Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

16 Nisan 2021

Kitap

Av Dönüşleri'ndeki Düşsel Dünya

Hülya Soyşekerci

Paylaş

1

0


İnsanın en eski tutkularındandır av. Besin zincirinde önem taşımasının yanı sıra asıl olarak şiddet, özellikle hayvana ve doğaya yönelik şiddet yönüyle öne çıkar. İnsan, avlanma yoluyla içindeki "hayvan"ı ("can"ı) da öldürdüğünün farkında değildir. Her şey normal gelir ona. Çünkü yüzyıllar boyunca süren ve toplumun ortak bilincini oluşturan bir şiddet geleneğinin içinde yol alır. Bu, aynı zamanda eril şiddetin daimi olarak çoğaltılmasıdır.


Faruk Duman’ın henüz yirmi beş yaşındayken yazdığı ikinci öykü kitabı Av Dönüşleri, 2000 yılı Sait Faik Öykü Ödülü’yle taçlandırılan, sıra dışı, özgün, çarpıcı bir yapıt. Genç yaşında bu kitabıyla usta öykücülüğe doğru sağlam bir adım atan Faruk Duman, yıllar içinde yazdığı pek çok öykü ve romanla edebiyatımızın en farklı kalemlerinden biri olmayı başardı. Yazınsal yaratıcılıkla üretkenliği etkin bir çabayla buluşturan yazar, kendine özgü bir dil ve öykü/roman dünyası kurmasıyla, yarattığı özgün atmosferle, daha bugünden, edebiyatımızın unutulmazları arasındaki yerini aldı.

Faruk Duman, metinlerindeki düşsel ve büyülü dünyayı genişleterek, masal motiflerinden, mitolojik unsurlardan yaratıcı biçimde yararlandı; özellikle çocuk klasiklerinden, çocuk dünyasından, çocukluk anılardan izler taşıyan öykü metinleriyle, iç dünyamızda derin izler bıraktı. Bir bakıma, Jorge Amado’nun “İnsanın anayurdu çocukluğudur” sözünü öyküleri yoluyla hayata geçirdi Faruk Duman.

Semih Gümüş, yazara dair şu tespitlerde bulunur: “Faruk Duman, genç bir yazarın başlangıçta yaptığı seçimin kendine özgü bir yazınsal dünya kurmak için ne denli önemli olduğunu yazdıklarıyla gösteriyor. Önce neyi anlatacağını değil, nasıl anlatacağını, hem de kendini herkesten başkalaştırarak seçmeye karar verdiği belli. Kendi öykü dünyasına önce belli bir biçim içinde gerçeklik kazandırma çabası, sonunda onun, kuşağının en özgün yazarlarından biri olmasını sağladı” (Gümüş: 116). Gerçekten, edebiyatımızın yenilikçi arayışları içinde farklı bir yeri vardır Faruk Duman ve yapıtlarının.

Av Dönüşleri’ndeki öykülerde olaylar değil, imgeler, çağrışımlar, dil içinde çoğalan farklı anlamlar ve düşsellikler ön planda yer alıyor. Öykü kişileri net çizgilerle birbirinden ayrılarak var olmuyorlar. Onlar da tıpkı ormanlardaki gibi, sisin, pusunun, buğunun, dumanın örttüğü bir coğrafyanın içinde belli belirsiz biçimde görünüyorlar bizlere.

Faruk Duman’ın öykülerinde, kişiler değil, metin, bir öykü kahramanı gibi öne çıkarak kendini var eder. Öykü metninin derin anlamları ve girdapları bizi kendine doğru çeker. Av Dönüşleri’nde belirsizliğin içinde buğu gibi yükselen, süzülen, fark edilemeyen bağlarla birbirine bağlanan olay parçaları, durumlar, insanlık halleri yer alıyor. Anıların, imgelerin, çağrışımların yarattığı bir iç dengenin varlığından söz edebiliriz bu öykülerde.

