Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

16 Temmuz 2026

Kitap

Alman Çocuk Jan Bizim Neyimiz Olur? Savaş Bitti

Işıl Kızılırmak

Paylaş

0

0


Neden savaşmalı bir çocuk, bir başka çocukla? Neden başka bir ülkenin toprağında doğduğu için düşman olmalı çocuklar?

John, okul çağının başında bir İngiliz oğlan, tanıdığı tüm babalar gibi cephede babası, tanıdığı tüm anneler gibi cephane fabrikasında işçi annesi. Savaşmak ve savaşın sürebilmesi için çalışmak, çağın –ve romanın– çocuklarının anne babayla eşleştirdiği işler. Ödevler demek daha doğru belki de çünkü hayatı sürdürmek için sunulan emekten fazlasını imliyor bu işler. Savaştaki bir ülkenin vefakâr, kanaatkâr ama hep çok cesur, hep çok çalışkan insanları olmak zorundalar. Büyük bir gururla ölmeli babalar savaş meydanlarında, büyük bir gayretle çalışmalı anneler fabrikalarda ve geleceğin askerleri ya da çalışkan anaları olmayı büyürken iyice bellemeli çocuklar. Savaş anlatılarından zihnimize kazınmış gerçeği, bir çocuğun dünyayı kavramadaki yalpalamalarıyla derinleştirerek açılıyor kitap. Savaş, erkeklik ve kadınlığın anlamını neferlikte eşitleyerek dönüştürürken çocukluğu doğrudan yok ederek işliyor. John’la birlikte büyüdükçe büyüyen cephane fabrikasına baktığımızda da gördüğümüz bu; fabrika büyüyor, her sabah kapısından giren kadınlar silahlar yaptıkça daha da umutlu zaferden; fabrika büyüdükçe büyüyor, savaş naraları atmayan çocuklar korkak hainler olarak yaftalanıyor. “Hepimiz savaştayız. Alman iblisleri yenmek için verilen mücadeleye hepimiz dahiliz.” nutuklarını yutuyor sanki fabrika, büyüdüğü sürece de dert değil bu sesleri inancın mı yoksa korkunun mu çoğalttığı… Çünkü Binbaşı Hughes’un ifadesiyle, “Bu fabrika, Büyük Savaş’ın kazanılacağı yer.” Ama fabrikaya düzülen methiyeler, aşkın anlamlarla kutsamalar John’a değmiyor, çünkü onun için fabrikanın dehşetli gölgesinin büyümesi, savaşın hiç bitmemesi, babasının yüzünü artık rüyalarında bile anımsamamak demek. Bu yüzden, savaş son bulsun istiyor John. Ülkesinin iki büyük otoritesine mektup yazıyor bitirsinler diye bu savaşı, evine dönsün diye babası, top mermileri yapmasın diye annesinin elleri. Mektuplar yazıyor John. Gönderen: John. Alıcı: Kral. 

Kasabanın içinde kanlı canlı bir savaş destanına dönüşen fabrikaya düzenlenen okul gezisine giderken, Dorothy’nin vicdani retçi dayısının haykırışını duyuyor bir gün çocuklar. Müdür Mctavish’in takdirini kazanmak isteyenler, ezberledikleri kelimeleri tekrar edip duruyor: “Ödlek!”, “Korkak!”, “Kör olasıca hain!” Gordon Dayı’nın elinde onlardan başka çocukların resimleri, “Siz savaşta değilsiniz, çocuklar! Siz çocuksunuz!” diye bağırıyor var gücüyle. Üniformasından fazlasını hatırlamadığı babasının kayıp yüzünün ortasına yerleşiyor sanki fotoğraftaki Alman çocuk Düsseldorf’lu Jan’ın gözleri. John için Gordon Dayı’nın elindekiler, onlarla aynı çocukların resimleri artık. Savaş Bitti benim için işte bu anda başlıyor. Fabrikanın etrafındaki tüm binaların üzerine düşen gölgesi daha da büyüyor, zihnine doluşan soruların şiddeti bedenini de sarsıyor John’un ve kendisine çevrilen gözler karşısında ağzından kekeleyerek dökülen bir savunmaya dönüşüyor sonunda: “Ben dü-düşman değilim!” 

