Anlatıcı
19 Mayıs 2019 Öykü

Anlatıcı


Twitter'da Paylaş
0

Hiçbir zaman, arkadaş meclislerinin aranan hikâye anlatıcısı olamadım.  Sanırım ne kadar ilginç bir olaya tanıklık edersem edeyim bunu insanların ilgisini çekecek bir biçimde aktarmayı beceremiyorum. İlkokul öğretmenim, “Konuşurken, yazarken olduğun gibi değilsin, heyecanından mıdır nedir artık,” dediğinde ilk defa bunun farkına varmıştım. O günden sonra da hep bu konudaki eksikliğimin bilincinde olarak yaşadım.
Daha geçen gün iş çıkışında arkadaşımla beraber, bir adamla kadının sokak ortasında kavga edişine şahit olduk. Adam sanki karşısındaki bir insan değilmiş gibi davranıyor, kadını itip kakıyordu. Ona vurmaya, tokat atmaya başladığında arkadaşım ve ben hemen araya girdik, adam bize, “Çekilin, size ne,” derken biz ona, “Kadına vurmaya hakkın yok,” diyorduk. Çok geçmedi araya birkaç kişi daha girdi, kalabalıktan birkaçı yoldan geçen bir polis arabasını durdurdu. Polisler geldiğinde ortam sakinleşmişti. Kadına şikâyetçi olup olmayacağını sorduklarında kadın kafasını iki yana salladı.  Polisler adama birkaç beylik laf ettiler, görevleri arabuluculukmuş gibi öğütlerini sıralamalarının ardından da araçlarına dönüp gittiler. Arkadaşımla ben de elimizden başka bir şey gelmediğinden oradan ayrılmak durumunda kaldık.
Ertesi gün iş yerinde arkadaşım, “Dünkü olayı diğerlerine anlatsana,” diye karşıdaki masadan bana seslendiğinde ofisteki tüm gözler üzerime çevrildi. Bakışlarımı yere eğip bir süre durakladım. Anlatmak istemiyordum ama bana çevrilen bakışları da yok sayamazdım. “Kavga ediyorlardı işte… Adamla kadın… Kadına vurmaya başlayınca araya girdik. Sonrasında polis de geldi. Ama kadın… Şikâyetçi olmadı...” dedim sesim titreye titreye.  Arkadaşım hemen araya girdi, “Sanki rapor yazıyor bu da,” dedi. “Durun bir de ben anlatayım.” Onun olayı anlatışı sahiden takdire şayandı, ofisteki herkes bütün dikkatini ona vermişti. Adamla kadının tahminî demografik bilgilerini tek tek sıraladı, fiziksel özellerini ise Rus romancılarını aratmayacak bir biçimde tasvir etti. Öyle ki sanki adamla kadın ofisin orta yerinde yeniden kavgaya tutuştular. Arkadaşım, “Kadın, adamın metresiydi herhalde,” dedi.  Böyle bir çıkarımı neye dayanarak yaptığını hiç bilmiyordum. Yine de olayın içine böyle bir entrikanın girmesi hikâyeyi daha da çekici hâle getirdi. Arkadaşımın gerçeğe yaptığı ilaveler yalnızca bununla sınırlı kalmadı. Adamın ceketinin altında bir şişkinlik gördüğünü, tam emin olamasa da bunun bir tabanca olabileceğini düşünmüş olduğunu anlattı. Şimdi arkadaşlarımızın gözünde belinde silahı olan bir adama kafa tutup kadını kolladığı için bir kahraman olsa gerekti. Arkadaşım inandırıcılığını artırmak adına aslında için için korkmuş olduğunu ama aradan çekilirsek kadının başına kötü bir şey geleceğini düşündüğünden –benim yerime de konuşarak– oradan ayrılmadığımızı belirtti.