Yazarın, “Hikâyelerinin hemen hepsinin tematik alanında, Boris Tomaşevski’nin deyimiyle söylersek ‘tema örüntüsü’nde ‘doğa’, merkezî yahut ikincil bir şekilde yer alır. Hemen yanında yer alan temalar ise çoğunlukla ölüm, aşk, yalnızlık, özellikle de çocukluktur. Bu temler, çoğunlukla doğa ile birlikte yürür.” (Güngör: 97-98)

Av Dönüşleri içindeki her öyküde bir hayvanla kesişiyor yolumuz: “Pancar Vagonları”nda demir yolları boyunca uzanıyor; birbiri içinde süren insan hikâyelerinde geziniyoruz. Pakizanım Teyze, Palabıyık, Çakal, Yasin… adlı öykü kişilerinin her biri, kendine özgü yarı düşsel bir dünya içinde yaşıyorlar. “Camların Buğusu”nda camları buğulu bir kahvede, Ocakçı, Garson, Belma ve Şef’in hayatından kesitler buluyoruz. “Atlar Sabırsızı”nda atlarla müthiş bir koşudayız; Faça adlı karakter ile birlikte düşlerden düşlere geçiyor, atların dünyasında dalıyoruz. Sonra da anlatıcının ablasının saçlarının uzaması; bu saçların giderek odaları ve evi kaplamasındaki masalsı gizemin ardına düşüyoruz.  “Av Dönüşleri” bölümündeki öykülerde, sanki birer avcı oluyor ve metindeki avcılarla birlikte ormandaki hayvanlara doğrultuyoruz tüfeğimizi. Bir yandan, ruhumuzdan, vicdanımızdan derin bir acı, bir iç ses yükseliyor: “Yazık!” diye fısıldıyor o ses.

Av ve Avcı

Av ve avcı konusu, masalların, mitolojilerin, efsanelerin, halk hikâyelerinin en çok işlenen, kendisine pek çok anlamlar yüklenen motifleri arasında yer alır. Grimm ve Andersen masallarında, şövalye hikâyelerinde, Batı ve Doğu’nun pek çok kültürünün ürettiği masal ve efsanelerde av, avcı ve orman, önemli yer tutan imgelerdendir. Anadolu masallarında da av ve avcının taşıdığı önem hemen dikkatimizi çeker. Sözgelimi, Anadolu’da yüzyıllar boyunca dilden dile aktarılan Ala Geyik Efsanesi’ni, Yaşar Kemal, Üç Anadolu Efsanesi’nde kendi üslubunca ölümsüzleştirmiştir. Dede Korkut Hikâyeleri gibi yüzyıllar öncesinden gelen ve efsane karakteri taşıyan halk hikâyelerinde de avlanmak, av ve avcı önemlidir.

Eski, ilkel toplumlarda av, büyümenin, ergenlikten erkekliğe geçişin simgesidir. Çocuk, daha önce hiç bilmediği ormana dalar ve orada silahını kullanarak vahşi bir hayvanı avlayıp büyüklerinin önüne getirir. İşte o zaman tam anlamıyla bir erkek olduğunu kanıtlamış olur. Av, şiddet, öldürme, kan dökme, ilkel toplumlarda erkekliği simgeleyen bir ritüeldir.

Faruk Duman, masallardan, mitoslardan ve insanlığın ortak düşlerinden süzülüp gelen Av Dönüşleri’ndeki öykülerinde son derece soyut, yer yer mekânsız, hatta zamansız bir dünya kuruyor. Bu dünyada bizden insanlar yer alıyor; yazar, köylerden, kasabalardan, dağlardan, ormanlardan ve çocukluktan geçerek kurguluyor bu öyküleri. Mekân ve zaman sadece sezgi olarak duyumsatılıyor. Belirli bir zaman ve mekânın olmaması, bir bakıma, yazarın, insanın özündeki iyi ile kötü’nün zaman ve mekâna bağlı olmadan süregeldiğini gösterme çabasından kaynaklanıyor.

İnsanın en eski tutkularındandır av. Besin zincirinde önem taşımasının yanı sıra asıl olarak şiddet, özellikle hayvana ve doğaya yönelik şiddet yönüyle öne çıkar. İnsan, avlanma yoluyla içindeki "hayvan"ı ("can"ı) da öldürdüğünün farkında değildir. Her şey normal gelir ona. Çünkü yüzyıllar boyunca süren ve toplumun ortak bilincini oluşturan bir şiddet geleneğinin içinde yol alır. Bu, aynı zamanda eril şiddetin daimi olarak çoğaltılmasıdır.

