Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

6 Nisan 2022

Öykü

Biz

Seval Şen

Paylaş

2

0


Yapış yapış sıcak bir öğleden sonrasıydı. Kadın, karşılıklı pencereleri açarak oluşturduğu cereyanın tam ortasına, uzun dar koridora matını atıp Franny ve Zooey’i okuyordu keyifle. Yanında duran telefonun ışıklı titreşimine ofladı. Niyeti telefonu açmak değildi; ama yine de göz ucuyla kim diye baktı. Heyecandan kitap elinden kaydı, sayfaları karıştı.

“Alo,” dedi titrek bir sesle.

“Selam.”

“Selam, döndün mü?”

“Hımm döndüm, uygunsan görüşelim mi”

“Olur, aynı yerde di mi?”

“Evet, sence?”

“ Tamam; ama çıkmadan önce yapmam gereken işler var. Bir saate ancak gelebilirim. Olur mu?”

“Olur tabii, takılırım orada.”

Aceleyle harekete geçti. Eve, yokluğunu aratmayacak şekilde ayar verdi. Yemek yaptı falan. Kocasını arayıp işi çıktığını, okuldan çocuğu alıp ilgilenmesini söyledi. Bir kot, bir tişört çekti üstüne saçlarını tarayıp dişlerini nazikçe fırçaladı. Yol boyunca tüm trafik ışıklarına takıldı. “Of ! Bir saat sonra demiştim iki saat oldu neredeyse. Kızmış mıdır acaba? Yok ya sanki ilk kez mi geç kalıyorum.

Açık otoparka hızla girerken onun arabasını fark etti. Biraz ötede ağacın gölgesinde bekliyordu. Hızlı adımlarla ona doğru yaklaşırken, “Çok geç kaldım kusura bakma,” dedi.

“Yoo, geç kalmadın tam zamanında,” diye tebessüm ederek ona doğru yürüdü.

Kadın içinden, “Tam zamanın da mı? Dalga mı geçiyor?” diye düşünürken adamın yüzünde bir kızgınlık ifadesi var mı diye mimiklerine baktı. Yoktu, “Çok özledim seni!” diye sarıldı. “Ben de,” dedi adam sarmalarken. Kısa süren sarılma faslından sonra küçük bir öpücük kondurdu kadının dudağına. İskele üzerine kurulmuş açık kafeye doğru ilerlediler. En tenha masaya oturdular.

“Burası hep çok güzel püfür püfür,” dedi kadın neşeyle.

“Evet, senin varlığınla daha da güzel,” dedi.

Kızıl saçlı genç garson geldi, masayı çok da temiz görünmeyen bezle şöyle bir silerken, “Hoş geldiniz abi, hoş geldiniz yenge,” dedi.

Adamla kadın birbirlerine bakıp sırıttılar.

“Çay istiyoruz,” dedi adam sonra kadına bakıp, “başka bir şey…”

“Evet, gözleme de alalım.”

“İki de gözleme lütfen,” dedi garsona bakıp. Garson itaatkâr bir şekilde başını eğip yanlarından ayrıldı. Elleri masanın üzerinde kavuştu. Adam kadının elini avuçlarının içine aldı önce. Sonra bir eliyle tutup diğer eliyle okşamaya başladı. Gözleri gözlerinde. Adam tüm dikkatiyle kadına, “Nasılsın?” diye sordu.

“Eh işte, sen?” derken kadın ellerini masadan çekip koluna takılı lastik tokayla saçlarını topladı.

“Ben çok iyiyim. Her zaman olduğu gibi. Kızının kolu nasıl oldu? Alçısı çıktı mı?”

“Alçıyı çıkardılar çok şükür iyi. Seninkiler nasıl?”

Garson çayları bırakırken, “Gözleme birazdan hazır olacak,” dedi tebessümle.

“Benimkiler aynı. Ne yaptınız Zeynep’le, aranız düzeldi mi?”

“Yok daha kötü oldu. Artık hiç düzelmez.”

“Neden? Düzelmesini istemiyor musun?”

Kadının, yanağında hareket edip duran bir tutam saçı kulağının arkasına yavaşça sabitlemeye çalıştı.

“İstiyor muyum? Bilemiyorum; ama en son yaptığına çok bozuldum doğrusu.”

“Ne oldu en son?” dedi adam gözlerini kısarak.

“Ya, onu rüyamda gördüm, endişeyle uyandım. Nasıl olduğunu merak ettim. Tamam, saat erkendi.”

“Kaçtı?”

“Yedi. Yani uyanmış olduğunu düşündüm. Aradım birkaç kere. Açmadı.”

Garson sıcak gözlemeleri masaya koydu.

“Of, mis!” dedi kadın adamın tabağını önüne çekerken. Kesilmiş olmasına rağmen bütünden ayrılmamış olan gözleme parçalarını bıçak izlerinden ayırıp rulo yaptı, adamın önüne itti sevgiyle.

Adam “Teşekkür ederim,” dedi memnuniyetle tabağına bakıp.

“Önemli değil canım,” derken kendi tabağına yumulmuş konuşmasına devam etti sakince.

“O, telefonu açmadıkça daha çok merak edip daha çok aradım.”

“Sonra,” dedi adam, gözlemesini yerken.