Önceki çağrısının ardından ölümden dönen Gordon Dayı’nın akıbetine duyduğu merakta, çocukları geleceğin erkek ve kadın güçleri yapmaya ant içmiş Müdür ve Binbaşı’nın olamayanın alnına ilişecek yaftaların altını çize çize bildirdikleri ültimatomlarındaki çelişkide, annelerin mermi dökerken söyledikleri şarkıların yarattığı şaşkınlıkta, yeni mektuplarının başına açtığı dertlerde kavrıyor John savaşın yakıcılığı ve düşlerinde inşa ettiği barışın gerekliliğini. 

Binbaşı’nın, Müdür’ün, Gordon Dayı’yı yaka paça götüren polislerin söylediği, hain değil kahraman olmak isteyen çocukların gönüllülükle kabul ettiği sanılandır: “İyi çocuklar olun! Kalbinizde ve ruhunuzda bizimle savaşın!” Peki ya Jan? John hiç tanımadığı ama düşlerinde bahar bahçelerinde gezinen bu çocukla savaşabilecek mi? Neden savaşmalı bir çocuk, bir başka çocukla? Neden başka bir ülkenin toprağında doğduğu için düşman olmalı çocuklar?

Romanın sacayağı bu sorular. Karakterler, zaman- mekân, kırılmalar, bu soruların gerçeğini parıldatmaya yardımcı olacak biçimde kurgulanıyor. Ancak Almond, bu kurguyu savaş anlatılarında sıkça başvurulan ve yetişkinlerin çocuk masumiyetini teslim etmek üzere saflaştırılışından uzakta inşa ediyor. Okuruna erkek egemen ideolojide askerliğin ‘erkek oluş’taki yerini açığa çıkaran sorular armağan etse de taraf oluşu salt kadınlık erkeklik ikiliğinde kurmuyor (Kadınların fabrika yolundaki kahkaha ve şarkılarının savaş atmosferinin kasveti içindeki aykırılığını, savaşın erkeklikle ilişkisine vurgudan ziyade romanın gerçeği muğlaklaştıran sorularından biri olarak okuduğumu eklemeliyim burada.) Aynı şekilde ne ülkeler ne de insanlar arasında iyilik-kötülük, zalimlik-mazlumluğa sıkışmış karşıtlıklar yok. Yazarın özellikle, Müdür’ün kıymetlisi öğrencilerin savaş karşıtı arkadaşlarına yaptıkları zorbalıklar aracılığıyla çocuğu/çocukluğu korunmaya muhtaç bir edilgenlikle okurun duygusuna seslenen konuma hapsetmediğini, aksine rızanın inşasına dair merak uyandıran bir ‘oluş’a taşıdığını düşünüyorum. Metin insanı zıtlıkların temsilcisi olarak herhangileştirmek yerine çelişkinin öznesi olarak derinleştiriyor. Fabrika bekçisinin tek bir sorusunda olduğu gibi, ince damarlarda akıp çağıldamasının kaynağı da bu bana kalırsa. 

