Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

7 Eylül 2025

Öykü

Pide, Yasin, Şam Tatlısı, Bir de Halep Çarşısı

Sevil Kılçıksız

Paylaş

6

1


Sabahtan bu yana evdeki telaş bitmemişti.

"Hasan Bey paspas nerde! Ayak izleri kalmış."

"Su dolduruyorum, bekle azıcık."

"Saat on bire geliyor. Birazdan gelirler!"

Tuvalette otururken sırtımdan ter akmaya başlamıştı. Bir köşeye saklanan haylaz evlat gibiydim, telaşla toparlandım. Seksenlik ihtiyarların hızına yetişmek mümkün değil. Sabah dörtte namaz, Kuran ile başlayan hareketlilik; ekmek pişirme, yemekle devam ediyordu. Yumuşak tabiatlı görünen ihtiyarların sabah ritüelleri kara delik gibi, yaklaşırsam beni içine alacak…

Ama bugün farklıydı; yıldönümü, Kuran okunacaktı. On yıl, annem öleli on yıl. Kayıplara direnen benim için dün gibi.

Evin askeriye usulü erken başlayan ritminde biraz daha uyuyabilmek için akşamdan alerji hapı almıştım. En azından sabah biraz uykumu almak, ayak altında dolaşmamak işime gelecekti. Gece yine düşünceler basmıştı, iyi uyuyamamıştım.  Şimdi de açılamıyorum. Bir kahve içsem belki... 

"Hasan Bey çabuk büyük tavayı çıkar. Arka odadan unu getir. Hamur cıvık oldu. Neredesin fırın kızdı. Azıcık yağ çıkar. Hasan !.."

Babam koridorda isyan iniltileriyle, ufak tefek vücudunu bir o yana bir bu yana savurup duruyordu. Kilosu nedeniyle fazla hareket edemeyen Gülsen Hanıma asistanlık yapmak zor. Kendimi koridora attım. Eğilemeyen Gülsen Teyzenin göbeğinin altına girip tezgâh altından yağı çıkardım.

Misafir gelmeden, son kez koridoru silmeye çalışan babamı ikna edemedim; paspası elinden kaptım. Gereğine inanmadığım işi, içimden söylenerek yapmaya başladım. Tozlu taş parke, ıslak bezin ardında yol yol parladıkça, tersine rahatlamaya başladım. Son aylarda yaşadıklarımdan sonra, bitmeyen gitmeyen düşüncelerimin paspasla uzaklaşması iyi geldi adeta. Kendimi, itinayla koridoru silmeye verdim.

Gülsen Hanımın yüzü laleye dönmüş. Annem de yoruldukça kızarırdı. Kısa ağır bedenini ufak adımlarla sürükleyerek mutfaktan çıktı.

"Sen enginar seversin, İstanbul'da bulamazsın böyle. Isırganlı börek de yaptım, kocan otlu sever diye."

Söylesem mi? "Boş ver," dedim, çok yaşlı. Annem yaşasaydı belki...

Devam etti, "Oğlum kıymalı severdi rahmetlim. Torunuma da yapıp koliyle yolladım. Baban pazardan sana enginar aldı, yanına alırsın. Azcık ot kavurdum. Kahvaltıda yeriz. Ada makarnası da yapacaktım ama..."

Gülsen Hanım'a "yok istemem, ne olur bak kendini yorma" gibi cümleler kuru sıkı silah gibi işlemezdi. "Sağ ol ne zahmet ettin," dedim, sustum. Bir süredir, kalıpları söyler geçer olmuştum. Böylesi daha az yorucu. Evden kaçsam çare değil, "bana" yapılan o yemekler gitmeden mutlaka yenecekti nasıl olsa.

Kahvaltıya nihayet oturduk. Masada sıcak börekler... Kızım kahvaltıda ne yedi acaba? Babası işten önce yedirebildi mi? Ne yapalım, ben olmadan kızına bakmayı becerecekti artık.

Daha kahvaltı merasimi biterken zil çaldı. Kapıya koştum, tanımadığım orta yaşlı bir kadın; bekletmişim gibi ters baktı, tereddütsüz içeri daldı. Gülsen hanım banyodan havlusuna sarılı, seslendi; "Birsen sen misin?" "Benim," dedi kadın mutfağa dalarken. "Hoş geldin. Geç otur, geliyorum."

Apartman kapısı zili ardı ardına aşağıdan çalmaya başladı. Gelen hala, teyze, yenge, kuzen, gelin akrabalarla tek tek sarmaşıp, karşılıklı hâl hatır sorup; konu komşuyu, cümle Gülsen teyzenin yakın akrabalarının hatırlarını da ihmal etmeyip; onları salona aldım. Birazdan annemin onuncu ölüm yıldönümü okuması başlayacak. Ama pideler, çaylar hala hazır değil...