“Sonra, saat dokuz gibi bana şöyle bir mesaj attı. ”

Elini peçeteyle silip ekran kilidini, parmağıyla hızlıca kaydırarak açtı ve okumaya başladı: Kargalar bokunu yemeden ne oldu da beni aradın? Bıktım artık senden, sorunlarından…

“Baksana, kin ve nefret dolu sözler di mi?”

“Evet; ama seni üzmesine izin vermemelisin, bu hakkı ona sen vermişsin.”

“Neden böyle bir hak vermiş olayım ona. Yapayalnızken o hep yanımdaydı. Beni gerçekten dinleyen tek kişiydi.”

“Evet anlatmıştın; ama o zaman için geçerliydi bu.”

“Haklısın, artık miadı dolmuş hayatımda.”

Kadın peçetelikten çıkarttığı peçeteyi adama uzattı. “Ağzında yağ var, “dedi.

Adam çok rahat bir şekilde kendisine uzatılan peçeteyi alıp ağzını silerken tabağındaki zeytinleri gösterip “Alsana, sen seversin,” dedi. Kadın, adamın tabağındaki zeytine çatalını batırmaya çalıştı zeytin kaydı. Başka bir zeytine hedeflendi o da kaydı. Gülerek, “Bu sefer olacak kararlıyım,” dedi ve zeytine çatalını sapladı.

“Her şeyi uzun uzun anlatmam seni sıkıyor mu?”

“Yok, neden sıksın?”

“Ne bileyim. Kocama bir şeyi anlatmadan önce zihnimde evirip çevirip en kısa hale getirip anlatıyordum. Buna rağmen daha cümlemi bitirmeden, hızlanmamı bir an önce sonuca gelmemi isteyen tavırlarla konuşmamı güdüyordu.”

“Hoş bir durum değil. Ben sıkılmıyorum, rahat ol. Burada seninle olmak…”

“Rahatım zaten. Biliyorsun.”

Ellerini ıslak mendille temizleyip yeniden çay istediler. Kadın çantasından çıkarttığı bayat ekmeğin bir kısmını adama uzattı. “Hadi! Martıları buraya çağıralım,” dedi neşeyle. Ekmek parçalarını kapışan martılara bakarken “ Biliyor musun, ruhumu şu martının ruhuna katıp o, olabiliyorum!” dedi.

Garson çayları tazeledi sessizce.

“Hımm.” Gözleri sevgiyle ışıldadı, ayağa kalktı. “Sana bir şey gösterecem, yanıma gel!” dedi. Kadın sandalyesini geriye itip kalktı. Adamın yanına geçti. Yan yana durup suya baktılar.

“Ne yapacağım?” dedi kadın.

“Uzağa bak!”

“Bakıyorum ne?”

“Ama flu bak, düşünmeden.”

“Peki bakıyorum. Aa! Gidiyoruz. Tren yolculuğu gibi. Daire şeklinde dolaşıyoruz. Bak! Hızlandık. Yaşasın!”

“Aslında buradayız,” dedi adam.

“Çok ilginçmiş. Başım döndü, duralım mı?

Durup, yerlerine oturdular.

Sandalyelerini suya doğru çevirip huzurla etrafa bakındılar. Hiç konuşmadan. Yüzlerini yalayıp geçen rüzgarla mest oldular. Hatta bazen rüzgâr oldular.

“Biliyor musun? Bunu seviyorum,” dedi kadın.

“Neyi?”

“Seninleyken konuşmak için sudan sebeplere gerek yok. Beni beğenir mi beğenmez mi diye kaygı yok. Sadece bedeninle değil ruhen de burada olduğunu biliyorum.”

 “Zamansız, sınırsız, mekansız bir ortamda ruhumuzun bütünlük içinde olması birbirini tamamlaması gerekir,” derken kadına kilitlenmişti ateş gibi bakan gözleriyle.

“Saf sevgi, işte bu!” dedi kadın heyecanla.

Birbirlerinin gözbebeğinden karadelik yolculuğu. Göz bebekleri bir mıknatıs gibi çekti bedenleri içine. Aynı anda aynı şeyi yaşıyorlardı. Sonsuz bir girdabın içine sünerek girdiler. Esnek bir madde gibi sarmal halde döndüler. Döndükçe sündüler. Sündükçe uzuvları bedenlerinden kopmaya başladı: Kafalar, kollar, bacaklar koptu. Gövdeleri yarıldı. Bir ışık çıktı içlerinden. Saflaştılar. Girdap, ışığı esnetemedi, parçalayamadı. Gözleri ışık oldu. Kadın heyecanla, “Gözlerindeki parıltı benim!” dedi. Işıklar çakıştı, büyüdü. Adam, “Evet biziz,” dedi.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bir Ağacı Kesmek Bir İnsan Öldürmekten..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Aaron Boehmer

17 Ocak 2026

Kütüphaneleri Kurtarmak

Trump’ın tarihin ve bilginin arşivlemesine yönelik saldırıları gayet net bir biçimde takip edilebilse de, kimi zaman gizli saklı eylemleri de yok değil. Donald Trump’ın Amerika Birleşik Devletleri’nin kültürel hafızasını kendi algısına göre şekillendirme girişimleri dur durak ..

Devamı..

İzmir'de Yaz Tatili İçin En Güzel Loka..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024