Daha sonra toplumdaki kadın erkek rolleri üzerine bir nutuk atmaya başladı. Erkeğin ve erkekliğin yüceltilmesi toplumun gözünde kadını ezilmeyi hak eden bir konuma sürüklüyordu. Kadın erkek eşitliği sadece lafta kalmamalıydı ama bu topyekûn bir zihniyet değişikliği gerektirdiğinden bunun bir anda değişmesini beklemek hayal olurdu. Bizler bu konuda ülkenin eğitimli insanları olarak bir duruş sergilemeliydik. Bazen onların anlayacağı dilden göğsümüzü siper etmeliydik, zaten dün o ve ben tam da bunu yapmıştık. Onun bu sözleri, özellikle kadınlar tarafından, “Doğru”, “Çok haklısın”, “Keşke herkes böyle düşünse” gibi sözlerle karşılandı. Arkadaşım hikâyesine kaldığı yerden devam etti. Caddeden ne olduğuna dönüp bakmadan geçen yahut dönüp baksa dahi kuru bir kalabalık oluşturmanın ötesinde bir şeyler yapmayan insanları payladı. Onlar da adamın karşısına dikilebilirdi ama yollarına devam etmeyi ya da sadece meraklarını bir film izler gibi dindirmeyi seçmişlerdi. Yine de elini taşın altına koyup sorumluluk alan insanlar da yok değildi. Gelecek adına umudumuz o insanlar sayesinde sürmeliydi, umudumuzu kaybetmemeliydik. Öte yandan bizim yapabileceklerimiz sınırlıydı en azından polis daha çok şey yapabilirdi. Kadın şikâyetçi olmasa bile bu en azından bir sözlü uyarı yerine yazılı bir biçimde kayıtlara geçemezler miydi? Şayet insanların zihniyetinde bir değişiklik yapılacaksa devlet, bu konuda tavrını orantılı bir biçimde hissettirmeliydi. Elbette oradaki polislerin niyeti kötü değildi, zaten kadın şikâyetçi olsa mecburen onları karakola götürmek durumunda kalırlardı. Buna karşın böylesine kuru kuruya müdahalede bulunmak hiçbir anlam ifade etmiyordu. Ayrıca kadının şikâyetçi olmaması işin bir diğer üzücü yanıydı. Kuşkusuz onu suçlamıyordu ama kadınlarımız buna alışmamalıydı, hak ettikleri bu değildi. Bir kez daha ofistekiler onu onayladılar. Onaylama sırasında kadınların sesi erkeklere göre daha gür çıkıyordu. Arkadaşım şimdi hepsinin gönlünü fethetmişti.  
Arkadaşımın bu anlatma becerisi yalnızca benim içimi burkmuştu. İster istemez kendimi onunla kıyaslıyordum. Hatta diğerlerinin de böyle bir kıyas yaptığını düşünüyordum. Fakat ben iyi bir hikâye anlatıcısı değilsem, ilginç olayları birkaç cümlede anlatıp geçiyorsam bu benim eksik olduğumu göstermezdi ki; arkadaşımın övgüyü hak ettiğini inkâr edemezdim, onun bu konuda daha iyi olduğu da gün gibi ortadaydı; konuşurken kelimeleri yerli yerinde sıralamak, insanlara bunu uygun bir biçimde sunmak ve hatta gerçeği bazen biraz kurguyla allayıp pullayarak anlatmak gibi bir yeteneğe sahipti. Daha önceden yaptığımın aksine şimdi arkadaşımın bu konudaki başarısına şapka çıkardığımı belli etmeliydim, çünkü bugüne değin bu tip durumlarda hep içten içe utanarak susmuş, kendimi yargılamıştım. Şimdi bunu değiştirmek elimdeydi, olgular tartışılmazdı, gerçek apaçıktı;  o bu konuda daha iyiydi ancak bu kendimi eksik hissetmemi gerektirmiyordu.
Arkadaşıma dönüp, “Tebrik ederim,” dedim. “Aynı olayı yaşadık ama senin anlatışınla benim anlatışım arasında dağlar kadar fark var.” İş arkadaşlarım ben bunu der demez gülmeye başladı.  Muhasebeci olan “Arada sadece dağlar değil galaksiler var,” dediğinde ise hepsi bir ağızdan kahkaha attılar. Kendimi onlara eşlik ederken buldum. Ben de gülüyordum ve gülerken rahatlıyordum. Uzun zaman sonra ilk defa böyle bir durum sonrasında kendimi kötü hissetmemiştim. İçimden az önce yaşadığım bu olayı kâğıda dökmek geldi, “En azından,” dedim. “Yazarken anlatacak daha çok şey bulabilirim.”


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR