***
tanrı var diye tutturdu. narmanlı’nın önünde oturuyorduk. gece boyu beyoğlu’nda sürtmüştük. sessizlik istiyordum. cihad da artık sussundu. tanrı var, dedi yine.
nereden anladın? onca içkiden sonra herhalde sana göründü.
bana değil, kediye.
yanımızdaki alaca kedi, başını çevirmiş, avludaki karaltıya dikkatle bakıyordu. oraya bir tanrı çizdim gözümde. erkekti, şefkatliydi. az sonra kediyi öldürecekti.
zavallıcık, aklımdan geçeni anlamış gibi sıçrayıp diğer tarafa kaçtı.
cihad, gördün mü dedi, tanrı var ve kediyi uyardı. yoksa onu öldürecektim.
***
yukardaki minik elleriyle kıkırdaya kıkırdaya kel başa şap şap şap vuruyordu. kel başın ağzı, yanındaki kadına, eğ başını yürü, beynimi siktin vır vır vır dedi. kadın omuz silkti ve eteğine karışmış olan diğeri, parmakları ağzında, konuşan yüze baktı, başını eğmeden önce.
***
çöpte bir kadın başı buldu. daha önce kol bacak bulduğu olmuştu ama baş ilk. evirip çevirdi. kirlenmemişti. yara yeri kuru mordu. göz rengini merak etti. bu başa bir beden düşündü. tombul olmalıydı. heyecanlandı.
sokağa diğer uçtan birileri girdi. başı çuvalına attı.
***
burada yaşamak istiyorum.
eli yanağımdaydı. avcu sıcaktı. o günlerde herkes ülkeden kaçma planları yapıyordu. bedenimi avcuna sığdırmak istedim.
çok sonra, o gidince hatırladım oyunu:
burada bir kuyu varmış. kuyunun başına bir kuzu gelmiş. bu tutmuş. bu kesmiş. bu pişirmiş. bu yemiş.