Av, ruhu merhametten yoksun kılar, kendisinin de bir hayvan olduğunu, bir can taşıdığını düşünmez, avlanma (öldürme) ânındaki insan. Öldürmenin, kan dökmenin sarhoşluğuna kapılıp gider. Faruk Duman, yapıtına Av Dönüşleri adını vermekle, insanın av dönüşündeki esrik, sarhoş, zafer kazanmaktan gözü kamaşmış haline dikkatimizi çekmektedir. Avdan dönen insan, doğaya üstün gelmenin gururunu taşır. Kan dökme güdüsünü ve içindeki şiddeti doyurmuş olduğu için tam bir esriklik hali yaşar. Avcı, acımadan avını öldürerek onunla adeta bütünleşir. Bilge Karasu, “Avından El Alan” adlı öyküsünde, avcının ava, avın avcıya dönüşümünü müthiş bir dille ifade eder. Hayatın diyalektiğindeki gizemdir bu. Değişim ve dönüşüm, doğadaki mutlak ve temel gerçektir çünkü.

Dönüşümler

Faruk Duman, Av Dönüşleri’ndeki öykülerde, insanın hayvana, hayvanın insana dönüşümündeki o müthiş düşselliği, dilin yaratıcı gücü yoluyla, sezgilerimize, ruhumuzun derinliklerine seslenerek gösterme çabası içindedir. Okurken, öyküde bir insanın anlatıldığını düşünürken, bir bakarız, dil öyle bir değişir ki, anlatılan, insan değil bir "at"tır mesela:

“Sonra koşardık. Koşunca her şey değişirdi ve toprak renkten renge girerdi. Yoncaların kokusu. Alçalıp yükselen ufuk, ağaçların tepesi. Her şey değişince, durduğunu zannettiğimiz nesneler daha çabuk dururdu. Demek biz de. Zaten karnımızda bir yanma başlardı çok geçmeden. Yükselirdi, yükselince kollarımız, burnumuz, uf! İnsan koşmaya başlayınca, çok sürmez, kısa bir rahatsızlık, sonra doğasının değiştiğini keşfeder. Omuzlarında köpükler belirir. Kalçalarında. Toprağa, mısır tarlalarına, söğüt ağaçlarına hükmeder. Öyle güçlenir. Ayaklarının altında çakıl taşlarının inim inim inlediğini, keseklerin patlayıp savrulduğunu hisseder”(s.40).

“Keskin, inandırıcı bir koku ve daha çok kadının boynunda belirip yayılmış ter. Sonra yine bitip tükenmez hırıltılar, anlamsız boyun büküşler, titremeler, iştahlı kalçalarda beliren köpükler ve soğukta o köpüklerden çıkıp dağılan buhar. Çok geçmeden içki kadehini bırakıp ayak değiştiriyor kadın, titrek, obur kalçalar gevşiyor. Ayaklarının altında toprak eziliyor, tabii, görkemli hırıltılar içinde çıkıp gidiyor, kim bilir, uzak bir çiftlikte konaklıyor” (s. 42-43).

“Faruk Duman öykülerinde hayvanların insan psikolojisini etkilemesi sıklıkla görülen bir durumdur. Birçok öyküsünde bir hayvanla etkileşime geçtikten sonra karakterleri değişen öykü kişilerini görüyoruz. ‘Pancar Vagonları’ öyküsünde de hayvanın dönüştürücü etkisine rastlarız. Bu öyküde kertenkele ve kurbağa, öykü kişisinin hâl ve hareketlerine etki ederek onu olmadığı kişilere dönüştürürmüştür. Aynı şekilde, ‘Atlar Sabırsızı’ öyküsünde koşarken içine kanguru girmiş gibi hisseden öykü kahramanı, hayvani özelliklerin olumlu anlamda insana aktarılmasının bir örneğidir. ‘Bekir’de öykü kişisi hayatına güvercinler girdikten sonra onlara ait özellikler göstermeye başlar” (Kundakçı: K 24).

Kahramanların, öykü kişilerinin dönüşümleri etkileyicidir. Av Dönüşleri’ndeki kahramanlar için “dönüşen, farklılaşan, başkalaşan kahramanlar” diyebiliriz. Sanki Kafka’nın Dönüşüm’ündeki Gregor Samsa’nın dünyasındaki gibidir okuduklarımız. Bir tür büyülü gerçekçiliğin içinde soluk alıp veririz sayfaları çevirirken.

Av Dönüşleri’nde yukarıdakilere benzer başka sahneler de vardır. İnsan, bazen bir kuş oluverir mesela, bazen bir kuş, insana dönüşür. Önemli olan bir can taşımaktır aslında ve bütün can’lar, canlılar yaşama hakkına sahiptir. Bu hak da kutsaldır. Av, bir canlının yaşama hakkını elinden alır; ister insan olsun, ister hayvan… O nedenle av, içimizdeki ilkelliğe dönüştür bir anlamda.  