Benim David Almond yazınıyla tanışmam Garajdaki Giz ile oldu ama ‘büyüsüne kapılmak’ eşiğine Dünya Büyülü Bir Yer ile geldim. Almond’ın derdi ve sözü olan bir yazar olduğunda okurlarının çoğu hemfikirdir sanıyorum. Benim için de eşiğin kapısı bu sözü olma hâlinde aralandı ve bakışının dönemler arasında kurduğu köprüde derinleşti. Ülkemizin çocuk edebiyatı deneyiminde son yıllarda yoğunlaşmaya başlayan zor konuların çocuk dünyasında anlamlandırılması tartışmasını da düşünüyorum Savaş Bitti hakkında yazarken. Çünkü yazarın zorlu çocukluk deneyimlerine, çocukluğa atfedilen hayalcilik aracılığıyla, gerçeğin sınırlarını dönüştürme/bozmayı sorgulamaya açarak baktığını düşünüyorum. Yazarın işçileşen, savaş travmasıyla büyüyen, “farklı”lığıyla sıradan olana dâhil olmaya çalışan çocuk karakterleri, hem yeni çağın dünya gerçekliğinden soyutlanmış çocuk edebiyatı talebini hem de dünya gerçekliğinin kendisini tuzla buz ediyor. Gerçeği muğlaklaştıran bu anlatıları da –doğal ki– karşıtlık yoluyla yeni/doğru bir gerçek inşa ederek değil, imgede kuruyor Almond. John bazen düşlerinde bazen gün içinde gözünü kapatıp açtığında, annesinin yaptığı top mermileriyle ormana saçılan kuşburnu tohumlarını, kadınların şarkılarıyla bomba seslerini, savaş meydanlarında vurulup düşen askerlerle kasaba meydanında neşeyle dans eden babaları peş peşe görüyor. Sokakları kaplayan propaganda haberlerinin ardından John’un sahiplerine hiç ulaşmayacak mektuplarını okumak ise, benim için yazarın hayal-gerçek evrenlerinin iç içeliğinin en net görüldüğü bölümlerdi. Dünya Büyülü Bir Yer’deki yoksul madenci kasabasındaki gençlerin oyunlarında görülenlerin ne derecede halüsinatif olduğu sorusuyla birlikte düşündüm bu bölümleri. Almond, babalarının madendeki yerleriyle birlikte kuşaktan kuşağa aktarılan yoksulluğu da devralacaklarını ya da babaları savaşta anneleri cephane fabrikasında, geleceğin savaş güçleri olacaklarını bilerek büyüyen çocukların gözünden bakarak soruyor okuruna: İnsanların huzur içinde yaşadığı, meydanda neşeyle dans ettikleri bir rüyayı gerçek dışı, tanımadığımız insanları düşman ilan eden Kral’ın kendisine koşulsuz itaat beklediği hayatı gerçek kılan ne? 

John’u da okuru da sürekli şüpheye düşüren düşlerin, saniyeler içinde biçim değiştiren imgelerin, haberlerde, meydanlarda, okullarda, fabrikalarda haykırılan gerçeği parçaladığı Savaş Bitti, insanlığın yüzleşmesi en zor deneyimlerinden birine, alışılageldik çocukluk temsilleri ve karşıtlık kurgularından uzakta, hacimli kelimelerin ardına küçük sorularla bakmayı salık veren, çok iyi bir edebiyatçının gözüyle bakıyor. Barışı koşulsuz savunabilmek için savaşı en yıkıcı hâliyle anlatmaya ve okumaya ihtiyacımız yok ama belletilmiş gerçeğin gerçekliğini erken yaşta sorgulamaya başlamaya çok ihtiyacımız var. 

Alman çocuk Jan’ın bizim neyimizin olduğunu sormaktan ve John’un güneşin ışıldadığı, kuşların cıvıldadığı, neşeli düşünün gerçeğimiz olacağı bir dünyaya inanmaktan hiç vazgeçmeyerek…

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Takıntıyı Konu Eden 6 Ünlü RomanOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Nurhan Şahinkaya

1 Aralık 2025

Carver Bowlby ile Tanışmış mıydı?

Buz kovası kadar soğuk, kadeh kadar kırılgan. Bir mutfak masası etrafında dört kişi, öğleden sonra, ışık hâlâ güçlü ama insanın içini ısıtmayan türden. Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz. Basit gibi görünen bir sohbetle başlar öykü, adım adım ilerleyerek insanın iç kara..

Devamı..

Cynthia Ozick ile Hayatındaki Kitaplar..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024