Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

20 Mayıs 2022

Kitap

Bir Mecazın Peşinde

Nihat Dağlı

Paylaş

1

0


Dünya hepimizin ve hepimizin olan dünya ölüyor. Yaşam yaşamıyor artık! Bir yerden, kendilerine rağmen yaşanmaz kılınan ülkelerinden, kendilerinin de olan dünyanın diğer ucuna geçmek durumunda bırakılmışlar. Düşman olma, anlamaya çalış!

“Görünmez, anlaşılmaz veya sessiz varlıklar bizimle ancak hikâyeler aracılığıyla konuşabilir; geçmişin bizimle iletişim kurmasını sağlayan hikâyelerdir. Dinlemeyi öğrenmezsek, emin ol ki, bunun cezasını çekeceğiz.

Yeni bir dünyadayız artık. Kimse nereye ait olduğunu bilmiyor. Ne hayvanlar ne de insanlar…

Açgözlülük gerçek, büyük bir şey. Sende açgözlülük var, bende açgözlülük var, hepimizde açgözlülük var. Sen daha fazla kitap satmak istiyorsun. Ben daha fazla telefon, daha fazla kulaklık, her şeyden daha fazla istiyorum. Kahretsin dostum, içimizdeki şey parazitler değil, açgözlülük! İblis buysa eğer, o zaman hayali olmasına imkân yok. Kesinlikle yok! Hepimiz birer İblisiz.”

Silah Adası, Amitav Ghosh

Yoksunluk arzusuyla vardığımız evler (tabii ki doğduğumuz yurtlar) ve yuvalandığımız yaşam formları yetmez bize, doyurmaz hep. Bir şekilde duvarlar üzerimize gelir, kendimizi sokakta buluruz. Başta yetiyor gibi duran anlamlandırmalarımız bir yerde tökezler, çatlar. Bu çatlaklardan sızan ve daha fazla bir şey olan hayat ile kalır, hiç de o kadar bilmediğimizi veya yanıldığımızı anlarız. Yerimizden olmamız, dışarı çıkmamız, korunaklardan düşmemiz için öyle büyük fırtınalara da gerek kalmaz; bir koku, bir ses, altlarda hareketlenen bir sızı huzursuz etmeye yetebilir. Oturduğumuz ve yerleştiğimiz neyse, oturup yerleşeceğimiz yer/şey olmaktan çıkar. Gözlerimiz kayar, kalbimiz başka türlüsüne meyleder. Yoksunu olduğumuz veya arzu duyduğumuz şey/nesne başkalaşmış ve o artık uzakta, gitmediğimiz, olmadığımız yerdedir. Bir ömür boşlukla kalınmaz, eksiklik tamamlanmak ister. Kendisini eksik, içinde kocaman boşluk hisseden ne yapsın? Tabi ki vazgeçer yerinden, kaybeder onu, geride bırakır, öylece yola yazılır. Aramak ve bulmak üzere, yeni bir yurt edinmek için… Kaybolmak pahasına yapar bunu. Ki kaybolur da. Ama bilinir ki, ancak kaybolanlar bulur kendini, bulunabilirler.

Belki de insana huzur ve yer yoktur, bunları aramak düşmüştür kendisine. İhtimal insan bulan, bulacak olan değil, arayan bir şeydir sadece. Ve de çokça yanılan! Bulacağını umduğu, gözüne kestirdiğinin aradığı şey olduğunu sandığı için yola düşen, yolda kalan. Evet, yanılgı yakasını bırakmaz onun. Yola yazılmakla, yolun kendisiyle yetinmez; yolu, umulana vardıran salt bir koridor olarak bilir. Yolu değil, yolun götürdüğü hedefi merkezileştirdiğinden, zaman (an) ve zamana doluşan şeyleri kaçırır. Yoldayken yolu yitirir, yaşarken yaşamamış olur. Yola çıktığı yer ile vardığı yer arasında fark kalmaz, yol yorgunu eski bir ben olarak kalır. Oysa ne yol böyle bir şeydir ne de yolcu!  Yoldan gayrı bir şey yoktur aslında; insan yola doğar, yoldayken görür, olur, yaşar. Bir yerden bir yere varmak, bir şeyden diğerine ulaşmak değil de, varırken/ulaşırken olup bitenler, içinden geçilen şeyler hayattır. Hedef gözetmeyenler, sadece yola çıkanlar, kendini yola açanlar görmüş, bilmiş ve yaşamış sayılırlar. Amitav Ghosh’un Silah Adası romanının kahramanı gibi; bir sesin, kokunun, tadın, bilmecenin, efsanenin peşine düşüp de karşılaştıkları her patikayla yoldan çıkan ama böylelikle hayatın hepsinden geçenler gibi…

