Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

10 Ekim 2024

Kültür Sanat

Cansu Canseven: “Editörlük Zor Zanaat yirmi yıl sonra da yayıncılık tarihi açısından dönemin sektörüne dair arşiv niteliği taşıyacak.”

Semih Gümüş

Paylaş

4

1


Bu sektörün en kilit isimlerinin başında geliyor editörler, neden bu kadar çokken hiç yoklar?

Notos Kitap yayıncılık dünyamızı yakından ilgilendirecek bir kitap yayımladı. Editörlük Zor Zanaat, Cansu Canseven'in yayıncılık dünyamızın önde gelen editörleriyle yaptığı söyleşilerden oluşuyor. Bu söyleşilerde öyle düşünceler, bilgiler, öneriler var ki, editörlerin, yazarların, yayıncıların ve okurların ilgisiz kalması olanaksız. Bir kitabın yayına hazırlanmasındaki güçlüklerin neler olduğundan hangi sözcüklerin doğru, hangilerinin yanlış olduğuna, noktalama işaretleriyle ilgili tartışmalara varıncaya dek akla gelen ya da gelmeyen ayrıntılar üstüne ilginç bilgiler. Her zaman başucunda tutulacak bir kılavuz. Cansu Canseven'e hazıadığı bu çok önemli kitap üstüne bazı sorular sorduk.

Semih Gümüş: Notos Kitap tarafından yayımlanan Editörlük Zor Zanaat on bir editörle yaptığın söyleşilerden oluşuyor. Böyle bir kitabı hazırlamaktaki çıkış noktan/fikrin neydi?

Cansu Canseven: Bu fikir kafamda oluşmaya başladığında ben bir telif ajansında kurmaca kitaplardan sorumlu ajan olarak çalışıyordum, haliyle Türkiye’de kurmaca yayımlayan neredeyse her yayınevinin editörüyle bir şekilde yolum kesişti, yazıştım, görüştüm, telefonla konuştum. Onların neler istediğini duydum, nerelerde hayal kırıklığına uğradıklarını öğrendim. Bazıları çok yakın arkadaşım oldu, kimileri bana yol gösterdi, kimisinin derdini birçoğunun başarısını gördüm. Ama ben onları bu kadar içeriden görürken yakın çevremdeki sektörden olmayan ama okuyan, yazan, çizen dostlarımın editörlere dair hiçbir fikirleri olmadığını, benim çok sevdiğim editörlerin adını hiç duymadıklarını fark edince bir ışık yandı aklımda: Bu sektörün en kilit isimlerinin başında geliyor editörler, neden bu kadar çokken hiç yoklar? Bunun sebeplerinden biri elbette ki metinlerdeki görünmezlikleri, bu çok anlaşılır. Ama daha önemli bir başka sebebi de editörlerin, editörlüklerini anlatmaması, bunu dile getirmemesiydi, bu da anlaşılır aslında. Çünkü o kadar işin gücün arasında bir de bununla mı uğraşacaklardı? Ama uğraşmalıydık, uğraştık, çok da güzel oldu.

İsimleri belirlemek tabii kolay olmadı, bu liste asla tam değil, birilerini unutmuş, atlamış olabiliriz diye hep endişe duydum ama mevcut listedeki isimlerle konuşmak istediğim pek çok farklı meseleyi, edebiyat türünü, bu işin üretim aşamasını, yerli edebiyatı, ayrı ayrı kurmaca ve kurmaca dışı metinleri, İstanbul’u olduğu kadar olmasa da İzmir’i ve Ankara’yı, yeni kuşak editör adaylarını, farklı yayınevlerinin farklı stratejilerini, dilsel tercihleri, metinlerdeki müdahale sınırlarını vb. masaya yatırdık; bu çeşitliliği sağlayacak editörleri aradım ve buldum diyebilirim. Ama daha soracak çok sorumuzun ve konuşacak çok editörümüzün olduğunu da söylemeliyim. Her editör için uzun bir araştırma, okuma, soru hazırlama sürecim oldu tabii, soruların çoğu editörün kendi çalışma alanına, yayınevine, deneyimlerine göre şekillendi, birkaçı da tüm editörler için aynı kaldı ki bu sayede aynı soruya verilecek farklı yanıtları da değerlendirme fırsatımız oldu. Okurların da bu değerlendirmelerini heyecanla bekliyorum.

