Hepimizin küçükken gerçekleşmesini beklediği dilekleri vardır. Hayatımızdaki zorlukları aşmak adına kendimizden güçlü olan bir güçten, hayatımızdaki zorlukları tutup çıkarmasını dileriz. Benim ise küçükken en büyük dileğim evdeki abilerimin ya da ablalarımdan birinin evlenmesiydi. Çünkü evlenip evden giden her biri için benim televizyon izleme saatim artacaktı. O yüzden bir an önce büyüyüp evlensinler istiyordum. Ablalarımın saatlerce magazin izlemesi, ortanca abimin durmadan hüzünlü aşk şarkıları açması ya da büyük abimin babama özenerek durmadan haber açması beni çok rahatsız ederdi. Babam, ne zaman haber saati geldi mi diye sorsa büyük abim evet derdi ve ardından yirmi dört saat haber yayınlayan bir kanal açardı. Bir kanal yirmi dört saat haber yayınlıyorsa her saat, haber saatidir zaten. Bunu bilmesine rağmen sanki sadece o saatte haber dinleyebilecekmiş gibi hevesle haber kanalını açıp izlerdi. O, haber kanallarını açınca otomatikman benle küçük kardeşimin izlemek istediği çizgi filmler hiç yokmuş gibi davranılırdı. Oysaki biz de o evdeydik, ailenin küçüğü olsak bile o evin içinde bir bireydik. Ama istekleri ve ihtiyaçları ilk yok sayılanlar bizlerdik. Bir köyde yaşıyorduk, yaş farkının ciddi bir otorite ve güç sağladığı bir sahada ben ile kardeşim ailenin en küçük fertleriydik yani en güçsüz ve hakları ilk yok sayılandık. Koca adamların arasında biz de yaşımıza göre tavır alıyorduk. Sabah erken saatlerde kalkıp televizyonun karşısında yerimizi alıyorduk. Diğerleri uyanana kadar çizgi film izlerdik. Ama bu çok uzun sürmezdi çünkü köyde Güneş yükselmeden herkes ayağa dikilirdi. Kahvaltıdan sonra babam ile abim evden çıkardı, bu sefer ablam evi temizleyeceğim bahanesi ile televizyon izlememize engel olurdu. Bizi zorla dışarı çıkarır ardından temizliği yaparken magazin kanallarını izlerdi. Çok sonradan ondan intikam almayı öğrenmiştik. Temizlik saati dediğinde dama çıkar antenin kablosunu gizliden çekerdik. Böylece erkenden temizliği bitirip çıkardı odadan, o zaman da kabloyu tekrar yerine takar biz gecerdik odaya. İlk iş olarak müzik kanallarını silerdik ki ortanca abim geldiginde müzik dinlemek için bizden kumandayı aldığında bir şey bulamasın. Gerçi sonradan bir müzik çalar alınca bize hiç ilişmedi ama biz bu huyumuzu devam ettirdik.
Her türlü durum için bir planımız vardı ama haber kanallarına dokunamazdık. Çünkü onları babam da izlerdi ve silinse ya da anten bozulsa hepten televizyon ile olan ilişkimizi kısıtlardı. O yüzden haber kanallarına özellikle dokunmazdık. Kışın mecburi olarak haber kanallarını izlerdik ama yaz olduğunda kaçabileceğimiz bir yerimiz vardı. Akşam yemeğinden önce dama yataklar serilirdi ve biz yemekten hemen sonra oraya kaçardık. Kardeşimle yan yana serilen yataklarımıza geçer, gökyüzünü seyrederdik. Sabah izlediğimiz çizgi filmleri orada, hayalimizde devam ettirirdik. Gökyüzü koca bir tuvaldi ve ben yıldızları birleştirerek gemiler, dalgalar çizerdim. Güvertesinde durduğumuz gemileri dalgalardan ve korsanlardan kurtarıp bir limana çıkarmaya çalışırdık. Bazen de okyanuslarda ismi bilinmeyen bir adaya gidip hazineler bulmaya çalışırdık. Gökyüzünde ismini bilmediğimiz her bir yıldız bizim için bilinmez bir macera olurdu ve her zaman bu maceranın kahramanı ben ve kardeşim olurduk. Kalelerimiz ve surlarla çevrili şehirlerimiz vardı, biz de bazen kaleleri korumaya çalışan cesur askerler olurduk bazen de şehirleri fetheden fatihler olurduk. Ama ne olursa olsun o geniş tuvalde her zaman bizi mutlu edecek bir hikaye bulurduk. Cüssemizin ya da yaşımızın tutmayacağı savaşların, zafer getiren kahramanlarıydık o gökyüzü denilen sahnede. Kitaplarda okuduğumuz tüm kahraman vasıfları heybetli gövdemizde bir nişan gibi dururdu. Çünkü bize kahramanları hep öyle anlatmışlardı: uzun boylu, güçlü kolları ve göğsünde birçok zaferin nişanesi olan madalyalarla dimdik dururdu kahramanlar. İşte o tuvalde biz de böyle dururduk. Ama biz diğer kahramanlardan farklıydık. Çünkü her zaman cebimizden çocukları korur ve onlara cebimizdeki şekerlerden verirdik.
Yazlarımız eğlenceliydi, kışlar ise biraz daha çetin geçerdi bizim için. Hava soğuk olduğu için kimse pek dışarı çıkmazdı ve herkes sobanın olduğu aynı odaya toplanırdı. Babam ve televizyondaki haber kanalları konuşurken kimse sesini çıkaramaz öylece onları dinlerdi. Ki ben çoğu zaman onları dinlemez, hayal dünyasına dalardım. Çünkü çok sıkılırdım ve o soğukta kaçabileceğim tek yer sıcak düşlerdi. Bizimkiler bana seslendiğinde çoğu zaman onları duymazdım bu yüzden beni evin kıt akıllısı olarak görürlerdi ama bilmezlerdi ki ben, düşlerimde onların ismini bile bilmediği gezegenlerde, kapısına bile dayanamayacakları şehirleri fethederdim. Küçücük cüssemle koca devleri yere sererdim. Onlar bilmezlerdi ben de bilmiyorlar diye kızmazdım onlara.
