Avrupa genelini kasıp kavuran bu sıcak hava dalgalarının yoğunluğu ve insan hayatına malolan kayıplar için 2003 yılına dönmemiz gerek.
Bu hafta İngiltere 2025 yazının dördüncü sıcak hava dalgasına maruz kalıyor. Hava durumuna ilişkin tarihsel verilerse bize bu durumun 1976 yılına kadar uzandığını gösteriyor. 55 yaşın üzerindeki çoğu Britanyalının da hatırlayacağı üzere o yıl sıcaklıklar 30 derece civarında sabit kalmış ve yaklaşık 50 gün süreyle hiç yağmur yağmamıştı. Mevcut su kaynakları hiç beklenmeyen böylesi bir kuraklık karşısında yetersizdi, dolayısıyla hükümetin uyguladığı su kısıtlaması herkes için ciddi sıkıntılara yol açmıştı. Ama Britanya’nın 20. yüzyılda yaşadığı bu kuraklık süreci, Avrupa kıtası geneline bakıldığında en kötülerden biri bile değildi.
Avrupa genelini kasıp kavuran bu sıcak hava dalgalarının yoğunluğu ve insan hayatına malolan kayıplar için 2003 yılına dönmemiz gerek. Daha da gerilere gittiğimizde 1911 yılındaki kuraklığın Avrupa’da hem 1976 yılındaki hem de 1757 yılındaki kuraklığı gölgede bıraktığını görürüz. Ama muhtemelen içlerinden en şiddetlisi neredeyse bütün bir yıl boyunca hiç yağmur görülmeyen 1540 yılı. Öyle ki, Alman tarihçilere göre 1540 yılında Ren Nehri’ni yürüyerek geçmek mümkündü.
Fakat bu durumun öncesi de var. Kuzey Atlantik Bölgesi, erken Orta Çağ’da, 10 ve 13. yüzyıllar arasında ciddi bir iklim anomalisine maruz kaldı. Araştırmalara göre kıtadaki ortalama sıcaklık, 21. yüzyıl başlarında kaydedilen sıcaklıkların bir derece üstündeydi.
Orta Çağ’da Avrupalılar sıcak ve kurak mevsimin zorluklarına alışmışlardı ve en sıcak zamanların nasıl atlatıldığını biliyorlardı. Onların deneyimleri bizim için yeni bir alternatif yaratamasa da, hayatta kalma konusunda fikir verebilir. Zira son yıllarda araştırmacılar, tarım ve gıda üretiminin sürdürülebilirliği açısından Orta Çağ’dan pek çok fikir alınabileceğini fark etmeye başladılar. Ve bu durum, onların kızgın güneş altında nasıl yaşamaya ve çalışmaya devam ettiği konusunda da geçerli olabilir.
İşte sıcakla baş edebilmek için altı ipucu:
Esnek çalışma saatleri
Le Bon Berger (İyi Çoban) isimli kitabın yazarı olan ve 14. yüzyılda yaşayan çoban Jehan de Brie’ye göre Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında şafak sökmeden yataktan kalkmalı ve günün ilk ışıklarıyla birlikte çalışmaya başlamalısınız.
Hakikaten de Orta Çağ’da insanlar uzun ya günlerinde görevlerini sabah saatlerine sıkıştırır, böylece günün en serin vaktinde çoğu işi tamamlarlardı. Bu durum toplumsal sınıfların hepsi için geçerliydi. Ruhban sınıfı uzun günlere ve kısa gecelere uyum sağlamak için ayin saatlerini değiştirdi ve Haziran ayındaki Katolik Yortusu’ndan sonra bu yeni saatleri uygulamaya koydu. Şövalyelerse turnuvalarını erteledi ve yaz ayları boyunca biri bile mızrak kaldırmadı.
Doğru şapka giymek
Şapka, Orta Çağ ile özdeşleşen bir alışkanlık olmasa da Avrupa toplumlarının hemen hemen hepsinde hem pratik sebeplerle hem de günlük olarak şapka tercih edilen bir giyim eşyasıydı.
Orta Çağ’da çizilen resimler, eskizler, el yazmalarındaki minyatürler, duvar ve panel resimleri şapkanın o dönemde de sıklıkla tercih edildiğini ve farklı şekillerdeki şapkalardan yumuşak keplere kadar sonsuz bir çeşitliliği olduğunu gösteriyor. Hatta görünüşe bakılırsa İsveç Lappvattnett şapkası gibi yarım metrelik siperliği olan şapkalar yazın en sıcak günleri için bir norm olabilirdi.
Vücut sıcaklığını düşüren gıdalar
Gıdalar buzdolabının olmadığı bir dönemde dahi serin kalabiliyordu. Özellikle tercih eden gıdalardan biriyse sebzeler ve salatalardı çünkü bu tarz yiyeceklerin hem sindirimi kolaydı hem de yeterince lezzetliydi. Balık ve et yemekleriyse sirke ya da nar suyuyla ıslatılarak mevsim süresince serin soğuk servis ediliyordu.
Yüzmek
Orta Çağ sonlarında Avrupa’da yaygın hale gelen toplumsal aktivitelerden biri de yüzmeydi. Manastırlar kendi duvarları arasında yaşayan sakinlerine sağlık, hijyen ve temizlik için hacamat haricinde bir de yüzmeyi telkin ediyorlardı.
Orta Çağ’ın sonlarına doğru Tuna, Ren, Seine ve Tiber nehirlerinin kıyısında yaşayan nüfus oldukça fazlaydı ve bu nehirler hayati bir öneme sahipti. Orta Çağ teologlarından Everard Digby’nin 1587’de yayımlanan ve yüzme sanatını konu alan kitabında hem bu nehirlerin öneminden bahsediliyor hem de uzun zamandır aşina olunan suya atlama ve suda dalma hareketleri detaylı bir biçimde anlatılıyordu.
Güneş kremi kullanmak
Citeaux Manastırı’nda yaşayan rahipler, yaz aylarında güneşten zarar gören ciltlerini iyileştirmek için topladıkları ot ve köklerden yaptıkları kremleri kullanıyorlardı. Hatta 10. yüzyılda yazılan Bald's Leechbook, isimli bir şifalı otlar kitabı yanık kremi olarak tereyağında sotelenmiş sarmaşık saplarını öneriyordu. Daha sonra bu öneri damıtılmış gül suyu olarak değiştirildi.
Kaçmak
1516 ve 1554 yılları arasında Sicilya ve Napoli kralı olan V. Charles, kendini ansızın sıcak havaya teslim olmuş Roma’da bulduğunda ev halkını şehirden ayrılmaya zorladı. Yüksek sosyete yaz aylarında genellikle şehirdeki saraylarından ayrılır, yüksek kesimlerdeki ya da kırsal bölgelerdeki yazlık saraylarına çekilirlerdi. Yazar Giovanni Boccaccio, Decameron adlı eserinde “şehrin hanımlarının sıcaktan bunaldığını,” belirtir ve onların yaz aylarında kır evlerine kaçtıklarını anlatır. İngiltere Kralı II. Richard ise başkentin yaz sıcaklarına tahammül edememiş ve Thames nehrinin kıyısındaki Sheen Sarayı'nın yakınlarında yazlık bir ev inşa ettirmiştir.
Manastır sakinlerinin bile kimi zaman kırsal bölgelerdeki manastırlara göç ettiği bu dönemde, yaşamını zar zor ikame ettirenlerinse – sırf yaz sıcağından kaçabilmek için – elbette evlerini terk etmek gibi bir seçenekleri yoktu.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