Gülsen Hanım arka odada giyinirken, seslenip hâl hatır soruyor, bir yandan uzaktan babamı dürtüyordu, "Pideleri al. İçleri kıymalı, ıspanaklı ayrı vermiştim. İşaret koysunlar ayrı paket yapsınlar. Sarı tabakları çıkar."

Yerimden fırladım babamdan tabak işini aldım. Lanet su ısıtıcısının altı yine kayıptı. İki tane çaydanlığı ocağa yerleştirdim. Zil yine çaldı. Ablamdı, oflayarak sokak kapısından daldı. Ter içinde, telaşlı, geç kalmıştı. Dört kat merdivenle sigara iflahını kesmişti sanki.

Merhaba demeden "Lanet olsun," dedi. "Güya sol, bir de azınlık üstelik. Çatlak bir kadın bütün toplantıyı zıvanadan çıkarmaya yetti. İllaki onun dediği kabul edilecek. Gitmeyeceğim bir süre. Sinirlerim allak bullak oldu." diye söylenerek ilerledi. Bugün, yeni üye olduğu partinin toplantısından gelecekti. Salona girmeden kendini mutfak balkonuna attı. Eline çay verdim.

Dinlemesem de anlatacaktı, devam etti. Elim işte, sakinlemesini bekleyerek dinlemeye başladım. Kocasıyla yolları ayırmış olsalar da sanırım kızının babadan gelen Kürt genetiği varlığı onu bu partiye yakınlaştırmıştı. Son olaylarla iyice hassaslaşmış, neredeyse tam bir aktivist olmuştu. Tabi aklımdan geçeni ona söyleyemedim. Yüksek tansiyonu yarı yolda bırakacak diye korktum. Bir süre sonra Birsen Hanım'ı fark etti, ufaktan laflamaya başladı. Fal bakmaktaki ününü hatırladı. Kuran okunmaya başlamadan fal bakması için ısrara başladı. Birsen istemediyse de babamın hatırına olacak, reddedemedi. Üç kişilik kahveyi ocağa oturttum.

Taze kahve kokusu, ablamın yaktığı sigara kokusuyla mundar olup ortalığı kapladı. Kokuyu duyan meraklı teyzem mutfağa geldi; onu da geri yolladıktan sonra fala başladık. Kapı kilidinin dili tutmuyordu. Elim tam kapanmayan kapıyı itmekle meşgul, Birsen'in baktığı falı tetikte dinlemeye başladım. Kimse fal baktırdığımı görmesin... Ateist, materyalist ben, her şeyi, tüm kalıplarımı unutup falı dinlemek istiyorum. Bir umut, falda bir karaltı; yolları birleşen sarmaşan iki insan, bir hane içinde anne-baba-çocuk; hiç olmadı yüklü para ya da devlet kapısı... Üç aydır çocuğumla bir başınaydım, günlerdir aç kalmışçasına umuda ihtiyacım var. Önemli kâğıt, devlet kapısı dışında bir şey çıkmadı; fincanı hırsla yıkadım. Sıra ablama geldiğinde, teyzem kapıyı yeniden tacize başlamıştı ki, babam iki torbayla eve girdi. Pideden yayılan sarımsak ve yeşillik kokusuyla ortalık hareketlendi.

"Hasan Bey, ayranı unutmadın inşallah. Birsen, hadi her şeyi hazır edelim. Önce okuyalım, sonra hemen dağıtırız, soğumadan herkes yesin."

Şekeri düşen olur diye salondaki kadınlara önden azıcık tatlı teklif ettim. Teklifim, artık manevi âleme geçiş yapmakta olan toplulukta, maddi aleme ilişkin günahmış gibi "Okumadan sonra çayla içeriz" diye oybirliğiyle geri çevrildi.

Örtüler çantalardan çıkarıldı. Askılı bluzlu İzmir kadınları kollarını örtüyle kapattılar. Örtüsü olmayana örtüler elden ele verildi. Minik gergin geğirtiler, iç çekmeler sonrası ortalık sessizleşti, yüzler ciddileşti. Gülsen teyzenin, "Hasan Bey, Nuran Hanım'ın dua kitabı yok." komutuyla, babamın eksik kitapları tamamladı. Kadınlar orta çağ tablolarındaki ruhani ifadeyle beklemeye koyuldu. Havaya giren salonda, "Bizden sayılırsın," diye kadın cemaatine buyur edilen babam, yanında halam, masanın başında birbirine bakıp usul sesle programı belirlediler.