Kışın gündüzü kısaydı ama geceleri uzundu. Yataklar serilip de ışıklar kapandığında üstümüze attığımız yün yorganı başımıza kadar çekerdik. Yün yorgan düşlerimiz kadar sıcaktı. Annem hepimiz için çok güzel yün yorganlar dikmişti. İç tarafı beyaz çarşaf, ortada yün ve üstünde renkli bir kumaş dikilmiş rengârenk yorganlarımız vardı. O yorgan ile başımızı örttüğümüzde, parmağımız ile yorgana dokunur yünün arkasindaki kumaşın rengini görürdük. Bazen mavi bazen de kırmızı olurdu. O gün hangi renkte yorgan denk gelmişse hayalimizde o renge bürünürdü. Çünkü elimizdeki tek tuval o olurdu. Ben gene uzun uzun hikâyeler anlatırdım. Kardeşim ile yorgana dokunan her bir parmağımız bir başka maceranın bir sahnesini temsil ederdi. O uzun kış gecelerinde yorganın sıcaklığı ve tuvalimizdeki düşler ile mutlu saatler geçirirdik. Gülerdik, eğlenirdik, kendi mutluluklarımızın mimarı olurduk.
O kış köyümüze çok kar yağmıştı. İlk defa bu kadar çok kar görüyorduk. Kardeşim ile birlikte saatlerce karın içinde oynadık. Kardan adam yaptık, atkısıyla havucuyla, zeytin gözleriyle yani her şeyiyle tam olan bir kardan adam yapmıştık. Defalarca kez annem bizi içeri çağırmıştı da geçmemiştik içeriye. Akşamüzeri eve geldiğimizde donmak üzereydik. Ellerimiz ve ayaklarımız buz tutmuş üstümüz sırılsıklamdı. Annem, hemen elbiselerimizi çıkarıp sobanın yanına oturttu bizi. Kuru elbiseler ile sobada pişen mercimek çorbası ile içimizi ısıtmaya çalıştı. Ama gene de hasta olmaktan kurtulamadık. Gecenin ilerleyen saatlerinde ateşim çıktı. Annem ile babam sabaha kadar başımda bekledi. Sabahına hala kötü durumum devam edince hastaneye götürüp doktora göstermişler. Doktor yatması lazım deyip bir hafta hastanede yatırmış. Defalarca bilimcim gidip gelmiş. Yanımda annem, babam ve doktorlar; ben iyileşeyim diye ellerinden geleni yapmış. Beşinci gün kendime geldiğimde artık bilincim yerindeydi. Kaç gün yattığımı ya da iyileşeyim diye kaç yasin okunduğunu annemlerin anlattıklarından biliyorum. İlk kendime geldiğimde annem ile babam defalarca kez sarıldılar bana. Sayamayacağım kadar çok başımdan öptüler. Hiç görmediğim bir ilgiydi bu ve bu ilgi çok hoşuma gidiyordu. Sonraki günlerde ablam ile abilerim de ziyaretime geldiler. Her gelen daha önce göstermediği bir ilgi ve sevgi gösteriyordu ama benim gözlerim küçük kardeşimi arıyordu. Neredeydi acaba? En sevdiğim kardeşim neden abisini ziyarete gelmemişti, merak ediyordum. Anneme sordum, şaşkın şaşkın yüzüme baktı. O, cevap vermeyince babama sordum o da aynı şeyi yaptı. "Bir şey mi oldu küçük kardeşime söyleyin" dedim. Bağırdım, çağırdım kardeşimi sordum. Gene cevap gelmedi. Doktor bizimkileri alıp dışarı çıkardı. Annem ile babama bir şeyler anlattı. Annem ağlamaklı oldu, kapı aralığından görebiliyordum. Kardeşime bir şeyler oldu sanıp ben de ağlamaya başladım. Daha sonra başka bir doktor geldi yanıma oturup sohbet etti benimle. Çok nazik ve yumuşak bir sesi vardı. Kibar bir şekilde bana her şeyi tane tane anlattı. Meğer bazen çocuklar yalnız kalınca bir oyun arkadaşı olsun istermiş. Kimseyi bulamayınca da kendilerine hayali bir oyun arkadaşı yaratırlarmış. Aslında bu arkadaş yokmuş ama biz varmış gibi onu görüp onunla oyun oynarmışız. Benim de durumum buymuş. Aslında küçük kardeşim yokmuş ama hiçkimse benimle oynamıyor diye kendime hayali bir kardeş yaratmış ve onunla oyun oynamışım yıllarca. Kabullenmek istemedim. Bir süre karşı çıktım buna. Kardeşimin başına bir şey geldi de bana bu hikayeyi uyduruyorsunuz diye direttim. Ama sonrasında defalarca kez o doktorun yanına geldiğimde anladım ki gerçekten benim küçük kardeşim yokmuş. Ben yıllarca hayalimde yaşatmışım onu. Kabul etmek çok zor oldu ama kalbullendim. Şimdi bakıyorum da aradan yıllar geçti, kocaman adamlar olup evlendik. Ve teknoloji gelişip evimize daha büyük televizyonlar, akıllı telefonlar, tabletler girdi ama ben oğlum ile oturup oyun oynadığımda hala yanıma hayali kardeşimin gelip oturmasını istiyorum.