Doğa

Faruk Duman’ın diğer yapıtlarında olduğu gibi Av Dönüşleri’nde de merkezde doğa vardır. Bu doğa, muhteşem güzellikleriyle, romantizmiyle var olmaz; daha çok, acımasızlığı, şiddeti, sertliği ile dile getirilen bir doğadır. Doğada şiddetin var olmasına karşın, doğada kötülük yoktur, kötülük insandan kaynaklanır, doğayı acımasızca ele geçirmeye çalışan, hayvanlara ve diğer canlılara yaşama hakkı tanımayan insanlardan, özellikle avcılardan…

Faruk Duman’ın, av konusunu doğayla bütünleştirerek ve Şamanist, animist unsurlarla zenginleştirerek dile getirdiği Ve Bir Pars Hüzünle Kaybolur adlı kısa romanı için yazdığım yazıda şunları belirtmiştim: “Romanda mekân olarak, karlı, soğuk ve sert kışların geçtiği, yakınında kurdun, kuşun, ceylanın, parsın yaşadığı bir orman bulunan adsız bir Anadolu kasabası seçilmiş. Mekânın belirli olmayışına zamanın belirsizliği de eklenerek, roman içinde bir ‘masal zamanı’ ya da masallara özgü bir ‘zamansızlık’ yaratılmış; okurken sık sık bir masalın içinde yol alıyormuşuz sanısına kapılıyoruz. Masalın içindeki zaman, bütün olay ve olguları belirliyor; kişilerin yaşantıları bu belirsiz zamanın içinde akıp gidiyor. Roman, yine bir masal gizemi ve belirsizliği ile sona eriyor” (Soyşekerci: Edebiyat Haber).

Av Dönüşleri içindeki pek çok öykü, yazarın doğayı, insanı, hayvanları, her şeyi bir bütün olarak gördüğünü gösterir. Özellikle “Hayvan” başlıklı öykü gerçekten çok etkileyici ve kalbe dokunan bir metindir. Adı, türü, ne olduğu belli olmayan, hakkında hiçbir şey bilinmeyen, ağaca tünemiş bir hayvanın,  kimseye bir zararı yokken, kendi halinde öylece dururken, avcılar tarafından vahşice kurşunlanarak öldürülmesi can acıtır. Bir taraftan doğanın başka bir unsuru olan ağaç da hayvanla birlikte kurşunlanır; tam anlamıyla bir doğa tahribatıdır bu. Öldüğünde bile onun hangi hayvan olduğu konusunda bir fikir birliğine varamaz avlayanlar. “Hayvan” öyküsünde ve av içeren öteki öykülerde, arada bir, anlatıcının ya da yazarın sesinden “yazık” sözünü duyarız. Bu söz, bir canlının yakında avcılar tarafından öldürüleceğini haber veren bir acıma ifadesi olarak tekrarlanır ve insanın içindeki acımasızlığa dikkatimizi toplar. 

Av Dönüşleri’ndeki kısa öykülerde de hep bir masal gizemi var. Metin parçaları, konu, kişi, durum ya da yer açısından birbirine bağlansa da, asıl olarak parçalı yapıda oluşturulmuş ve bir araya getirilmiş öyküler yer alıyor bu kitapta. Fragmanlara benzeyen öykü parçaları, resimler, ince ayrıntılar, olay parçaları, imgeler, çağrışımlar… bir tür mozaik tekniği kullanılıyor ve bütün hepsi bilincimizde farklı anlarda yanıp sönüyor. Bazen yazma süreçlerinin de metne dâhil olduğu dikkatimizden kaçmıyor, “Varış” adlı öyküde olduğu gibi:

“İşte yerini yurdunu bırakmışların hikâyeleri o sıra gelmişti aklıma. Rastlaşmanın bizi nasıl yönlendirebileceği, yazgımıza nasıl yön verebileceği. Her aşk hikâyesinin ortasından belli belirsiz bir at arabasının geçtiği. Anlatıcıların da yazının bu orta yerinde sustuğu. Sözgelimi, yazının orta yeri bir e harfi ise, bu e’nin tek başına hiçbir şey ifade edememesi. Burada yalnızca susulabilmesi. Bu suskun ortada fırsatçı bir at arabasının süzülüşü” (s.86).

