“Geçmişte yaşadığı ülke hâlâ keşfedilmemiş mezarlarla doluydu.
Şimdi yaşadığı yerde ise herkesin kime ait olduğunu bildiği isimsizcesetlerle dolu yüzlerce gizli mezarlık vardı.” (s. 71)
Bir süre önce çenemden bir ameliyat oldum. 15 gün boyunca hayatımda çekmediğim ağrıyı çektim ve sürekli ilaç kullandım. Üç kez acillik oldum. Arkadaşlarım sağ olsunlar bakımımla ilgilendiler. Ameliyatın bu kadar zorlaması, sinir tahribi idi. Hastalık boyunca bir şeyler izleyerek zaman geçirmenin dışında yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Ve Doktor House izlemeye başladım. Uzun sezonlar, izleyecek başka bir şey arama derdi yaratmazdı sonuçta. Şimdi resmen bir Doktor House bağımlısıyım. Her boş anımda diziyi açıyorum. Bir taraftan yaşı bir hayli olan üç insanla aynı anda çalıştığım için, yaşlılığın getirdiği zorlukları da gözlemliyorum. Bu üç şey birleşince durum şuna döndü, sürekli kendimi dinliyorum, sürekli bir yerimde bir şey var mı diye düşünüyorum. Çünkü bu koca şehirde yakın birkaç arkadaşım dışında kimse yok ve ağır bir durumla karşı karşıya kalırsam bu oldukça zor olur. Ha bir yandan da evet hastaydım ve fakat 15 gün boyunca evimden hiç çıkmamak bana o kadar iyi geldi ki anlatamam. Zaten ara ara aşırı yorgun olduğum dönemlerde evde kalabilmemim tek şartı hasta olmakmış gibi gelir ve inanılmaz derecede hızlı bir şekilde kendimi hasta bulurum. O yüzden de hastalık bahanesi ya da yalanı söylemekten kaçınırım, çünkü hemen başıma gelir.
Lina Meruane’nin yazdığı Bengi De SaMatosPaixao tarafından dilimize çevrilen Bir Sinir Sistemi romanı Timaş Yayınları tarafından geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Roman tezini bir türlü tamamlayamayan, tamamlayamadığı için vicdan azabı çeken ve hastalansam da gerçek bir bahanem olsa diye Ella’nın hikayesini anlatıyor.
Ella ve El birlikte yaşıyorlar. Ella gökyüzü üzerine bir tez yazıyor. El ise bir adli tıp bilimcisi. El’in ailesine dair pek bir şey bilmiyoruz. Ella’nın babası bir doktor, annesi onun doğumu sırasında vefat etmiş, babası sonra yeniden evlenmiş, üvey annesi tarafından büyütülmüş ve ikiz kardeşleri var. İsimleri yok, haklarında pek başka detay yok, hangi ülkede olduklarına dair bir bilgi yok. Ella’nın kendi memleketinden uzak olduğunu anlıyoruz.
Elle hasta olmayı dilerken bir sabah kendisini hastalanmış şekilde bulur. El ile birlikte hastalığının ne olduğunu öğrenmeye çalışırlar. Pek çok tahlil ve test yaptırırlar. Uzaktaki doktor babası süreci telefondan durumu takip eder. Ve Ella bu hastalıkla beraber genetik mirasını düşünmeye başlar. Aile geçmişine kafa yorar, çıkarımlar yapar. Bütün bu muhasebenin içerisine yaşadığı ve doğduğu yerin tarihi de girer. Gezegen üzerine tez yazmaya çalışan akademisyen kadın bir anda yeryüzünün bütünlüğünün ve en çok da üzerimize yıkılan acı mirasının altında bulur.