Halamın Balkan renkleri taşıyan yüzünde anlamsız ciddiyet iğreti duruyordu. Kocası öldükten sonra saçlarını hiç boyatmamıştı; fakat yaşına karşın hala güzeldi. Eskiden, asker eşi olarak şık giyinip, açık kumral saçlarını savururken; eşinin ölümü sonrası imam kızı olduğunu hatırlayıp kapanmış, yine de şık giyinmeyi bırakmamıştı. Babama başlamasını fısıldadı. Babam genzini temizledi, erkek kompleksi ya da zorlama baritonluk içermeyen o yumuşak sesiyle makamınca Yasin'e başladı. Kadınlar Arapça veya Türkçe takip etmeye çalışıyorlardı. Diyabetli komşu kadına ağırlık çökmüş, göz kapakları inmeye başlamıştı.

Dinle pek alakası olmayan teyzemle göz göze geldik. "Ne haber" gibi anlamsız göz kırptı. Geride kalan son iki kardeşten biriydi. Belki çok düşkün olduğu annem aklına düşmüş, dünyanın hallerine kafası yine bozulmuştu. Gözlerinde garip nemli bakış, gülümsemeye çalıştı, gözlerimi kaçırdım.

Yasin ve sonrası dua bitip, "Salavat ve şehadet, eşhedü enla...." beş kez tekrarlandıktan sonra sessizlik oldu. Halam, başkan yardımcısı edasıyla "Abi kıyamet duasına geçeyim," diye fısıldadı. Onaylatınca, bu kez kendisi incecik sesiyle makamlı, duaya başladı. Hava bulutlandı. Kadınlar kıyamet korkusu ile kayıplarının yası arasında dalgalanıp sessizce iç geçirerek, ne için olduğu kendine, sır olan göz yaşlarını sızdırmaya başladılar.

Mor üstüne sedef beyazı çiçek işlemeli örtüm kayıyordu, kollarımı kapatmaya çalıştım. Duaların bildiğim kısmını ayıp olmasın diye mırıldanıp, ellerim havada üfleyip çevreye bakarken, tanıdık gelen örtü kafama takılmıştı. Evet hatırladım, Halep'ten hediye almıştım. İçimi tarifsiz bir sıkıntı doldurdu. Altı yıl öncesi Yayladağı'ndan arabamızla sınırdan çıkışımız... Kekik kokuları içinde merakla araba sürdüğümüz Lazkiye yolu, Lazkiye'den Halep. İki günlük seyahat. Kızımızla birlikte yeni yerlerin keşfi, onun dünyayı tanıma heyecanı. Halep'in baharat kokulu tarihi çarşısı.

Suriye sınırında kocamın köyünden, köyün belleğindeki Suriye’den derlenip elimize tutuşturulmuş uzun liste: Mihail Amca'nın kahvesine el işi cam nargile, ninenin başına serpuş. Gençliğinde Halep'i kapı komşusu yapan dedenin "Ben de geleyim" ısrarı. Ve sonrası anılarından yaptığı liste. Ceza gibi, bir hayli uzun, gerçekleşmesi zor; el işi deri kundura, kaçak çay, Arapça İncil, Rahmi nineye kabartma desenli kırmızı kadifeden kumaş, baharat. Benim listem ayrı; baharat, rengarenk baş örtüleri ve bir de el yapımı şeffaf incecik camdan, yeşil, şarabi kırmızı, altın sırlı göz yaşı kadehleri, bugünün parfüm muhafazaları.

El-Medine Çarşısı. Bin bir koku; baharat, sabun, tütsü… Örtü satan bir dükkânda, Arapça çevirisinden faydalandığım kocam, satıcı için "Kazıkçı bu adam!" diye bağırmış, "Dur bir dakika,” demeye fırsat vermeden, öfkeyle çekip gitmişti. Yüklenilen bir aynanın nihayet kırılışı, dört bir yana saçılışı, parçalarda eksik görüntüler; bütünlüğe bir daha geri dönmemek üzere uzaklaşarak dağılan üçlü, huzur, keyif. Dükkânda gittikçe griye dönen rengarenk örtüler arasında, Arapça bilmeyen ben, inat edip kalmıştım. O ana kadar Arapça anlaştığımız yaşlı satıcı, birden kırık Türkçeyle konuşmaya başlamıştı. "Üzme caninini kizim." Beni hem utandıran hem teselli eden yaşlı adam Ermeni kökenli eski bir göçmendi, Samandağ'dan.

İnatla kalıp, aldığım hediyelik örtülerden mor olanı şimdi omuzlarımdaydı. Onun beni saran eli ise yok. Ne yazık ki annemin teselli eden eli de... Baharat ve sabun kokuları, yerini yanık kokusuna bıraktı. Vahşice yakılan Halep çarşısı. Yanındaki güzelim tarihi cami. Bulutlandım. Engelleyemiyorum. Kadınların nedeni muamma ağlamasına, benimkisi de karıştı aktı.

