiyat

W.G. Sebald’ın Eleştirel Denemeleri

Linda Daley

Paylaş

1

0


Sebald’ın sessizlik karşısında duyduğu öfke yalnızca Alman Dili ve Edebiyatı’yla sınırlı değildir.

Winfried Georg (Max) Sebald’ın 1990 yılında Avusturya’da yayımlanan Trans-Garde isimli deneysel bir dergide makalesi yayımlanır. Sebald’ın makalenin altında kendini tanıtırken kullandığı ifade hayli dikkat çekicidir:  “Yazar olmanın yanı sıra bir profesör.” Zira W.G. Sebald, uzun zamandır yazar olmak istediğini söylemekten çekinmez. Hatta bunun için gayet net bir planı olduğunu ve bu planın aynı zamanda edebiyat öğretmeyi ve akademik çalışma yapmayı da içerdiğini. 

Sebald’ın önceki tarihli iki kitabı Die Beschreibung des Unglücks ve Unheimliche Heimat’tan derlenen eleştirel denemelerini içeren Silent CatastrophesEssays in Austrian Literature bu yıl Mart ayında yayımlandı ve kitabı okurken Sebald’ın akademik kariyeri bağlamında ancak Roland Barthes’a özgü kavramlarla tanımlanabileceğini fark ettim: “Yazılabilir” deneysel metinlerin yazarı haline gelen “okunabilir” klasik eserler akademisyeni.

Her şey bir yana, henüz tercüme edilen bu yeni denemeleri hâlihazırda devam etmekte olan iki savaş esnasında okumak, bu yazar-profesörün erken dönem eleştirel çalışmalarının, tarihin kaydetmekte başarısız olduğu kimi vakaların araştırılması olduğunu görmeyi de beraberinde getiriyor.

Nitekim Sebald’a göre geçmiş kendi biçimini ancak edebi ifadede bulur ve bunu da yıkımın yol açtığı travmaları ve kaybedilen vatanın melankolisini açıkça dile getirerek yapar. 

Sebald’ın tarih görüşü felaketlere dayalıdır ve Theses on the Philosophy of History isimli denemesinde de belirttiği gibi Walter Benjamin’in “tarih meleği” kavramından etkilenmiş, bilhassa da melek figürünün geçmiş üzerine düşünce üretmek için kullanılmasına hayranlık duymuştur. Dolayısıyla geçmişe olan bakışı Benjamin’in meleğe olan bakışını andırır: Yalnızca ayaklarının dibindeki enkazı gören, geleceğe sırt çevirmiş bir melek. 

Sebald 1944 yılında, Almanya’nın Alpler bölgesinde doğdu. Bu bölgenin en önemli özelliklerinden biri, savaşın son yıllarında Müttefiklerce büyük Alman şehirlerini hedef alan bombalardan, dolayısıyla da kentlerin görünürdeki yıkımından hiçbir surette etkilenmemesiydi. Sebald’ın babası İkinci Dünya Savaşı süresince Wehrmacht için savaştı ve 1947 yılına kadar cezaevinde kalmasına rağmen savaş sonrası Almanya’da yaygın bir gelenek olduğu üzere oğluna kendi yaşamış olduğu deneyimlerden hiç bahsetmedi. 

Öyle ki, belli bir bakış açısından düşündüğümüzde Sebald için ortada ne bir savaş vardı ne de o savaşın yol açtığı yıkım. Psikanalist Alexander ve Margarete Mitscherlich daha sonra bu suskunluk halini Batı Almanya’nın kolektif olarak “yas tutamama” durumu olarak tanımlasalar da Sebald, yazarlar arasında da gördüğü bu suskunluğa karşı özellikle öfkeliydi. Savaş karşısında suskun kalan Alman toplumunun kifayetsizliğini “sessiz felaket” (silent catastrophe) olarak nitelendirdi ve daha sonra bu suskunluğu, Vertigo (1990), Göçmenler (1992), Satürn’ün Halkaları (1995) ve Austerlitz (2001) gibi romanlarında ifade etmeye çalıştı. Ve bu eserler Sebald’ı, sınıflandırılması mümkün olmayan büyük bir yazar haline getirdi. O, ne tam olarak bir romancı, ne bir anı yazarı ne de bir tarihçi ama kendine özgü ifade tarzıyla bu üç türün niteliklerini harmanlamayı başardı.

Deneme alanı

Sebald, kariyer açısından konumunu belirleyen bu eserleri yazmadan önce yalnızca bir edebiyat bilimci olarak şu sorularla meşguldü: Almanca konuşulan ülkelerin edebiyatlarında tasvir edilmiş olan psikolojik ve sosyal yapıların analizi vasıtasıyla Alman toplumunun bu suskunluğu anlaşılabilir mi? Alman olmayan ama Alman otoriterliğinden ve faşizminden etkilenen dil ve kültürlerde yaşamla edebiyat arasındaki ilişki nasıldı? İşte bu soruların olası yanıtlarını içeren Silent Catastrophes - Essays in Austrian Literature  Sebald’ın Avusturyalı on yedi yazar hakkında  yazdığı on dokuz eleştirel denemeden oluşuyor. 

