Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

15 Aralık 2016

Öykü

Buket Arbatlı • Eskisi Gibi Olabilecek miyiz Madam?

Buket Arbatlı

Paylaş

30

0


Balkon bire iki metre, yuvarlak bir masa ve iki sandalye zor sığıyor. Yine de çiçek konusunda ısrar ediyorum. Çok istiyorsan alt kata geçelim, bahçesi var, dedi Korhan. Alt daireler karanlık ve daha küçük. Beni kızdırmak için söylediğini biliyorum. Aldırmadım, sardunya ve ortanca aldım, bir de adını bilmediğim bir bitki. Ufacık yere bir de bunları aldı, dedi, çiçekleri balkondaki masaya bırakırken. Ah kadınlar. Akşam şirkettekilerle buluşacakmış. Gündüzleri yetmiyor anlaşılan.

Sandalyeye oturdum. Hava daha geç kararıyor artık. Ev birinci katta ama kot farkı nedeniyle aşağı sokaktaki evlerin son katlarına denk geliyor. Bahçe büyük değil, duvar boyunca uzanan güller ve beton zeminin ortasında baharda tüylü pembe çiçekler açan bir ağaç, bir de insanı şaşırtan uzun bir palmiye. Ağacı görür görmez, küçük ve eski olduğu halde evi tutmaya karar verdim. Taşındığımız gün kapıcı, Tek Müslüman biziz abi, diye fısıldadı Korhan’a. Şehla gözünün teki merdivenlerden her an inebilecek ev sahibini kollar gibiydi. Karıkoca birbirimize baktık.

Zaman Apartmanı devasa bir bina, Kurtuluş’un Osmanbey’e yakın tarafında, ki bu oturanlar için övünç kaynağı. Apartmanın büyük bölümünde ev sahibinin çocukları oturuyor. Kiracıların en yenisinin bile çocuğu burada doğmuş, evlenip gitmiş. Taşınalı beş yıl oldu. Ailedeniz artık, ilk günlerdeki ilgi kalmadı. Ama şimdi bir bebek geliyor, ev sahibi bile heyecanlandı, kocaman eliyle başımı okşadı. Doğuma az kaldı, aylardan nisan ve devamlı yağmur yağıyor. Hamileliğin son zamanları, bir türlü uyuyamıyorum. Korhan epeydir misafir odasında yatıyor. Bahçenin küçük sarı lambası yandı. Yaz gelmeden alt kata birileri gelse.

Annemin ara sıra gelip kaldığı küçük odayı boşaltıp şeker renkli mobilyalarla doldurduğumuz, ayıcıklı perdeler astığımız sırada, kapıcı evin önündeki park demirlerini kaldırdı, büyükçe bir kamyonet geldi. Arkasından mavi bir araba. Arabanın içinden görünen dalga dalga sarı saçlar. Alt kata Madam Ani taşınıyormuş. Vay vay, dedi Korhan, bahçeye döşenen suni çime, üzerindeki şezlong ve şemsiyeye bakarak, sefa ehli biri geliyor. Şemsiyenin kollarından birine rengârenk bir kadife papağan kondurdular. Balkon demirinden eğildim, Bir şeye ihtiyacınız varsa çekinmeyin, dedim. Temizlikçi kadın gülümseyerek başını salladı. Taşınmak zor, biliyorum, çay ve kraker gönderdim.

Çaydanlık ve tabakla dönen kapıcı, Abla çok bulaşmaya gelmez. Kadın dost hayatı yaşıyor, dedi.

[caption id="attachment_22477" align="alignright" width="287"]buketarbatlidesen Desen: Muhammet Şengöz[/caption]

Dost hayatı yaşayan Madam Ani, Korhan’ın yeni eğlencesi. Sabah akşam onunla ilgili neler neler anlatıyor. Kadın salonda kanepede üzerinde saten sabahlık ve tüylü terliklerle uzanıp çay içiyor bir sahnede. Sehpada küllükte yanan bir sigara. Evde iç gıcıklayıcı bir koku bırakan Gitanes. Zira sesini duymuş, boru gibiymiş, sigara içtiği kesin. Havanın ısınmasını, şezlonga uzanmış, kara gözlüklü, kocaman şapkasıyla Madam Ani’yi görmeyi bekliyordu hevesle. Yatak odasının kırmızı ışığında, tuvalet masasında oturmuş, saçlarını dalgın tarayan bir sahne de vardı. Aylardır doğru düzgün sevişemediğimizden bu hali, diye düşünüyordum. Meğer apartman Madam’la çalkalanıyormuş.