Deen Datta Brooklyn’de nadir kitaplarla uğraşan bir sahaftır. Doğduğu yerden, kıstırıldığı kültürel havzadan bir şekilde firar etmiş bir göçmen de olsa, artık dünyaya sarsılmaz rasyonellikle bakan orta sınıf yeni dünyalıdır o. Dünyaya içkin şeylerle hayatı kavramakta ve öylece yaşamaktadır. Ancak epey zaman geçmiştir üzerinden, yaşı altmışa varmak üzeredir. Yatırım yaptığı, bundan böyle yerleşip kalacağını umduğu ilişki umutsuzca sona ermiştir. Korunağı, güvenliği bir yerinden çatlamış, hayat abus bir çehreyle kendisine bakmaktadır. Tam bu sırada her yıl gittiği, doğduğu yer olan Kalküta’da kulağına çarpan bir sözcükle, çocukluğunun efsanesiyle kalır. Efsane, mit, aşkın meselleri geride bıraktığını düşünürken, davetli olduğu yerde karşılaşacağını umduğu kişiyle kuracağı ilişkiyi umut ederek yerinden olur, korunağından düşer. Kalkıp yola çıkmış olur, yol onu isimlerle (ve tabi ki hikayeleriyle) karşılaştırır. Hikâyeler akışır. Deen yoluna çıkan efsaneyi mekânında çözümlemeyi, hakikatini ölçmeyi beklerken, akıştığı hikayelerle can yakıcı başka bir gerçeklikte yol almaya başlar. İklim krizi sebebiyle yaşam alanlarından göç eden, kıyılara vuran canlılarla, can çekişen doğayla ilgilenen bir bilim insanı, bir aktivist olan Piya ile karşılaşır. Kıyılara vuran yunus balıkları, doğadaki dönüşüm, zehirlenmiş su onun da meselesi olur. Arkasından Tipu düşer önüne. Yaşam alanlarını yitiren canlıların göç yoluna, ölüme açılmaları gibi, siyasi veya ekonomik açıdan doyurmayan, yetmeyen, hep huzursuz eden ölümcül yurtlardan kaçıp Avrupa ve Amerika’ya ulaşmaya çalışan göçmenler mevzusuna dahil olur. Tipu, kendisine, bir şekilde ayakta kalmanın yeni formu olarak görünür. Göçmen kimdir sorusuna cevap gibi… Göçmenlik üzerinden pasaportsuz/vizesiz denizlerden ve sınırlardan geçmeyi; pasaportun, vizenin ve korunan sınırların anlamsız hale gelişini, bunların göstereni olan kurumlara rağmen hareket etmeyi, yaşamak adına ölümcül olanı deneyimlemeyi görür, tanıklık eder. Böyle yerinden olmuşken, orta sınıf konforu bozulmuşken, peşine düştüğü efsanenin karşısına çıkardığı tesadüfler rasyonelliğini aşındırırken tarihçi bir eski dostunu, Çinta’yı bulur. Çinta da ona yol aldırır; çok daha başka biri olmasına çalışır, başka şeylerin hatırına eğildiği efsaneyi daha fazla ciddiye almasını sağlar. Ve tabi ki Rafi… Efsanenin ortasında oturan bir iyilik meleği gibi peşini bırakmaz, bir şekilde sorularına cevap olmayı bilir.

Deen Datta’nın yerinden olması, çıktığı yolda eski benini yitirmesi, bir anlamda çok şeyi kaybetmesi ve sonrasında içinden geçtiği gerçeklikle kaybolması ama nihayetinde başka bir ben olarak belirmesinin anlatımı olan Silah Adası romanı bir okur olarak bana da yol aldırdı. Romanda yol alırken yol da beni almış oldu. Öylece eski bir dostumu hatırladım. Hemen her gün kentin arka sokaklarında karşılaştığı şeyle kendini yola vuran, bütün gün birer gösteren olarak bildiği durumun şifresini çözmek adına yolunu biraz daha uzatıp çatallandıran, günün sonunda epey çoklu akışkan bir hikayeyle evine dönen eski bir dostutumu... Yola çıkmanın, yolun her kavşağı, kuytu ve tenhasıyla kalmanın, karşılaşılan her şeyi derinliğince okumanın önemine inanmıştım bu dostumla. Hesap yapmadan yaşamanın; bir şey için yaşamak değil, yaşayarak bir şeylere varmanın değerliliğini kavramıştım onunla. İnsanın yol alırken, yolun da insanı aldığını, açtığını, çoğalttığını deneyimlemiştim sonradan.

Silah Adası romanıyla kendimi şunu da düşünürken buldum:

İnsan nedir?

Dinlerin tanımlayıp kurduğu, felsefenin içini doldurduğu, şiirin büyü kattığı insan mıdır sorunun cevabı veya gerçeklik? Hayır, insan kitaplarda ve düşüncelerde durduğu gibi durmuyor, en çok tarihte kat ettiği yolda kendisiyle, gerçekliğiyle, hakikatiyle bırakıyor. Tanımlanıp içi doldurulmaya çalışılan “iyi insan”ın tarihi yoktur neredeyse, varsa, iyi ve yüce olandan taşan/düşen insanın tarihi vardır. Dinlerin ve büyük anlatıların tarihi (pratiği) de yoktur, insanın dinle ve bu büyük anlatılarla kurduğu temasta görünen şeyin tarihi vardır. Var olan tarih ise ortada, utandırıyor. Etrafı çitlerle örülen arazi, arazinin sahiplenilmesi, başkasından korunması adına başkasının yabancılaştırılması, düşmanlaştırılması… Zamanın hızlanması, insanların ve etrafı çitlerle örülmüş arazilerin çoğalması; insanın açgözlü bir form olarak sahneye çıkması, daha fazlasına sahip olmak adına varlığın sömürgeleştirilmesi; toprağın, suyun, hayvanın, havanın, her bir şeyin nesneleştirilmesi, açgözlülüğe kurban edilmesi… Ve nihayette insan dışındaki canlı formlara yaşam alanı olan varlığın yaşam alanı olmaktan çıkması, yaşatmaktan çok öldürmeye başlaması; canlıların göçü, göç yollarında ölümleri, tükenmeleri… Kozmik bir kıyametin inşası, bunun sonuçları; iklim krizleri, kuraklık, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının bitimi… Bütün bunların siyasete, kültüre, uluslararası ilişkilere sızması; savaşlar, krizler… Dünya internet ağıyla küreselleşirken, yaşanan krizlerle de sınırların korunamaz hale gelmesi, insan göçlerinin sınırları, pasaport ve vizeleri hükümsüz kılması… Amerika’da, Avrupa’da, dünyanın tümünde yükselen sağ, muhafazakâr, otoriter, ırkçı göçmen karşıtı siyaset tarzları…

Evet, Silah Adası romanı yol aldıran bir metin, insanı yerinden ediyor. İnsanın uykusunu kaçıran, gömüldüğü konforu sabote eden gerçekliği ustalıkla anlatıyor, gösteriyor. Akademik bir konuyu, kaskatı bir gerçeği bir hikâyeye yedirerek, sınırları zorlayan mültecilerin gözleriyle bırakarak yapıyor bunu. İşte göçmenler sınırımızda, karşımızda, sokağımızda… Evet, bir yerden bir ülkeden çıkıp gelmişler, fakat yine de bu onların büsbütün yabancı oldukları anlamına gelmiyor. Aynı göğün altında, aynı dünyanın sakinleriyiz. Dünya hepimizin ve hepimizin olan dünya ölüyor. Yaşam yaşamıyor artık! Bir yerden, kendilerine rağmen yaşanmaz kılınan ülkelerinden, kendilerinin de olan dünyanın diğer ucuna geçmek durumunda bırakılmışlar. Düşman olma, anlamaya çalış!

Enable GingerCannot connect to Ginger Check your internet connection
or reload the browserDisable in this text fieldRephraseRephrase current sentence4Edit in Ginger×

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Sait Faik • İpekli Mendil | Kısa FilmOggito
Öne Çıkanlar

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adalet Çavdar

29 Ağustos 2025

Çevirinin Konukseverliği Üzerine Bir O..

Yazar için çeviri, insanlığı birleştirir. Çeviri, yazar için bir misafir ağırlama biçimidir, kelimenin yabancılığını silmeden ona ev açmaktır.“Şiddet içeren çevirinin çaresi yine çeviridir, çünkü kavimler ve kabilelere dağılmanın çaresi de insanlıktır..

Devamı..

Tanrı’nın Yalnız Çocukları, Yalnızca B..

Besim Can Zırh

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024