Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

16 Eylül 2026

Söyleşi

Behiç Ak: “Çocuk dostu olmayan şehir, yetişkinlere de mutluluk vaat etmiyor.”

Deniz Sessiz

Paylaş

0

0


Çocuk nesneleri özneleştirir çünkü onları kendinin kılmanın en basit yolu budur.

Behiç Ak’ın Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan Bizim Tombiş Evden Hiç Anlamıyor adlı kitabında, Memo ve Tombiş’in evlerine ulaşmak için çıktıkları yolculuk, bir mahalleyi tanımanın ve onunla bağ kurmanın hikâyesine dönüşüyor. Sokaklar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlar, çocukların dünyasında yalnızca birer yol işareti değil; yaşadıkları çevreyi anlamlandırmalarını sağlayan, kendilerine ait kıldıkları bir dünyanın parçaları. Ak, çocukların şehirle kurduğu bu ilişkiyi anlatırken, yetişkinlerin de yitirdiği mahalle kültürünü, sokakları ve komşuluk ilişkilerini yeniden düşünmeye çağırıyor. Çocukluğun giderek bir performansa dönüştürüldüğünü, çocuk dostu olmayan şehirlerin yetişkinlere de mutluluk vaat etmediğini söyleyen Ak’la, Bizim Tombiş Evden Hiç Anlamıyor üzerinden çocukluk, şehir hafızası ve kaybolan mahalle kültürü üzerine konuştuk.

Deniz Sessiz: Kitapta şehir, yetişkinlerin tarif ettiği ve düzenlediği bir yer olmaktan çıkıp çocukların kendi işaretleriyle okuyabildiği bir dünyaya dönüşüyor. Sizce bugünün çocukları şehirleri keşfetme ve kendi şehir hafızalarını oluşturma imkânını giderek kaybediyor mu? 

Behiç Ak: Bir şehri veya mahalleyi çocukların içselleştirmesi şüphesiz numaralar ve rakamlar üzerinden olmuyor. Hikâyeler, ağaçlar, kokular, sokak hayvanları, kuşlar ve elbette ki insanlar kapı numaralarından daha önemli çocuklar için. Aslında eski mahalle düzenlerinde yaşayan yetişkinler için de aynı şey geçerli. Sokakların, evlerin ve ağaçların varlığı kapı numaralarına gerek bırakmıyor. Bunlardan bahsedildiğinde tarif edilen evin hangi ev olduğunu şıp diye anlamak mümkün. 

DS: Kitaplarınızda çocuklar çoğu zaman yetişkinlerin dünyasına uyum sağlamaya çalışan karakterler değil, yetişkinlerin dünyasını yeniden düşünmemizi sağlayan karakterler oluyor. Çocuk karakterleri yazarken yetişkin okuru da hikâyenin bir parçası olarak düşünüyor musunuz? Özellikle ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte okuduğu bir kitapta hem çocuğa hem yetişkine aynı anda söz söyleyebilmek sizin için nasıl bir anlam taşıyor?

BA: Aslında çocukların varlığı yetişkinlerin geçmişe duyduğu özlemin ta kendisi. Kenti ve mahalleyi onların gözünden görmek, yaşamak yitirilen değerlerimizi anlamamıza neden oluyor. Sokaklar, komşuluk ilişkileri, bacalara yuva yapan leylekler, avlulu evler, sokağın adresi haline gelmiş olan iğde ağacı kokusu… Bunları yitirmenin yasını tutmaktan yana değilim, yoksa tüm bu değerler tekrar elde edilebileceğine dair inancımı yitiririm. Sadece çocukların yaşamından koparılmış parçalar değil bunlar, yetişkinlerin de yaşamının kayıpları. Sokağa çıkamayan ekran bağımlısı çocuklar toplumsal ilerlemenin kaçınılmaz sonucu değil. Çocuk dostu olmayan şehir politikalarının bir sonucu. Çocuk dostu olmayan şehir, yetişkinlere de mutluluk vaat etmiyor.

DS: Tombiş ve Memo’nun arkadaşlığında birinin diğerini tamamlamasından çok, birbirlerinin düşünme biçimlerini bozması söz konusu. Siz bu iki karakter arasındaki ilişkiyi nasıl tanımlıyorsunuz? 