Oyun gecesinde herkes eteğindekileri döktü. Madam Ani ev sahibimizin eski aftosuydu belki. Afto da ne, dedi Korhan. Kaçın kurası komşular bıyık altından güldü. Çocuklar karşı çıkmış, karısı hâlâ dargınmış. Belki bir arkadaşını kıramamıştı ev sahibi. Her kiracıdan neredeyse temiz kâğıdı istemeye kalkan Mösyö, evi öyle bir kadına nasıl kiralasın değil mi? Bahçeyi o kadar süsleyeceğine eve biraz baksa ya, temizlikçi kadın çat diye kapamış kapıcının suratına, utanıyor besbelli, Allah korusun, apartmanı fare basacak, diyor kadınlar. Bebek odasında dolaşan fare görüntüsü içimi bulandırıyor. Kahvesinden bir yudum aldıktan sonra, Kadının arkadan endamını gördünüz mü, diyordu altı numarada oturan sadekâr, sanırsın on yedisinde bir genç kız. Ama ya yüzünü dönünce, diye tamamlıyordu karısı. Sabah akşam o konuşuldu bir süre. Her yeni gelen zamanla soluyordu, Madam mesafesini korudu, dilimizden silindi.

Balkonda oturmuş bahçeye bakarken papağanın rüzgârla tek başına sallanışına baktım, hüzünlendirdi beni. Yaz renklerine sahip, birazdan yana doğru iki adım atacağını sanıyor insan ama düğme gözlerinde bir şeyler var. Bahçeyi bu kadar süsleyip bir daha adımını atmayan sahibinin ruh halini yansıtır gibi. Bahçe duvarında uzanmış Simba, tek gözüyle papağanı kesiyor. Boğazımda bir şey düğümlendi. Bebek doğunca Simba’yı Korhan’ın ablasına vereceğiz. Son karar bu. Ona her bakışımda gözlerim doluyor. Bahçe zeminine kırmızı bir kare düştü. Madam yatak odasının ışığını yakmış. Kahveye çağırsam gelir mi. Kimseye gitmiyor, biliyorum. Ah bu müdanasız ve yalnız hali.

Madam’ın yüzünü yakından görüşüm hiç de iyi bir vesileyle olmadı. İnsanı yumuşacık saran bir ikindiydi. Sardunyanın saksısını değiştirmeye karar verdim. Serada toprağa ilacı basıyorlar. Bir iki hafta sonra çiçekler boynunu büküyor. Korhan, Bekle beni, koca karnınla uğraşma, dedi. Bir saat, iki saat geldiği yok. Kızım yap kendi işini, dedim. Masanın üstüne gazete yaydım, üstüne saksıları, toprağı koydum. Koyu kırmızı çiçekler öyle güzeller ki. Bıçak yardımıyla toprakla saksı arasını rahatlattım. Aynı hatta birkaç kez gidip geldim. Olmuştur artık, deyip ters çevirdim saksıyı, beklediğimden ağır. Salladım salladım, dibi sırf kök olmuş saksıyı bırakmıyor. Kökleri kırmaktan korkuyorum bir yandan. Nasıl oldu bilmiyorum, çiçek dibinde yapışık toprağıyla elimden fırladı, aşağıya düştü. Elimde saksıyla kalakaldım. Aşağıya baktığımda yüreğim ağzıma geldi. Sardunya kan kırmızı çiçekleriyle Madam’ın masasının üstüne yayılmış. Küçük bir öbek ortadaki vazonun ağzında yığılı. Toprak mezelerin üstünü örtmüş. Madam gürültüye mi, üst kattan yağan da ne, diye mi dışarı çıkmıştı bilmiyorum. Göz göze geldik. Yüzüm yanıyor, bebeğin kalp atışlarını bile hissediyordum. Bana bakışı bir saniye sürdü, sonra masaya bakakaldı. Yardımcı kız içeriden geldi ve bir çığlık attı.