“Burada işler karmakarışık,” der Baba, Ella ona hatırlattığında, “benim için fazla karışık. Gümrük, ulaşım grevi ve pazartesi günü birmimarlar derneğinin grevi, Perşembe öğretmenlerin ve sonrasında öğrencilerin, göçmenlerin, bu ülkede tecavüze uğrayan, dövülen, öldürülen yüzlerce kadının grevi vardı. Banka soygunları, yıkılan köprüler, kuraklık, siyasi karışıklıklar, yozlaşma ve utanmaz politikacılardan bahsetmiyorum bile. Ve sadece burada değil,” der Baba.“Her yerde, her ülkede böyle. Dünyanın hâlâ tek parça halinde dönmesi inanılmaz. Küresel felaketten kaç saniye uzaktayız, yarım dakika mı?” der yaralı kuş gibi çıkan sesini yükselterek. “Kıyamet saatinde son durum nedir?” Ama Ella cevap vermez, konuşamaz.” (s. 220)
Adını bilmediğimiz bir memleketin acı tarihi bize burasıyla ilgili çok şey hatırlatıyor. Cezaevlerinde kaybolanlar, yıllardır evlatlarını arayan Cumartesi Anneleri’ne bile artık tahammül edemeyenler, anayasayı yok edenler, her gün birilerinin öldürüldüğü birilerinin ise asla ceza almadığı bugün, üç tarafı denizle kaplı cennet vatanın denizlerinin buradan kaçmak için ölümü göze alan ıslak bir mezarlığa dönmesi, bir felaket sonrasında bir rakam olarak bile ölüsünü sahiplenmeyen bir iktidar altında yaşamamız… Onlardan değilsek hayatta olmamıza bile tahammül edemeyen bir sürü insan. Oy kullanırken bile gönül rahatlığıyla değil sadece onlar olmasın diye ellerimizin titrediği seçimler. Buralıyız, buralı değiliz, bizden nefret ediyorlar. Çok acayip.
Ella içine doğduğu toplumun ve büyüdüğü yerin, memleketinin de sinir sistemini ortaya koyuyor. Diktatörlük altında yıllarca yaşayan ve toplu mezarlarla dolu bir ülke. İnsan saf bencilliğiyle hayatına devam etse bile, bunca acının yaşandığı bir yerde hastalanmadan yaşamak mümkün müdür? Değil. Ella’nın aklından geçende bu, sadece aile geçmişi değil vatan geçmişi de onun içini kemiriyor. Her bir ayrıntı aklına geldiğinde hastalanmasına da ayrı nedenler buluyor. Kafasının içinde pek çok şeyi oturtması öfkelenmesine neden oluyor.
Geçmiş maalesef ki sadece geçmiş değil. Unutamadığımız bir sürü acı ve kayıpla çevrili. Kaybın yası tutuluyor evet ama acısı asla geçmiyor, insan sadece alışıyor. Dünyanın kendi düzeni içerisinde bir hastalığa yakalanıp ölmekle kendi vatanında sadece onlardan olmadığı için öldürülmek arasında çok çok büyük bir fark var. Takdiri ilahi değil, kötülük. Roman bu kötülüğü kafamıza bir kez daha çakıyor.
1970 yılında Şili’de dünyaya gelen Lina Meruane pek çok ödülü olan bir yazar ve aynı zamanda akademisyen. Amerika’da yaşıyor ve New York Üniversitesi’nde Küresel Kültürler ve Yaratıcı Yazarlık Dersleri veriyor. Bir Sinir Sistemi Romanı, okuması yazın biçimi nedeniyle de biraz zor bir roman. Yazarın bilinç altında geçmişle günümüz arasında kurduğu bağlantı ve yazma biçiminde seçtiği zaman kullanımları ile aile tarihine baktığı noktalardan kendi geçmişinize baktığınız pek çok hasar bulabileceğiniz bir roman, aslında bir yanıyla yazarın kendine bugünün parlayan analiz biçimiyle bir nevi aile dizimi yaptığını da söyleyebiliriz. Doğduğu, yaşadığı ve dünyanın politikalarını ele aldığı bölümler ise maalesef ki bugün pek çok coğrafya için geçerli. Türkiye’den bu romanı okuduğunuzda kederlenmemeniz ve sinirlenmemeniz pek mümkün değil. Bir Sinir Sistemi Romanı, maalesef ki sinir bozucu ama aynı zamanda bugünlerin romanı Türkiye’de ne zaman yazılacak diye de düşüneceğiniz bir roman.