BA: Yıllardır tiyatro oyunları yazıyorum. Diyalog bence tiyatronun temeli. Ama “diyalog nedir?” diye sorduğumuzda iki insanın konuşması diye cevap veremem. Birbirine taban tabana zıt iki görüş, ya da aynı fikirde olan iki insan diyalog kuramıyorlar. Diyalog için farklılık gerekir. Tombiş’le Memo’nun arasında hakiki bir diyalog var. Hem mantıksal hem de duygusal olarak farklılıklar üzerine kurulu bu diyaloglar. Biri çok sakin, gerçekçi, diğeri ise meraklı ve hayallerinin peşini bırakmayan bir karakter. Ama bu hep böyle devam etmeyebilir. Arada şaşırtmalar da var. İkisinin farklılığı ikisinin de görüşlerini komik hale getiriyor. Bu aslında okuyucunun iki yönü, hangisi gibi düşünürse düşünsün kendiyle çelişkiye düşüyor.

DS: Bir çocuğun dünyasını yazarken yetişkin hafızasından ne ölçüde yararlanıyorsunuz? Çocukluğu hatırlamak ile bugünün çocuğunu gerçekten görebilmek arasında nasıl bir mesafe var? 

BA: Aslında “bugünün çocuğu” kavramını çok sık kullanıyoruz ama bu kavrama kuşkuyla yaklaşıyorum ben. Fazla giydirilmiş bir kavram. Bugün çocukluk neredeyse öldürüldü ve çocukluk faaliyetleri birer performansa dönüştürüldü. Çocuklar bu ara: Kaç kelime öğrenecek? Ne tür meziyetler kazanacak? Hangi kurslara gidecek? Kaç puan alacak? Kaçıncı olacak? Test sorularının kaçını yapacak? Gibi yapıntı faaliyetler üzerinden tanımlanan yaşamı sürekli ertelenen bir performansçı. Hatırlanan ya da özlem duyulan şey artık bu yüzden nostaljik değil. Yitirilenin farkına varmak olmalı. 

DS: Bizim Tombiş Evden Hiç Anlamıyor’da Memo ve Tombiş’in evlerine ulaşırken sokakları, ağaçları, hayvanları ve insanları birer yol işareti olarak keşfettiğini görüyoruz. Çocukların sokağı ve mahalleyi böyle özgürce keşfedebildiği alanlar giderek azalıyor. Çocuğun yaşadığı çevreyle bu türden bir ilişki kurabilmesi sizce neden önemli?

BA: Çocukluk nesneleri özneleştirmektir. Çocuk nesneleri özneleştirir çünkü onları kendinin kılmanın en basit yolu budur. Dünyada erişebildiği, görebildiği her şey onun evcil dünyasının ayrılmaz bir parçasıdır. Bu ilişki yıllar içinde bozulur, tüm nesneler ötekileşir, nesneleşir, hatta bazen insan hayatını tehdit eden bir boyuta bile gelebilir. Çocuklukta bile çocuğa ait olan evrenin parçalanması dış dünyaya karşı müthiş bir güvensizlik duygusu yaratır. Memo sokakları, mahalleyi evlerinin içi kadar kendinin kılmıştır. Çünkü o sokaklar, o mimari yapılar buna izin vermektedir. Bugün büyük şehirlerimizde çocuklar sokağa çıkamıyor ne yazık ki. Bu gelişmenin doğal bir sonucu değil. Tam tersi müthiş bir gerileme ve yoksun bırakılma. Mimari ya da şehirsel tasarımların ya da kendiliğinden gelişen kamusal eksiltmelerin buna izin vermemesi sonucu yaşanan bir yoksulluk.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Üç Cisim Problemi: İnsanlığın Karşı Ka..David Barnett
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Anna Snaith

17 Temmuz 2025

Virginia Woolf’un Ölümsüz Romanı Mrs D..

Virginia Woolf’un 1923 yılının bir haziran gününde geçen Mrs Dalloway’i, iki kahramanın – sosyete ev sahibesi Clarissa Dalloway ve travma sonrası stres bozukluğundan muzdarip eski asker Septimus Smith – roman süresince karşılaşmamaları yönüyle..

Devamı..

Gerçek Sınır Nerede Başlar: Haritada m..

Aynur Kulak

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024