Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

16 Temmuz 2022

Söyleşi

Ekin Kadir Selçuk: "Şimdiki gençler bize göre çok daha açık fikirli, bunu net söyleyebilirim."

Semih Gümüş

Paylaş

2

0


Çok büyük yenilikler ve değişimler yapmadan, aynı çizgim üzerinde gelişerek ve öğrenerek devam etmek istiyorum.

Ekin Kadir Selçuk'un ilk kitabı Gençlik Güzel Şey yayımlandı. Öykülerin pek çoğunun gençleri, özellikle üniversite öğrencilerini konu ettiği kitaplara pek rastlanmıyor. Ekin Kadir Selçuk ile kitabından ve yazdıklarından konuştuk.

Semih Gümüş: Ekin, ilk öykü kitabın Gençlik Güzel Şey yayımlandı. Adı üstünde, öykülerinde daha çok gençleri anlatıyorsun. Üstelik gençler bizde az konu ediliyor. Senin sanırım yaşadığın üniversite içindeki gözlemlerinin öykülerinin konularında önemli bir payı var… Üniversite içindeki yaşam, gençlik aşkları, üniversite öğrencilerinin yaşam kaygıları… Öykülerinde anlattıklarına bakarak, kendi gençlik yıllarındaki gençlerle şimdikiler arasında  farklar görüyor musun?

Ekin Kadir Selçuk: Modern çağların en tipik özelliği hayatın hızlı akması. Muazzam bir dönüşüm ve değişim çağındayız. Alışkanlıklar, yaşam biçimleri, tüketim kalıpları, ifadelerimiz çok kısa zamanda büyük değişikliklere uğruyor. Ben üniversiteyi bitireli yaklaşık on beş yıl oldu. Farklılık olmaması mümkün değil. Peki bu hangi yöne doğru bir farklılık? Kabaca, iyiye doğru mu kötüye doğru mu? İnsan yaş aldıkça galiba ister istemez muhafazakârlaşıyor biraz. Bir şeylerin bozulduğunu düşünüyor. Bu muhafazakârlığın evrensel kriteridir, bozulma, yozlaşma anlatısı. Bunu bazen ben de hissediyorum. Ama bu konuda tetikte durmaya çalışıyorum: Bizden öncekiler bizi beğenmezdi, biz de yenileri beğenmiyoruz. Bunu akılda tutarak kendimi muhafazakârlaşmaktan (en azından onun aşırı biçimlerinden) korumaya çalışıyorum.

Herkesin yapabileceği bir tespit olacak ama bunu söylemeden olmaz, şimdiki gençlerin hayatında sanal dünya çok daha büyük yer kaplıyor bizim çağa göre. Biz belli bir yaştan sonra internete, sosyal medyaya girdik, oysa onlar onun içine doğdular. Bu neyi değiştirir? Çok şeyi. Ünlü iletişim bilimci McLuhan "araç mesajdır" der.  İletişim araçlarındaki, genel olarak "teknik"teki, teknolojideki değişim, hayatı, düşünce kalıplarını da değiştirir. Üniversiteden çok sevdiğim, kitaptaki öykülerimden birini ithaf ettiğim hocam Hikmet Kırık aslında Mc Luhan'dan yüzyıllar önce bunu Köroğlu'nun ifade ettiğini söyler:  Tüfeng icat oldu mertlik bozuldu.