Dualar duaları kovaladı. Mutfağa doğru fırladım. Çayları servise hazırlarken, yaş olup akan geçmişle yalnız kalabildim. Salona geri döndüm. Dua toplama kısmına geçilmişti; "Tükenmez sabır, azapsız kabir cümlemize nasip eyle ya rabbim... Fakirlik gelmeden evvel nimetin, ölüm gelmeden evvel hayatın kıymetini bilmeyi bizlere lütfeyle Yarabbi." Okunan dualar bütün ölmüşlerin ruhlarına hediye edildi. Halam “Âmin" derken, "Ablanı çağır, duaya gelsin bari," dedi.

Ablam yine yok. Bu ritüellere pek katılmaz; kimse de aldırmaz, hoş görürler. Yan odanın kapısını açtım. Televizyondan yükselen spikerin sesi: "Sivillerin boşaltması emri verilen Diyarbakır Sur'da etkisiz hale getirilen teröristlerin... Sur ‘da hasar gören tarihi caminin ve evlerin..." Ablam gözlerini silerek kalktı, salona yöneldi.

"Peygamber efendimiz, eren evliyaların ruhu, Atatürk ve silah arkadaşları, ordumuz, devlet, tüm şehitler ve âmin diyen cemaatin ölmüşlerinin ruhları, hane sahibinin adak dilek ve dualarının kabulü için El Fatiha…” Okuma tamamlandı. Salondaki diğer kadınlarla birlikte ben ve ablam da gözyaşlarımızı silerek mırıldandık. "Allah kabul etsin" sesleri arasında Gülsen Hanım fısıldayarak "Pideleri koyalım şimdi" deyince, kendimizi mutfağa attık.

Gülsen Hanımın istediği gibi "okuma" sonrası için hazır edilen pideleri servise hazırladık. Salondaki kadınlar, yayılan iştah açıcı kokuyla dalgalanmaya başladı. Her yaşta kaynanalardan, her yaşta gelinlere servis direktifleri verilmeye başlandı. Mutfak birkaç kuşak gelinle doldu. Tabaklara kıymalı, ıspanaklı pide parçalarını hızla doldurdum. Dar mutfağa sokmaksızın, hamaratlıkta yarışan gelinlerin eline tutuşturmaya başladım. Diğer cenahta paket ayranlar tepsilerle servis ediliyordu. Sayılar sayıldı, eksikler tamamlandı. Etli yemeyene otlu, otlu yemeyene etli vererek son değişiklikler yapılıp, mutfaktakiler kendi yiyeceği pideleriyle ayrılınca, ortalık azıcık duruldu.

Çoğu kilolu sayılabilecek kadınlar sakinlemiş, tabaklarındakini yarılamışlardı. Salonda, onun bunun sağlığa dokunduğu, diyabetinin olduğu, "Senin yememen lazım," ya da "Hadi canım sen şişman sayılmazsın," gibi kime söylendiği, kimin dinlediği belli olmayan sözler uçuşuyordu. Rejime girenlerin fazla gelen pidelerinin, "Ye bak,” ısrarıyla geri toplanması, fazladan yemek isteyenlerin, "Temiz o pide, atma yazık, ben yerim," diye artanları elimden almasıyla pide-ayran seremonisi tamamlanmış oldu.

Ufak muhabbetler arasında Gülsen Hanımın yaptığı şam tatlısıyla çay servisi başladı. Annem de çok güzel yapardı. Balkonda ablamla birbirimize bakmadan birer sigara yaktık, oysa bırakmıştım lanet şeyi. Hiç konuşmadan, şambalileri tabaklara yerleştirdik. Tatlı tabakları elimde; her biri ayrı derde ağlamış, sessizce burnunu gözünü silen, çoğu ev kadını topluluğun naif dünyasına, ılık anne koynuna başımı sokarcasına usulca daldım. Elimde şam tatlılar, dilimde garip bir tekerleme: "Ey Yorgi şam tatli kaç para." "Sen parlaksın be çocuk, istemez para."

Üzüntüler, başlardan yavaşça sıyrılan örtülerin içine katlandı, itinayla çantalara kaldırıldı. İçerde değişen hava güneşlenmiş, yerini hafif yollu kahkahalara ve tatlı tariflerine bırakmıştı…

YORUMLAR

Nurgök Özkale

Kutluyorum Sevil. Harika bir öykü.

7 Eylül 2025

Öne Çıkanlar

Jorge Luis Borges’in Kütüphaneniz İçin..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Semih Gümüş

24 Kasım 2025

İmralı Tartışması, Dem Parti, CHP ve M..

Süreçte iktidar tarafından bugüne dek somut bir adım atılmamış oluşunu hatırlatanlara karşı, “Onun da zamanı gelecek” demek süreci toplumsallaştırma ve açıklık çizgisinin dışına çıkmaktır. Adeta ortalığa bir ateştopu yuvarlandı ve onun gidip CHP’..

Devamı..

Frankenstein’dan Drakula’ya Ölümün ve ..

M. R. Granatino

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024