Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

20 Ağustos 2025

Edebiyat

Soğuk Deri, Beyaz Adam

Mehveş Bingöllü

Paylaş

3

1


Piñol, kısacık bir romanla okura sömürgeciliğin ve erkek egemen düzenin yüzünü göstermekle kalmamış, ona kendi yüzünü görebileceği bir ayna da tutmuştu.

2024 baharını önce 1915’i, sonra Hamidiye Alayları’nı okuyarak geçirdim. Okuduğum kitaplardaki dipnotlardan bazıları beni Mavi Kitap’a ve Birleşik Krallık Parlamentosu tutanaklarına götürdü. 1915-1916 yıllarında Anadolu’da yaşananları şehir şehir, kasaba kasaba, hatta köy köy belgelediği söylenen Mavi Kitap, Birleşik Krallık Parlamentosu tarafından hazırlatılmış bir rapordu ve raporun içeriği Parlamento tutanaklarına yansımıştı. Tutanaklarda Lordlar Kamarası’ndaki lordların Londra’daki rahat koltuklarında oturup (purolarını tüttürdüklerine de neredeyse eminim) Anadolu Ermenilerinin başına gelenleri, Deyrizor’da kıtlıktan ölen yüzbinleri konuştuğunu okudum. ChatGPT’nin Osmanlı kaynaklarına, akademik eserlere ve o dönemde Avrupalı devletlerin topladığı verilere dayanarak verdiği bilgiye göre, 1920’lere gelindiğinde Anadolu’daki Ermeni nüfusunun yüzde doksan beşi artık yoktu. Belli ki Avrupa’da ve Amerika’da herkes her şeyi biliyordu, kimse kılını kıpırdatmamıştı, yıllar geçmiş, yüzbinlerce insan ortadan kaybolmuştu.

Satın aldığım kitapların hepsini bitiremedim. Doğrusu, doğduğum, büyüdüğüm, tüm kalbimle bağlı olduğum, kök salmayı hayal ettiğim yerlerde ben doğmadan yalnızca altmış yıl önce yaşananları okumaya gücüm birkaç ay yetti. Artık ara sıra, aklıma şu şehirde ne olmuş, kimler Müslümanlaşmış, kimler kaçabilmiş, kaçanlar nereye gitmiş gibi sorular geldiğinde açıp bakıyorum kitaplığımdaki kitaplara. 

Katalan yazar Albert Sánchez Piñol’un Soğuk Deri1adlı romanını okuduktan sonra aklıma bir yıldan fazla zaman önce okuduğum bu kitapların gelmesi çok şaşırtıcı değil. Soğuk Deri Piñol’un ilk romanı ve “beyaz adam”ın gözünden bakarsak, Antarktika’daki ıssız bir adaya meteoroloji uzmanı olarak çalışmaya gelen iki Avrupalı erkeğin hikâyesini anlatıyor. İki adamın adaya onları öldürmeye gelen soğuk derili yaratık sürüsüyle mücadelesini konu eden bir korku romanı olarak başlıyor Soğuk Deri. Esas kahramanımız olan uzmanı adaya getiren gemideki denizciler adaya yaklaşırken dirseklerine kadar uzanan eldivenler giyiyorlar, kalın kürklere sarılıyorlar. O dondurucu iklimde kaygan ve soğuk derili yaratıklar geceleri denizden çıkıp beyaz adamları öldürmeye çalışıyor. Biri uzun zamandır adada yaşayan, diğeri yeni gelen iki adam önce ayrı ayrı sonra bir arada köpekbalığına benzeyen ama ayaktaki bu yaratıklara karşı mücadele ediyorlar. Yüzlercesi beraber saldırıyor beyaz adamların bulunduğu deniz fenerine. Adamlar her gece yeni taktikler geliştirmek zorunda kalıyor. Ellerindeki sınırlı miktardaki silahı ve kurşunu kullanarak öldürebildikleri kadar “kurbağa surat” öldürüyorlar. Ardından da yaratıkların hepsini öldürmek için yollar aramaya başlıyorlar. 

Beyaz adamlar “nihai çözüm” gibi bir şeyden bahsetmeye başladıklarında kitabın ortalarındaydım ve romanda başka katmanlar olduğunu anlamakta gecikmiş gibiydim. Yaratıklara canavar, kurbağa suratlar diyorlardı, sürü halinde saldırdıklarından söz ediyorlardı. Zihnim, distopik bilimkurgu anlatılarıyla öylesine biçimlenmiş ki, yaratıkların hissedebileceği, düşünebileceği, isimleri olabileceği, birbirleriyle ve beyaz adamlarla iletişim kurabilecekleri hiç aklıma gelmemişti. Üstelik uzun zamandır adada yaşayan uzmanın yaratıklardan bir dişiyi esir tuttuğunu ve her gece onunla cinsel ilişkiye girdiğini çoktan okumuştum. Yazar yaratıkların binlercesinin aynı zamanda öldürülmesi ihtimalini aklıma getirdiğinde, ancak o zaman, ancak binlerce hayatın ortadan yok olma ihtimali doğduğunda, ancak çekilecek acının boyutu büyüyüp görmezden gelemeyeceğim bir düzeye ulaştığında, ancak öldürülecekler arasında belki çocukların da olacağını düşündüğümde hikâyenin içinde başka bir hikâye olabileceğini tahayyül edebildim. 

Mavi Kitap’ı okuyan Britanyalı lordlar gibiydim. Ya da Gazze’yi, kıtlıkla sınanan halk girdiği yemek kuyruklarında onar onar, yüzer yüzer öldürülene kadar görmezden gelen kuzeyliler gibi. Kendimi adaya yeni gelen anlatıcı meteoroloji uzmanıyla özdeşleştirip, onun korkusu, çaresizliği ve ölümle ilişkisiyle hemhâl olmuştum. Uzman saldırı altında geçirdiği, hiç uyumadığı haftalardan sonra artık ölüme aldırmıyordu. Zaten ölü olduğunu bildiği andan itibaren, saklanmanın, kendini korumanın anlamsızlığını ve gülünçlüğünü anlamıştı. Ölmeden ölümün ne olduğunu anlama fırsatı veriliyor gibi hissediyordu. Hayatta kalma savaşıyla o kadar meşguldü ki, günlüğüne yazamıyordu bile. Yazsa da yazabileceği şeylerin hatırlanmaya değer olmadığını düşünüyordu. Yaratıklar miyavlayarak onu öldürmeye geliyordu. İçinde olduğu durum deliliğe giden yol gibiydi. Beyaz adamın derdiyle kendi küçük hayatımdaki çaresizlikleri ve korkuları bütünleştirip dertlendim. Ben de deliliğe giden yola girer miydim, girmiş miydim, girdiysem çıkabilir miydim, böyle şeyler sordum kendime. 

Beyaz adamların yanında iyice beyazlaşmaktan, roman benden yaratıkların ve onların çocuklarının korkusuna, çaresizliğine, ölümüne dikkat kesilmemi isteyince kurtuldum. Kendimi onun ellerine bıraktım. Yaratıkların klanlarına Citauca adını verdiklerini, eski uzmanın cinsel ilişkiye girdiği dişi yaratığın da ötekilerin de, hepsinin, kendilerine ait adları olduğunu göstermekte gecikmedi metin. Böylece hikâyenin neredeyse başından beri orada bulunan, eski uzmanın her gece tecavüz ettiği Aneris’le bu kez gerçekten tanıştım. Adını öğrenince, onun baştan beri var olan sesi kulağıma çalındı, sesini duymaya başlayınca da, Aneris’in bir kadın olarak varoluşunu teslim ettim. Sürünün parçası olmaktan önce Aneris çıktı. Onun mırıldandığı şarkıları dinlemeye başladım. Şarkılardaki melodinin eşliğinde, beyaz adamın esiri haline geldiği için klandan dışlanan bu kadının klandakilerden kaçışına tanıklık ettim. Onun beyaz adamlardan kurtulamayışını kabullenmesini, her iki adamla başka başka ilişkiler kurmaktaki ve uyum sağlamaktaki maharetini gördüm. Kendini bilmiyor gibi görünüp cin gibi oluşuna, olan biten her şeyden haberdar olmasına karşın hiçbir şey bilmiyormuş gibi yapışına şahit oldum. Yaşadığı her cinsel ilişkiden zevk alma ya da zevk alıyor gibi yapma becerisine de.

Ben Aneris’in hayatta kalma inadını izlerken, o beyaz adamların hayattan ve gerçeklikten kopuşuna tanıklık etti. Tanık dediğinin sözü olur, çıkar kürsüde anlatır gördüğünü duyduğunu, değil mi, ya da elinde defter kalem veya bilgisayar başında oturur yazar, benim şimdi yaptığım gibi, ya da ne bileyim kuyulara bağırır. Sözsüz tanıklık olur mu. Olmuştu işte, Aneris mırıldandığı şarkılarla ve beyaz adamın hastalıklı aşkının nesnesi olarak inlemeleriyle hikâyenin not tutanıydı. Gerçek hayatta yaşanan katliamların aksine romandaki katliamlar kimsenin erişemediği bir yerde, kimse haberdar olmadan yaşanıyordu. Yalnızca Aneris vardı, tanıklığıyla bizi aydınlatan Aneris. Fark ettim ki, yol boyunca yanımda usulca yürümüş, sonunda benim okuduğum Soğuk Deri’nin başkahramanına dönüşmüştü kadın. Bununla da kalmadı, erkek egemen düzende dayanaklılığın ve sömürgeciye direncin sembolü haline geldi. Kahramanım oldu. Beyaz adamın korkusundan, vahşetinden, hayattan kopuşundan, delilikten kurtardı beni. Kendi aklına, cesaretine ortak etti. Romanı bitirdiğimde içimdeki Aneris’i kolundan tutup ortaya çıkarma cüretini verdi. 

Albert Sánchez Piñol’un bu romanda çok etkileyici başka bir iş daha yaptığını romanı bitirdikten sonra bana onu okumamı önerdiği için teşekkür ettiğim arkadaşım anlattı bana. Ben okurken dikkatimi yerlilere ve kadına verdiğim için, bu diğer katmanı es geçmiştim. Benim Soğuk Deri’min ana teması Aneris’in tanıklığıyken, onunki iki beyaz adamın birbirleriyle etkileşimi olmuş. Yeni meteoroloji uzmanının eskisine yaklaşımındaki süreci gösterdi bana arkadaşım. O anlatınca ben de berrak bir biçimde gördüm yazarın derdini:  “İyi” bir insan olarak adaya gelen ama yaratıkların saldırısıyla büyük korkular yaşayan anlatıcımız, “kötü” bir adam olan eski uzmandan önceleri nefret etmişti. Fakat sonra yavaş yavaş onun her türlü kötü ve iğrenç davranışı hem yeni uzman hem okur için olağanlaşmıştı. Okur gemiden yeni uzmanla birlikte inmiş, deli bir adama dönüşen eski uzmandan onunla birlikte nefret etmiş, eski uzmanın yanına deniz fenerine onunla birlikte taşınmıştı. Okur sonra da kurbağa suratlıları uzmanlarla birlikte avlamaya başlamış, o iğrenç adamın tecavüz ettiği Aneris’le yeni uzmanla birlikte sevişmişti. Yani yalnızca kitaptaki iki adam zamanla birbirine benzeyerek çirkinleşmeye başlamamış, okur da onlara katılmıştı. Beyaz adam kendi içindeki iyiyle kötüyü çarpıştırdığında kötülüğün ortaya çıkması hiç zor olmamıştı, buna karşılık iyiyi yeniden bulabilmek için büyük çabalar harcanması gerekmişti. Piñol, kısacık bir romanla okura sömürgeciliğin ve erkek egemen düzenin yüzünü göstermekle kalmamış, ona kendi yüzünü görebileceği bir ayna da tutmuştu.

Bu yazıda Soğuk Deri’deki iki meteoroloji uzmanının isimlerinden, lakaplarından, nereli olduklarından, geçmişlerindeki hikâyelerden söz etmedim. Bir kere de beyaz adamlar anonim kalsın istedim. Geçmişte ve bugün, soykırımlarda, katliamlarda, tehcirlerde, sömürgelerde, kendi evlerinde, topraklarında, denizlerde, sınırlarda teker teker, onar onar ya da biner biner öldürülen milyonlarca kurbanın isimsizliğini bir kere de beyaz adam yaşasın istedim. 

Bu da benim tanıklığım olsun.

1 Albert Sánchez Piñol, Soğuk Deri, Çev. Yıldız Ersoy Canpolat, Jaguar Kitap, 2021

YORUMLAR

A. Dilek Şimşek

Karel Capek'in "Semenderlerle Savaş" kitabını anımsattı bana....Alıp okuyacağım. https://oggito.com/icerikler/karel-capek-in-semenderlerle-savas-i/68830

9 Eylül 2025

Öne Çıkanlar

Sait Faik'in Menekşeli Vadisi, Ömer Lü..Seyfi Gençer
Öne Çıkanlar

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Gürkan Yavaş

13 Temmuz 2025

Bugünün Akıllılarına Dünden Bir Öykü: ..

Türkiye yakın tarihinin bu kritik yılları, salt romanın kurgusundaki temel çelişki ve çatışma için değil, kimi örtük mesajların algılanıp yorumlanması için de işlevsel bir zaman dilimine işaret eder. Ahmet Büke’nin “yetişkinler için yazdığı ilk ..

Devamı..

Çeşme’de Gün Batımı İzlenecek 6 Manzar..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024