editörlük zor zanaat cansu canseven notos kitap

SG: Özellikle büyük yayınevlerinde editörlerin yeri öncelikli olmuyor. Sözgelimi pazarlama bölümlerinin sorumluları editörlerden önemli oluyor. Oysa kitapların ortaya çıkmasını editörler sağlıyor. Sence burada bir çelişki var mı?

CC: Olmuyor ne yazık ki hocam, çok haklısınız. Çünkü satış ve pazarlama ekibi bu kitapların vitrine konmasını, görünür olmasını, satışa çıkmasını ve haliyle okura ulaşmasını mümkün kılacak adımlar atacak ekip; işleri hem çok kıymetli hem de çok zor. Ona diyecek bir lafım yok fakat işin sonunda o kitabı muhtemelen yayımlanması için seçen ya da yazarı bulan, anlaşmayı sağlayan, belki onlarca müsveddeden sonra metnin bir kitaba dönüşmesi için çaba veren editörün emeği göz ardı edilerek başarılı kitap satışının alkışlarının pazarlama ekibine, satmayan kitabın faturasının editöre kesilmesini doğru bulmuyorum. Bu işin ticari boyutunu anlıyorum, kabul ediyorum ama bu ticaretin zanaatkârının editör olduğunu da hatırlatmak istiyorum, her daim.

SG: Peki bizim yayıncılık dünyamızda editörlük ya da kitapların yayına hazırlanmasıyla ilgili yayınların hemen hemen hiç olmadığı görülüyor. Bunun nedeni nedir? Yayıncılık dünyamız bu sorunlar üstüne düşünmüyor mu?

CC: Düşmüyor, düşünmüyor. Büyük yazarların, çoksatan yazarların kitaplarının son okumadan geçmediğine, bir editörlük görmediğine o kadar çok şahit oldum ki. Hatta bundan şikâyet edip son okumasını kendi yapan yazar bile tanıdım. Yayınevlerine en çok para kazandıran yazarlardan bahsediyorum. Editörlük Zor Zanaat’te de geçiyor, bazı yayıncılar için kitabın nasıl ve ne zaman yayına hazırlandığı önemli değil bir noktada, kitabın –hemen– basılması ve satması mühim. Biz metin üzerinde kılı kırk yararken büyük patronlar kârı hesaplıyor. Elbette istisnalar var, çeviri ve editörlük süreçlerini layıkıyla yürüten yayıncılar var, ancak işin mutfağına dair kitaplar ve yayınlar yine de odağın dışında kalıyor, böyle bir liste oluşturmayı henüz kârlı görmüyor da olabilirler.

cansu canseven editörlük zor zanaat notos kitap

SG: “Bir toplumun ne okuyacağına karar veren kültür elçileri” olarak tanımlıyorsun editörleri, aslında sorumluluğu ne kadar yüksek bir meslek. Peki editörlük payesi hâlâ ilgi çekici mi sence? Gençler editörlüğe ve genel olarak yayıncılığa ilgi gösteriyor mu?