Sebald 1966 yılında, Manchester Üniversitesi’nde yüksek lisans yapmak için İngiltere’ye geldi, 1970 yılındaysa East Anglia Üniversitesi’nde akademik kariyerine başladı. 1988 yılında Avrupa Edebiyatı alanında profesörlük unvanını alan büyük yazar, 2001 yılındaki vefatına kadar İngiltere’de çalışmaya devam etti. Hayatının büyük bir kısmını İngiltere’de geçirmesine rağmen romanlarının çoğunu Almanca yazdı ve İngilizceye yapılan bütün çevirileri bizzat denetledi. Silent Catastrophes’un çevirmeni olan Jo Catling ise aynı zamanda Sebald’ın meslektaşlarından biriydi. 

Catling, tıpkı Sebald’ın eserleri üzerine araştırmaları bulunan Uwe Schütte, Richie Robertson ve Ben Hutchinson gibi Sebald’ın eleştirel denemelerini sürgün, travma, hafıza ve tarih hakkındaki fikirlerini yaratıcı bir biçimde ifade etmek üzere kullandığı bir deneme alanı olarak görür. Kendi kariyerinin neredeyse on yıldan fazlasını Sebald’ın eleştirel denemelerini İngilizceye tercüme ederek geçiren Catling, buna rağmen Silent Catastrophes’a yazmış olduğu önsözde Sebald’ın kariyerinin zirvesinin eleştirel denemeleri değil, kurmaca eserleri olduğunu belirtmiştir. 

Niçin Avusturya?

Almanya doğumlu bir yazar ve akademisyen  hangi sebepten ötürü Avusturya edebiyatını tercih eder? 

Sebald için Avusturya edebiyatının Alman edebiyatının eş değeri olmadığı bir gerçek. Avusturya edebiyatı, Goethe’den Thomas Mann’a kadar uzanan Alman edebiyatını ve eleştiri geleneğini konu alan çalışmalarda standart bir yaklaşım olan Germanistik kanonunun statü olarak dışındaydı. Germanistik yaklaşımın temelinde, edebiyatın aşkın değerlerin bir ifadesi olduğu ve dolayısıyla tarihten etkilenmediği inancı yatıyordu. Sebald’a göre ise savaş sonrası Alman Dili ve Edebiyatı (Germanistik) tarihdışı olandan bile daha kötüydü ve bir yandan faşizmin mirasıyla ilgili “sessizlik komplosunu” pekiştirirken öte yandan savaş sonrası ekonomik yeniden yapılanma mucizesini çevreleyen “kibirli” suskunluğa katkıda bulunuyordu. Shütte’ye göre Sebald’ın reddettiği Alman Dili ve Edebiyatı, Nazilerle olan bağlantısı dolayısıyla politik açıdan lekelenmiş bir akademik disiplindi. 

Mesela Sebald, Berlin Aleksander Meydanı’nın da yazarı olan Alfred Döblin üzerine tamamlamış olduğu doktora tezinde Döblin’in romanlarının şiddeti yücelttiğini savunur. Döblin’in eserlerinde sürekli tekrarlanan acımasız şiddet sahneleri, sonraki yıllarda Naziler tarafından uygulama konan yıkım mitini besler. Fakat Sebald’ın Döblin’e ilişkin bu görüşleri, edebiyat bilimciler tarafından ya taraflı olduğu ya da kanıtlara dayandırılmadığı gerekçesiyle reddedilir. 

Ne var ki, Sebald’ın sessizlik karşısında duyduğu öfke yalnızca Alman Dili ve Edebiyatı’yla sınırlı değildir. Yakın geçmişe ilişkin Alman evlerine de hâkim olan bu kişisel, ailevi ve kültürel suskunluk hayatı boyunca eleştirel tutumunu biçimlendirerek kalıcı bir duygu durumu halini alır.  

Sebald’ın bakış açısına göre eleştirel edebiyat tarihi çalışmaları için Avusturya edebiyatı zengin bir kaynaktı. Öncelikle baskın Almanca kanon içerisinde marjinalleşmiş bir yazma geleneğine sahipti. İkincisi, her ne kadar “minör” edebiyat olsa da hem devasa bir imparatorluğun jeopolitik sınırlarını hem de savaş öncesi ve sonrası cumhuriyetlerin ufak topraklarını kapsıyordu. Üçüncüsü, 19. ve 20. yüzyıllar boyunca süren değişim ve dönüşümlerin kalıcı niteliği Avusturya halkında derin bir sürgün duygusu yaratmış ve bu da Sebald’a göre daha geniş anlamıyla Batı modernitesinin karakteristiklerinden biri haline gelmişti. Dördüncüsü, bu sürgün duygusunu en keskin biçimiyle dile getirenler Yahudi yazarlardı. Sebald bu bakımdan başka yazarlar hakkında yazarken özellikle Jean Améry, Elias Canetti ve Franz Kafka’yı kendine referans olarak aldı.