“Çok, çok özür dilerim, fırlayıverdi inanın. Tuşba’dan ne isterseniz ısmarlayayım, hemen,” dedim.

“Rica ederim, gerek yok. Ayarlarız bir şeyler,” diye mırıldandı.

“Olmaz,” diye bağırdım. Tuşba’daki neredeyse tüm soğukları ısmarladım. Servis tabaklarını alıp aşağıya indim. Sanıyorum ki Madam hâlâ masaya bakıyor. Merdivende karşılaştığım bey taşıdığı torbaları tek bileğine taktı, tabakların birkaçını aldı. Kapının açılmasını beklerken üst katta oturduğumu ve biraz önceki marifetimi anlattım. Gülümsedi, Madam yıkılmıştır, dedi. Ağlayabilirdim her an.

Kapı açıldı. Madam kapının sarı ışığında üzerinde kırmızı ipek gömleği, siyah topuklu terlikleriyle bir diva. Bense ıslak gözlerimle bir harabeydim.

“Yavrum, gerek yok bu telaşlara, rica ederim üzmeyin kendinizi,” dedi. Saçlarını yana alıp adamın elinden torbaları aldı.

Tabakları da aldı, geri götürme derdinden kurtarmak için, yoksa gereğinden fazla tabak varmış evde. İçeri davet etmedi ama. Tırabzana tutunarak merdivenden çıktım. Korhan hâlâ yoktu ortada. Balkonda ışığı açmadan oturdum. Aşağıda zil çaldı, yemekler masaya taşındı. Kız rakı, su ve buz getirdi. Küçük mangal hoş bir kızıllık ve koku salıyor bahçeye. Yaşadıklarım iştah falan bırakmadı. İçine limon dilimlerini doldurduğum sürahiyi masaya koydum. Bileklerim şişmiş, tabureye uzattım.

Aşağıdan ağır bir müzik yayılıyor. Buzlar tıkırdadı, ne zamandır içki içmiyorum, doğurduğum gece içeceğim yeminle. Limonlu suyumdan bir yudum aldım.

Sesler dağılıyor, sözcükler harflere dönüşüyor bana gelinceye dek. Davet etselerdi, anlatacak ne çok şeyim vardı. Soracak sorum da. Kaç yıldır beraberler, nasıl oldu bu ilişki, beyefendinin çocuğu var mı, evdekiler ne kadar zamandır bilmiyormuş gibi yapar. Madam’ın oğlu varmış. Ses çıkarmaz mı bu duruma. Yaşadığımız yer malum. Apartmanın diline düşersin. Ama sormazdım elbette. O zaman ben anlatırdım. Korhan neden eve gelmiyor. Şirkette işler mesai saatinde bitmez miydi eskiden. Sonra birden cuma yemekleri, sazlı sözlü. Belin ağrıyor güzelim, yoksa seni de götürürdüm. Dönüşte beni televizyondaki aptal filmleri gözlerimde yaşlarla izlerken buluyor, gülüyor. Sigara kokusundan midem bulanıyor, başımdan öperken.

Davet etmediler. Madam’ın boğuk sesini duyuyorum ara ara. Kulağım koridordaki telefonda. Her an çalabilir, Korhan’dır arayan, yarınki duruşmalara yetişecek dosyalardan söz edecektir.

Birden müzik sustu. Buzlar tekrar tıkırdadı. Terlik seslerini bekledim, içeri giden. Simba bahçe duvarından bir gölge gibi geçti. Balkona zıpladı. Ayakucumda durup bana baktı, gideceğini hissediyor, biliyorum, gözlerini kısıp bakıyor bana, bir haine. Tabureye sıçrayıp ayak parmaklarımı yaladı. Uzanıp sırtını okşamak istiyorum, olmuyor. O da karnıma çıkmayacağını biliyor. Yere atlayıp salınarak içeri gitti.

“Dayanamıyorum artık buna.”

“Ani yavrum, nereden çıktı bu?”