CC: Kesinlikle öyle hocam. Her yayınevinin ilgili editörleri bir sonraki yılın yayın programı için katalog tarıyor, kitap seçiyor, ona göre bir liste belirliyor ve tanımdaki gibi de toplumun okuma listesini de hazırlamış oluyor. Çok fazla yayınevi olduğu düşünülünce belki bu sorumluluğun bu kadar büyük olduğu anlaşılmıyor. Bence hâlâ ilgi çekiyor editörlük; yeni tanıştığım insanlara mesleğimi anlattığımda gözlerinin parladığını görüyorum. Birkaç kez üniversite gençleriyle buluşma fırsatım da oldu, onların heyecanını gelen sorulardan görüyorum. Ancak bu heyecanı diri tutamıyoruz artık, buna ekonomi izin vermiyor bana kalırsa. Eskiden yayınevlerine gidip karın tokluğuna günlerini geçiren çok sayıda stajyer ya da genel anlamda meraklılar olurdu. Ben de çok yaptım, hiç para almadan çalıştığım yayınevleri ve gazeteler oldu üniversite zamanında. Ama şimdi, bunu gençlerden beklemek de istemek de mümkün olmuyor, zaten haksızlık. Genel anlamda eskisi gibi bir staj kültüründen de bahsedemiyoruz bu bağlamda; gençler kitaba hâlâ meraklı olsa da bunun farklı platformlardaki üretimlerinin bir parçası olmayı daha çok tercih ediyorlar diye düşünüyorum. Yine de e-posta kutularımıza gelen pek çok çevirmen ve editör başvurularının varlığı sevindirici, umut var yani.

SG: Editörlük Zor Zanaat çok önemli bir boşluğu dolduracak. Editörlerin elinin altında yazım kılavuzları ve sözlükler bulunur ya, belki bu kitap da editörlerin ve yayıncıların başucu kitabı, el kitabı gibi olacak. Sen ne dersin?

CC: Çok teşekkür ediyorum hocam, bu yorumu sizden almak çok kıymetli benim için. İçerik olarak okurlara tanımların sunulduğu, yol haritasının çizildiği, okuma listelerinin paylaşıldığı bir kitap oldu Editörlük Zor Zanaat. Türkçenin sınırlarını konuştuk, dilbilgisel ve sözcüksel tercihleri sorduk, editörlerin cümle kullanımlarını onların istediği biçimde koruduk, bu haliyle kendi başına bir yazım kılavuzu işlevi bile görebilir. İçerik olarak kitabın yayımlanmak üzere seçiminden arka kapağının yazımına, kapak tasarımına, çevirmen ve yazarla işbirliğine kadar yayıncılığa dair pek çok meseleyi tartıştık. Bundan yirmi yıl sonra da bu kitap, yayıncılık tarihi açısından akademiye ve araştırmacılara dönemin sektörüne dair arşiv niteliği de taşıyacak. Bütün bunları düşününce bir kerede okunacak bir kitap gibi görmüyorum Editörlük Zor Zanaat’ı, dediğiniz gibi okurun çalışma masasının üzerinde duracak ve okur, “A, bu konuda ne demişti?”, “B neyi önermişti?”, “C’nin tercihi hangisiydi?” diye sorup aklındaki sorulara yanıt bulacak diye düşünüyorum; her zaman el altında tutulabilecek bir cep atölye gibi belki de.

YORUMLAR

Selahattin Özpalabıyıklar

Hakkım olan avansı --üstelik de ayın 25'i olmuşken-- istediğimde, muhasebecimiz "Sen [= editör olarak ben] zaten ne yapıyorsun ki!" demişti de "Ben bir şey yapmıyorsam sen neyin muhasebesini tutuyorsun!" diye cevap vermiştim. Semih'in "pazarlama bölümlerinin sorumluları editörlerden önemli oluyor" sözü bunu hatırlattı. Bu vesileyle Semih'e de editörlerin görünürlüğünü artırma yolunda harcadığı çabalar için tekrar teşekkürler.

11 Ekim 2024

Öne Çıkanlar

“Mario” ve “The Sims” Müziklerini Dinl..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adalet Çavdar

9 Ekim 2025

Denizin Canavarları: Kendi İzini Doğad..

İzlediğimiz sayısız bilim kurgu filmini düşünün; dünyanın sonu geldiğinde birileri her zaman ortaya çıkar ve kalan dünyayı kurtarır, evren bir şekilde yoluna devam eder. Denizin Canavarları, 1741'de Bering Boğazı'nda, buzlu sulara doğru ağır ağır yüzen b..

Devamı..

Kız Kulesi'nden Prens Adalarına Kalp K..

Nagehan Denk

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024