Silent Catastrophes bu yazarlara ek olarak Adalbert Stifter, Arthur Schnitzler, Hugo von Hofmannsthal, Thomas Bernhard, Peter Handke, Ernst Herbeck ve Gerhard Roth’un eserlerinin yakından okunmasıyla oluşmuştur. Sebald bu yazarların eserlerini birbirleriyle bağlantılı olacak bir biçimde ele alır ve hem psikanalitik hem de antropolojik çerçeveler içinde inceleyerek burjuva toplumunun kendini edebiyat vasıtasıyla, bilhassa da aşk ve evlilik kurumuna ilişkin fikirler üzerinden  nasıl yeniden ürettiğini anlatır. 

Örneğin Sebald’a göre Stifter’in kurgularında her tür sevgi duygusal soğuklukla ya da vakitsiz bir ölümle sona ermeye mahkûmdur ve bu da sevgiyi, bir durum olarak talihsizlikle eşdeğer kılar. Fakat Stifter’in anlatıları belli bir açıdan bakıldığında burjuva sevgisinin en geleneksel kurallarına uygunluk arz eder. Başka bir açıdan bakıldığındaysa klasik Avusturya edebiyatının kendini, burjuva toplumsal yeniden üretiminin itici gücü olarak idealize edilmiş sevgi tasvirinden  ayırmaya başladığını gösterir. 

Melankoli

Kitabın ikinci yarısıysa Charles Sealsfield (eski adıyla Karl Postl), Peter Altenberg, Joseph Roth, Hermann Brock, Jean Améry, Franz Kafka, Peter Handke ve Gerhard Roth’un eserleri üzerine yazılmış denemelerden oluşuyor. Sebald, bu yazarların vatanın imkânsızlığını, sürgünün doğasını ve bununla ilişkili travmayı nasıl ifade ettiklerini inceliyor.

Sebald’a göre bu yazarlar, duygusal bir özgünlük olarak addettiği melankoliye kapılmışlardır ve ilerlemeye karşı direnç gösterirler. Bu, unheimlichtir: Ev, ev olarak hissedilmediğinde kişinin hissettiği yerinden edilmişlik duygusu.

Sebald, 19. yüzyıl “getto kurmacası” üzerine yazdığı başka bir bölümdeyse Leopold Kompert, Karl Emil Franzos ve Leopold von Sacher-Masoch adlı üç Yahudi yazarı ele alır – ikincisi Yahudi olmasa da Yahudi dostu bir yazardır. Sebald bu üç ismi bir araya getirir çünkü her üçü de olanca kısıtlayıcılığına rağmen Doğu Avrupa’nın Yahudi bölgelerine duydukları şartlı nostaljiyi dile getirir. Sebald, Yahudi nüfusun sosyoekonomik yükselişle birlikte Batı’ya olan coğrafi hareketliliğini kurgusal bir biçimde belgeleyen bu öykü ve romanları “yarı etnografik” olarak niteler. 

Yahudilerin mülk sahipliği, eğitim, ikamet yeri ve diğer medeni haklar üzerindeki kısıtlamaları ancak Habsburg İmparatorluğu’nun 18. yüzyılın sonlarına doğru çıkarmış olduğu Hoşgörü Fermanları’yla kalkmıştır ve Sebald da bu yazarların eserlerini, yeni burjuva evine duyulan özlem gibi derin bir ikilemle karakterize edildiğini belirtir. Bir yandan geride bırakmış oldukları mütevazı dünyaya karşı pişmanlıkla karışık nostaljik bir özlem duyarlar öte yandan bu dünyanın çoktan kaybolduğu ve geri getirilemeyeceğinin bilincinde, yollarına devam ederler. 

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

Yazarın “W.G. Sebald’s early critical essays mine his great literary themes – exile, trauma, memory and war” başlıklı denemesinden kısaltılarak tercüme edilmiştir. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Muggle'ların da Severek Kullandığı Har..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Livia Gershon

2 Nisan 2025

Orwell’i Propaganda Malzemesine Dönüşt..

Orwell’in romanları çoğu okur tarafından sosyalizm karşıtı ve kapitalizm yanlısı birer propaganda metni olarak görülse de, bu eserler son yıllarda farklı siyasi argümanlara temel teşkil eden bir kaynak haline geldi.“Geçmişi kontrol eden geleceği kontrol ede..

Devamı..

Direniş Edebiyatı

Momina Areej

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024