Çok uzattım, şimdinin gençliği çok daha görünür olmaya çalışıyor elbette, bazı şeyleri çok daha fazla sanal yaşıyor bize göre. Bu onları zaman zaman büyük tatminsizliklere itiyor. Bununla birlikte hayat çift yönlüdür, modernite de öyle. Bir yandan baskı kurar, yabancılaştırır ama bir yandan da bireyselleştirir, hatta kimi zaman özgürleştirir de. Şimdiki gençler bize göre çok daha açık fikirli, bunu net söyleyebilirim. Eskiden tabu olan pek çok şey bugün rahatça konuşuluyor. Üstelik aileleri gayet tutucu olan gençler arasında bile. Onları cendereye almaya çalışıyor otoriteler, ama beyhude çaba, bu pantolon dikiş tutmaz, onlar adına üzgünüm! Özellikle toplumsal cinsiyet alanında muazzam bir bilinçlenme var. Kadınları, kadınların özgürlük ve iradelerini göz ardı eden bir tutumun artık yaşama şansı yok. Her inançtan, her fikirden, (ayrım yapmak için değil durumu izah edebilmek için söylüyorum) kapalı/açık bütün kadın öğrencilerim arasında toplumsal cinsiyet konusundaki hassasiyet olağanüstü. Buna çok seviniyorum. Erkek öğrenciler de elbette daha yavaş olsa da bu değişimden etkileniyor. Ama bir yandan da baskılamaya çalıştıkları oluyor kadın arkadaşlarını, ama dediğim gibi onlar adına da üzgünüm, bunu başaramazlar son tahlilde. Açıkçası öykülerimi yazarken de bu bilinçlenmeyi göz önünde bulundurdum. Kabaca söylemek gerekirse sadece "erkek" gözüyle görmemeye, değerlendirmemeye çalıştım karakterlerimi.

ekin kadir selçuk gençlik güzel şey

SG: Sen üniversitede öğretim üyesi olarak çalışıyorsun. Öğıencilerinin onları anlatan bu öykülerinden haberi var mı, çünkü bu, öykülerinin gerçekliği bakımından iyi bir sınama da olabilir…

EKS: Sizden bu soruları aldıktan yaklaşık beş dakika sonra Kilis'te akademisyenlik yapan bir arkadaşım whatsaptan mesaj attı. Kitabımı yeni bitirdiğini söyledi ve şöyle yazmış: "Benim de şahit olduğum birçok öğrenci ilişkilerini net bir şekilde anlatmışsın." (Eleştirileri de var ama onlar bana kalsın.) Sosyal medyamda kitabımı paylaşınca eski, yeni pek çok öğrencim ilgilendi ve çoğu aldı. Yayınevinin kitabın arka kapağına aldığı bölümde, "Kırmızı Kantin" ifadesi geçiyor. Kırmızı Kantin, benim Trabzon'da çalıştığım fakültenin kantiniydi. Bunu görünce elbette daha çok heyecanlandı eski öğrencilerim. Tabii ortalama okur bu tür durumlarda ilk şunu sorar: Bu karakterler gerçek mi? Hatta yazarla samimiyse, ben var mıyım der. Elbette gerçek değil ve hiçbiri yok. Ama bir yanıyla da hepsi var ve hepsi gerçek. Örneğin "Bütün Sınıf" öyküsündeki çalışan hademe gerçek değil, ama o çalışanın kapısına uçan tekme atarak kapıyı kıran yönetici olayı gerçek. Umarım o yönetici kitabı okumaz. Zaten pek kitap okuyacak bir tip olmadığını tahmin edebiliriz sanırım.

Bunu sürekli söylüyorum ama neticede hayatın gerçekliği edebiyat için yalnızca malzemedir. Onu edebiyatın gerçekliğine büründürecek olan yazarın imgelemi, hayal gücü, dili, üslubudur.  Bunu yapmaya çalıştım, yapıp yapamadığım konusunda takdir okurun.

SG: Yalın, doğrudan anlatımlı, gerçekçi bir öykü anlayışın var. Farklı biçimler denemek yerine hikâye anlatmayı öne çıkaran öyküler yazıyorsun. Seçilmiş bir öykü anlayışı mı bu,yoksa kendilğinden mi böyle oluştu?

EKS: Açıkçası bir edebiyat metnini okurken çocukluğumdan beri hikâye de beni etkiliyor. hikâyeye önem veriyorum, okuru etkileyecek hikâyeler türetmeye çalışıyorum. Ama elbete şunun farkındayım. Modern edebiyatta, modern öyküde hikâye anlatmaktan çok daha önemli olan karakter yaratmak, özgün bir anlatım, dil ve üslup kullanmak. Kalıcı olanlar genellikle bunu becerebilenler olmuş, ta Çehov'dan beri. Bu bakımdan bunu gözardı eden bir tutumun edebiyatta var olması mümkün değil, bunun farkındayım.