Aynı öykünün başka bir yerinde anlatıcı/kahraman diyor ki:

“Çıkıp odaya kapatmak istemiştim kendimi, yazı yazacaktım. Ne de olsa yazmak, felaketlerin en büyüğüydü, kurtuluşların da”(s.88).

Biraz Perec’i, biraz Sait Faik’i, biraz Toptaş’ı duyumsatan bu ifadeler, Faruk Duman’ın, öykülerini, sadece yeteneğinin değil, yazınsal birikiminin de üstüne kurduğunu gösteriyor.

Dil

Faruk Duman’ın, öteki yapıtlarında olduğu gibi Av Dönüşleri’nde de sert ve çetin doğa düzenini anlatırken aynı zamanda doğanın şiirini, “ruha dolan gizli bir dille” yazdığını söyleyebiliriz. Doğanın senfonik şiirini okura duyumsatması, içerdiği dilin büyüsünden kaynaklanıyor. Nesnelerin, hayvanların, bitkilerin ruh kazandığı, düşsel bir dilin büyüsüdür bu. Çocuk, ergen ya da köylü anlatıcılar kendi yarattıkları düşleri; gördükleri, tanık oldukları gerçeklerle bir arada anlatırlar. Düşler gerçeklere, gerçekler düşlere karışır ve birbiri içinde sürer. Var olan gerçekliğe eklemlenen düşler, o gerçekliği genişletir, zenginleştirir ve boyutlandırır. Mesela:  

“Herkes susardı o zaman, yalnız:

“Vuvvv… Kimse yok muvvv…”

diye eserdi rüzgâr, duvarların içindeki o devasa tünellerde…” (s.19)

Bazen anlatıcılar aynı metnin içinde yer değiştirebilir; anlatıcı, öykü kahramanına, öykü kahramanı da anlatıcıya dönüşebilir.

Irmaklar, dağlar, ağaçlar, kuşlar, atlar, baykuşlar, ormanlar, kırlar, patikalar, yollar… Faruk Duman’ın asıl öykü kahramanı tüm heybetiyle doğadır. İnsanlığın çocukluk döneminde, insanlar nasıl ki kendi yarattıkları efsanelere inanıyorduysa bu öykülerdeki naif köylü ve çocuk anlatıcılar da aynı tutumu sürdürerek gerçeklerle düşleri birbirinden ayırt etmeden dillendiriyorlar olayları.

Faruk Duman’ın öykülerinde dil sade, yalın, duru ve yoğundur; çok iyi ve işlevsel olarak işlenmiştir. Yazar, özgün öykü atmosferini bu dil yoluyla kurar. Şiirselliğe de olanak tanıyan bu dil, kısa, kesik cümleler yoluyla okurun metne heyecanla bağlanmasını sağlar. Faruk Duman’ın öykü ve dil özelliklerine dair şu tespitleri burada yineleyebiliriz: “Yazar tarafından, metnin içeriğinin biçimi deneyselleştirmesine izin verilmesi, var olan yazınsal kalıpların aşılarak yepyeni oluşumlara zemin hazırlanması… Bu farklılık ve sıra dışılığı yaratırken, dilin olanaklarının genişletilmesi; anlamların çoğaltılarak dil ve imge zenginliğinin sağlanması… Metnin odağından sonsuza doğru genişleyen bir çevrene açılıp okurun iç dünyasındaki duygulara, düşlere derinlik ve hakikilik kazandırılması… Kurmaca dünya içinde yaratılan atmosferin okurda kalıcı bir yer edinebilmesi…” (Soyşekerci: Edebiyat Haber) Bunlar gibi daha birçok yazınsal özellik Av Dönüşleri’ne de damgasını vuruyor.”

Bilgin Güngör, bu konuda şunları söylüyor: “Onda dil, yukarıda ele aldığımız doğa ve doğanın etrafındaki bir grup temanın yarattığı durumları sade ama etkili bir şekilde aktarmak için vasıtadır. Belki de doğaya en uygun, yani sadelik içerisinde muhteşemlik yaratan doğanın karakterine en çok yaraşan da bu dildir” ( Güngör: 99).