Gecenin sesleri durmuş, konuşulanlar anlaşılıyor artık. Yutkundum.

“Bunca sene her şey yarım.”

Çatalla tabağın kenarına vuruldu bir süre, tık tık. Cevapsız kaldı Madam.

Bekliyorduk, hazırız sanıyorduk, değilmişiz. Bebek doğdu, dünyamızı cehennemle cennet arasında salınan bir yaya dönüştürdü. Simba günlerdir dolabın üstünde. Korhan mastır yapmaya karar verdi, haftanın üç gecesi derse gidiyor. Annelik, içimde her an bir şey olacak kaygısı. Sanki hayati bir şeyi yapmayı unutmuşum, aniden hatırlıyorum ve artık çok geç. Yanımda uyuyan bebeğime bakıyorum, o kadar güzel ki. Biliyorum, birden gözlerini açacak ve saatlerce ağlayacak. Bu ailede çocuk isteyen bendim, yine de gözlerimden yaşlar dökülüyor.

Sonbahar bittiğinde, gaz sancıları da bitti, bebek tepesinde dönen mavi kayıkların altında, tombul ve mutlu uyuyor. Balkonda çiçeklere naylon giydirirken Madam aklıma geldi. Sahi ne yapıyor. Bebekle boğuşurken onu unutmuşum. Suni çim duruyor ama öbür eşyalarla papağan kaldırılmış. Kapıcının zilini çaldım, hemen geldi.

“Madam adaya mı gitti?”

“Onda o para ne arasın abla?”

Madam’ın oğlu gelmiş, eve yerleşmiş. Beyefendiyi de parasını da istemeyiz, diye haber göndermiş. Bakkala, markete borç yığılmış, hizmetçi kızın parasını zor denkleştiriyorlarmış. Bu yaştan sonra ütü mü yapacağım, diye bağırmış Madam. Oğlan alt sokaktaki meyhanede kumar oynatıyor, diye duymuşlar, günahı söyleyenlerin boynuna. Ev sahibi duymasın, evden atar maazallah, diye fısıldadı gözü merdivenlerde. Neler olmuş. Korhan biliyor mu.

Aşağıya indim. Zili çalmadım, kapıyı tıklattım. İçeriden ses gelmiyordu, geri döndüm. Merdivendeyken açıldı kapı. Madam siyah sabahlığıyla duruyor. Beyazı çıkmış saçlarını tepesinde toplamış. Ufak topuzu şaşırttı beni, o kadar saç nereye gitmiş. Daha da zayıflamış sanki. Arkadan gelen ışıkta öyle kırılgan görünüyor ki.

“Kahveye gelmez misiniz Madam? Bebeği de görürsünüz.”

Ensesini tuttu. İnce bileği, parmakları şeffaf beyaz. İçeriden ağır bir koku geliyor, sigara, içki ve havasızlığın kokusu. Elini cebine soktu, yumruk yaptı.

“Bu halde çıkmayayım. Bir dahaki sefere, mersi yavrum,” dedi.

Oysa hâlâ anlatacak çok şeyim var. Simba yok, onu görmeye gittiğimde dolabın üstünden inmiyor. Korhan bebeği kucağına alamıyor, kırılacak gibi geliyormuş. Bebeğimin dişi çıktı, mememi ısırdığı için emzirmeyi bıraktım. Yavaş yavaş iş arasam iyi olacak. Tabii bir de bakıcı. Korhan’la sevişmeyeli nerdeyse bir yıl oldu. Vücudum sekse dair her şeyi unuttu. Uyandıran yok. Eskisi gibi olabilecek miyiz Madam?

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Konuşma Dilini Nasıl ÖğreneceğizÖmer Kaya
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Şevval Tufan

24 Kasım 2025

Bir Çocuğun Sessiz Mücadelesi: Jean-Ph..

Bu anlatı, modern dünyanın çocukları tek tip başarı anlayışıyla sıkıştırdığını gözler önüne seriyor.Jean-Philippe Arrou-Vignod’un Günışığı Kitaplığı tarafından yayımlanan romanı Babamın Köyünde, modern toplumda..

Devamı..

Hayaller ve Kırıklıkları

B. Y. Genç

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024