Öte yandan hikaye anlatmayı sevmeye devam ediyorum. Açıkçası çok özgün, çok yeni bir metindense klasik şekilde yazılmış bir metin beni daha çok çekiyor. Zaten ben siyasal olarak değil ama alışkanlıklarından vazgeçmeme anlamında biraz muhafazakâr bir insanım. Yeni ve modern olanı ıskalamadan geleneksel anlatımdan da tamamen kopmak istemiyorum. Ayrıca biraz pragmatik bir tutum olacak ama, okur nezdinde bunun karşılığı olduğuna da inanıyorum.

SG: Gençlik Güzel Şey’den önce bir araştırma kitabın yayımlandı: “Mücadeleciler”: Mücadele Birliği (1964-1980). Yazdığın tezin sanırım değiştirilerek kitaba dönütürülmüş haliydi bu. Böyle başka kitap çalışmaların olacak mı?

ekin kadir selçuk gençlik güzel şeyEKS: Evet, alanında ilk defa çalışılmış bir doktora teziydi. Konuyla ilgilenen akademisyenler çok olumlu geri dönüşler yaptılar. Ama sonuçta bu bir doktora teziydi, konuyu merak edenler dışında çok geniş bir okur kitlesine hitap etmiyor. Hatta bazen öğrencilerim kitabı duyup satın almak istiyordu, "Almayın, ne gerek var," diyordum. Şimdi, "Onu alacağınıza Gençlik Güzel Şey'i alın diyorum :) Şu an 1980 öncesinin efsane sendikacılarından DİSK Genel Sekreteri ve Kürt siyasi hareketinin ilk partisi diyebileceğimiz Halkın Emek Partisi (HEP) Genel Başkanı Fehmi Işıklar ile bir nehir söyleşi yapıyoruz. Yaklaşık bir yıldır görüşüyoruz kendisiyle. Bir aksilik olmazsa önümüzdeki aylarda İletişim Yayınları'ndan çıkacak. Aklımda yazmayı planladığım (bir arkadaşımla birlikte) iki biyografi çalışması var. Akademik yayınlarıma devam edeceğim, nehir söyleşiye de. Elimden geldiğince çok yönlü olmaya çalışıyorum. Çünkü okumak ve yazmak bana zevk veriyor.

SG: Sen öykülerini yazmayı sürdüreceksin, öyle biliyorum. Gene aynı dünyalardan aynı biçimde çıkan öykülerle mi, yoksa başka tasarıların var mı?

EKS: Açıkçası ilk kitap biraz doğaçlama oldu. Aklıma geldi, yazdım. Şimdi biraz soluklanmak, ne yazmak, neyi nasıl daha iyi yazabileceğime dair düşünmek istiyorum. Bu yüzden bol bol okumaya ve gözlem yapmaya devam ediyorum. Açıkçası şu an bir tasarım yok. Sorunuzun cevabı yine aynı yere çıkıyor aslında: Çok büyük yenilikler ve değişimler yapmadan, aynı çizgim üzerinde gelişerek ve öğrenerek devam etmek istiyorum. Ama hayatta hiç beklenmedik değişiklikler de olabilir elbette.