Semih Gümüş de Faruk Duman’ın masalsı, düşsel, büyülü diline dair düşüncelerini şöyle ifade ediyor: “Masalların söylemi de örnek olmuştur belli ki ama asıl amaç bu arada masalların dilinden de yararlanmak değil, onu neden sonra yadsıyarak kendi dilini geliştirmektir. Yadırgatıcı; sanki ilk okumada karmaşık gelmesine karşın, tam tersine yalın olan; ama pek rastlanmadık biçimde, çoğul anlamlara yol açmadığı zaman tek anlamı üstünde bile düşündürmeyi başaran; okuru hangi anlamlar üstünde olduğuna ilişkin kararsızlığa düşüren bu dil biçimi, yazınsal dil yaratma uğraşının son dönemdeki en yetkin örneklerinden ki, sonraki kitaplardaki gelişimi yakından izlenecektir” (Semih Gümüş: 119).

Söz sanatları

Faruk Duman, dili dönüştüren, dile farklı dokular kazandıran bir yazar. Şiirsel üslubunun kaynağının, kısa kesik cümleler olduğu kadar, arada bir karşımıza çıkan söz sanatları da olduğunu belirtelim. Bu sanatlar sayesinde, bir okur olarak yepyeni düşlemleme ve görme biçimleri kazanıyoruz. Birkaç örnek verelim:

“O zaman yitiriyorum Recep’i. Yaprakların arasında kalmış olmalı, diye düşünüyorum. Belirsiz bir renk olmuş. Düzensiz soluklarıyla,

‘Olurum.’

diyor, yanı başımda, olurum, diye itaat eden bir sessizlik yürüyor” (s.70).

Burada, sessizliğin ses ve kişilik kazanması, yürümesi, etkileyici...

“Bu yanaklar da çil. Tuhaf. Bu kız aklıma ne zaman gelse, düzensiz bir mahalle hatırlıyorum. Eğri büğrü yollar, kalabalık çeşmeler, bağrışanlar, at arabaları, hatta el arabası ile kum taşıyanlar, gazoz satıcıları, iflah olmaz ağlaşmalar… Kızın yüzündeki çil kalabalığından olmalı” (s.69).

Bu cümlelerde, “bir olayı gerçek nedeninin dışında, daha güzel ve hayali bir nedene bağlayarak açıklama sanatı” şeklinde tanımlanan ve eski edebiyatçılar tarafından ‘hüsn-i ta’lil’ diye adlandırılan söz sanatının, çağdaş bir öykü metnine başarıyla uyarlandığı görülüyor.

Sonuç

Faruk Duman, Sait Faik Ödüllü Av Dönüşleri’nde ve öteki bütün yapıtlarında kendine özgü düşsel, büyülü, şiirsel dili aracılığıyla kurguladığı sıra dışı öykü dünyası ve öykü kişileriyle, okurunu sürprizlerle şaşırtan, büyülü gerçekçiliğe selam gönderen yaratıcı metinleriyle, kuşkusuz, edebiyatımızın en özgün ve en farklı yazarlarından biri olmaya devam ediyor.

 

Kaynakça:

DUMAN, Faruk, Av Dönüşleri, Can Yayınları, İstanbul, 1999.

GÜNGÖR, Bilgin, Faruk Duman’ın Hikâyeciliği, Hece Öykü, sayı 81.

GÜMÜŞ, Semih, Öykünün Kedi Gözü, Can Yayınları, Eylül 2010.

KUNDAKÇI, Emre, "Faruk Duman öykülerinde hayvanların dönüştürücülüğü", https://t24.com.tr/k24/yazi/faruk-duman,738

SOYŞEKERCİ, Hülya, Ve Bir Pars Hüzünle Kaybolur, https://www.edebiyathaber.net/hulya-soysekerci-faruk-dumanin-ve-bir-pars-huzunle-kaybolur-adli-romani-uzerine-yazdi/

Neokur.Com, Av Dönüşleri İncelemeleri, https://www.neokur.com/kitap/93433/av-donusleri

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ütopya ve Distopya Edebiyatı kitaplarıOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Erhan Sunar

23 Aralık 2025

Şaka

Kundera’nın gittikçe dokunaklı bir hal alan bağlantılarla birbirine geçirdiği ilişkiler, sonrasında daha da durulacaktır…Kendisiyle özdeşleşmiş hale gelen tekniği bu ilk romanında uygularken, Milan Kundera bazen kararsız görünür: Denemeye yaslanan pasajlar hikâyeye soluk aldırırken, ilerleyen ya..

Devamı..

Sophie Hannah ile Hayatındaki Kitaplar..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024