SG: Sevdiğin, etkilendiğin yazarlardan ve kitaplardan da söz eder misin…

EKS: Elbette. Beni yazmaya heveslendiren öncelikle klasik metinler oldu. Klasik metinleri okumadan olmaz bence. Modern edebiyat doğduğundan beri insan ruhunu ele alıyor. Bunun belki de en etkileyici biçimini klasikler yaptı, onları ıskalamamak lazım diye düşünüyorum. Raskolnikov'u, Oblomov'u, Bazarov'u bilmek lazım. Ne var ki hayat gibi edebiyat da hızla değişiyor, defalarca değişti. Yeni biçimleri, modern edebiyatın geldiği noktayı kaçırmamak gerekiyor. Modern edebiyatın geldiği nokta dedim ama yine biraz eskilere gideceğim, kendi birikimimle Türk edebiyatının en büyük ismi olduğunu düşündüğüm Tanpınar beni her bakımdan çok etkilemiştir. Keşke onun gibi bir roman yazabilsem! Bir dönemin gözde akımı toplumsal gerçekçilik içinden Orhan Kemal çok etkilemiştir. Bununla birlikte onların döneminde göz ardı edilen Yusuf Atılgan, Oğuz Atay 1990'lardan sonra yeniden hatırlandı ve ne kadar etkileyici ürünler ortaya koydukları anlaşıldı. Öyküden konuşursak örneğin Oğuz Atay'ın "Korkuyu Beklerken" metni harikuladedir. Sizin denemelerinizi okuduktan sonra tanıştığım Vüsat O. Bener, Mehmet Günsür, Raymond Carver, John Cheever gibi isimler beni başka tür bir edebiyatla tanıştırdı ve öykü anlayışıma yepyeni açılımlar kazandırdı. Açıkçası geniş alana yayılan bir okuma merakım var, ama bir metin yazarken metnimi iyi yazmama hizmet edecek romanları, öyküleri pek çok defa okumayı tercih ediyorum. Fakat tekrar söylemek zorundayım: Klasikler beni daha çok cezbediyor keyif almak istediğimde.

Bununla birlikte sadece kurmaca okumuyorum. Edebiyat kuramlarına ve edebiyat eleştirilerine dair de okuyorum. Sizin Öykünün Bahçesi kitabınız örneğin. Geçen hafta Ankara'da Modernizm ve Postmodernizm kitabınızı gördüm ve hemen aldım. Bunun dışında Terry Eagleton-Edebiyat Kuramları, Lukacs-Roman Kuramı, Necip Tosun-Modern Öykü Kuramı zihnimi açan kitaplar oldu. Edebiyata dair toplumsal incelemeleri de okuyorum. Berna Moran'ın, Nurdan Gürbilek'in, Jale Parla'nın metinleri ilk aklıma gelenler. Son yıllarda çıkan, Kadir Dede'nin Edebiyatın Ulusu Ulusun Edebiyatı, Tuncay Birkan'ın Dünya ile Devlet Arasında Türk Muharriri, İletişim Yayınları'ndan editörüm Duygu Çayırcıoğlu'nun Kadınca Bilmeyişlerin Sonu kitapları dönemsel analizler olarak çok iyi kitaplar bence. Ben de bu ara Türkiye'de Köy Romanı geleneği üzerine bir makale yazıyorum.

Öte yandan felsefe ve sosyoloji okumaktan hiç vazgeçmedim. Nietzsche (özellikle Ahlakın Soykütüğü Üstüne), Hegel (bilhassa Tinin Fenomolojisi), Marx (1844 El Yazmaları ve Grundrisse), Foucault (Özne ve İktidar), Heidegger (Varlık ve Zaman), Weber (Ekonomi ve Toplum). Bu yanlarına yazdığım birincil metinler ve diğer kitapları hep elimin altında. Yanlış anlaşılmasın bunlar akademik çalışma değil. Akademik alanda Türk sağı çalışıyorum ve bu alanda çalışmayı sevmeme rağmen okuduğum metinler hiç kafa açıcı değil ne yazık ki:)

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Anlam ve AnlamakKardelen Ayhan
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

M. Horton-Insch

24 Ağustos 2025

Naziler Niçin Bayeux Duvar Halısının P..

Ortaçağ’a ait böylesi olağanüstü bir nesneden arta kalan ufacık bir parça bile bulunduğunda heyecan yaratır.Bayeux duvar halısının bir parçası Mart ayında Almanya’da, Schleswig-Holstein eyalet arşivlerinde bulundu. Peki söz konusu parça..

Devamı..

Banu Yıldıran Genç: “Okur problemimiz ..

Halil Yörükoğlu

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024