Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

27 Mayıs 2022

Sanat

Çemberin Dışında Kalmış Bir Sanatçı; Vivian Maier

Özdemir Toprak

Paylaş

0

0


Maier bilinmek istememiş. Hiçbir mecraya fotoğraflarını yollamamış. Hepsinden öte kendisi bile negatiflerini yıkatıp ne çektiğine bakmamış.

Kafka ölmeden önce Max Brood’dan yazdıklarını yakmasını istemiş. Neden? Belki de son yazdıklarının tamamlanmamış olması içindeki müşkülpesentliğe ters düşüyordu. Kafka, ölmeden önce hiçbir eseri yayımlanmamış bir yazar değildi. Hatta bilinen bir isimdi. Belki de bunun getirdiği bir ağırlıktan dolayı yarım eserlerinin yayımlanmasını istemedi. Bu noktada Kafka’nın bunu gerçekten isteyip istemediğini ya da bu konudaki samimiyetini tam olarak bilemeyiz ama gerçek şu ki Kafka her daim yayınlamak için yazmıştı.

Peki Salinger? Sadece dört kitabı yayımlandıktan sonra yayınlanmamayı tercih etmiş ve uzun ömrü hayatı boyunca bunu korumuş biriydi. Yazıya yazarlardan devam ediyorum ama ileride değineceğim kişi tamamen farklı bir alandan olacak. Salinger’ın bu mukavemeti gerçekten takdire şayan. Gelen tepkiler, aşırı ilgi, onu, kabuğuna çekilmeye itmiş. Münzevi ve mütevazı bir hayat yaşamayı tercih etmiş. Küçük bir kasabada, merkezine uzak, sessiz bir evde uzunca bir ömür sürmüş. Bu sürede ne gariptir ki popülerliği azalacakken, gizem oluşturmasından kaynaklı olsa gerek azalmak yerine artmış. Yayınlanmış kitapları okunmaya devam etmiş. Araştırmacılar, gazeteciler ya da hayranları gizlice ne yaptığını izlemeye çalışmış. En önemlisi de yazmaya devam edip etmediği merak edilmiş. Ölümünden sonra hayatına dair yapılan belgeselde, yayınlanmasına izin verdiği kitap isimleri ve hangi tarihlerde yayınlanacağına dair bir listenin olduğu ileri sürüldü. O tarihleri özellikle bekledim ama maalesef hiçbir yeni eseri yayımlanmadı.

Salinger ve Kafka yaşadıkları dönemde saygınlık kazanmış isimlerdi. Peki ya birçok ressam? Yaşadıkları dönemde sefil bir hayat süren, eserleri ucuz paralara satılan kim bilir kaç ressam vardır. Hâlâ nefes alıp ürettikleri zamanlarda onların sefil bir hayat sürmesinden en çok sorumlu olan burjuva kesim, sonraki yıllarda eserlerini astronomik paralara satın almışlar ve almaya devam ediyorlar, diye düşünmekten kendimi alamam hiçbir zaman. Gerçek sanatseverler ise o eserlerin reprodüksiyonu ya da yapbozlarıyla yetinmek zorunda kalıyorlar. Kapitalist dünyanın oluşturduğu acımasız adaletsiz yapı.

Bütün bu yazdıklarımın ışığında, belki de beni bu metni yazmaya iten asıl isme gelmek istiyorum. Vivian Maier. Eğer yazıyı buraya kadar okuyanınız var ise bu ismi ilk defa duymuş olabilir. Önceden biliyorsanız da gözlerinizin parladığına eminim. Bence kesinlikle sanat dünyasının karşılaştığı en farklı isim olma yolunda en öndedir. John Maloof, şans eseri onun çektiği fotoğrafların negatiflerinin bulunduğu sandığı bir müzayedede en yüksek fiyatı verip almasaydı, en önemlisi o negatiflere baktığında farklılığını, sanatını fark etmeseydi, Maier ismini asla duymayacak, çektiği harika fotoğrafları göremeyecektik.

Finding Vivian Maier belgeselini izlemeden önce çektiği birkaç fotoğrafı görüp çok beğenmiştim. Ardından belgeselini izledim. Nasıl bir hayat sürdüğünü görünce şaşkınlıkla beraber, onun bu tavrına tutulmaktan kendimi nasıl alabilirdim ki. Düşünün, yazar yazdığı eseri yayımlamadığı gibi asla okumadan bir kenara koyuyor, bir müzisyen, bestelediği bir eseri kaydediyor ve hiç dinlemeden öylece bırakıyor, bu tarz örnekler her sanat dalıyla ilişkilendirilebilir elbet. İşte Maier de çektiği fotoğrafların filmlerini asla yıkatmamış. Hepsini sadece istiflemiş. Odasının duvarında çektiği bir fotoğraf bile asılı değilmiş. Ne garip. Nasıl bir düşünce yapısı ya da bakış açısı olduğunu çözmek mümkün değil. Bununla birlikte Maier, geçimini dadılık yaparak sağlamış. Evet, hayatı boyunca para kazandığı mesleği dadılıkmış.

Belgeselde yanında çalıştığı ya da dadılık yaptığı kişilerle konuşmuşlar. Kişiliği hakkında çeşitli bilgiler veren bu insanlar, onun makinesini boynundan hiç çıkarmadığından da bahsediyorlar. Evet, Maier, mahremiyetine çok düşkünmüş. Kaldığı odaya girilmesini hiç istemezmiş ama ne olursa olsun yanlarında çalışan ve makinesini boynundan hiç çıkarmayan bu kişinin ne çektiğini hiç mi merak etmez, şaşılır doğrusu. Üstüne bir de böyle sanatsal bir yönünün olduğunu bilmiyorduk gibi söylemlerde bulunmakla birlikte, onun uslanmaz bir istifçi olduğu konusunda eleştirip yakınıyorlar. Dolayısıyla bu kişilerin birer sanatsız olduğunu anlayabiliyorsun. Belki de Maier, ne yapmaya çalıştığını irdelememeleri için o anlayıştaki kişilerin yanında çalışmayı tercih etti.

Maier bilinmek istememiş. Hiçbir mecraya fotoğraflarını yollamamış. Hepsinden öte kendisi bile negatiflerini yıkatıp ne çektiğine bakmamış. Sanırım bu noktada yönetmenin sorduğu soruyu tekrarlamanın tam sırası; “Sanatsal olarak bu kadar üretkenken nasıl olur da hiçbir şey paylaşmazsın ki?” Nasıl bir iradeye sahiptin ki bu kadar iradeli durabildin? Gerçekten cevabını asla veremeyeceğimiz bir soru olduğu kesin gibi duruyor. Bunun yanında dadılığını yaptığı kişilerden biri de şu sözleri sarf etmiş; “Viv mağduriyeti kabullenmiş biriydi. Tam bir dadı gibiydi.” Kim bilir belki o da Oğuz Atay’ın tutunamayanlarından biriydi. Ki Oğuz Atay da yaşadığı dönemde kitaplarının ikinci baskısını görememiş ve okuyucuya, “Ey okuyucu, ben buradayım, sen neredesin?” diye seslenmiş. Yakın tarihte ise oldukça popüler olmuş, kitapları art arda tekrar baskılar yapmış, okuyucular, romanlarından alıntıları paylaşma yarışına girmişlerdi. Ne oldu? Oğuz Atay’ın hakkını teslim mi etmiş olduk? Ya da şans eseri fotoğrafları bulunan Maier’in hakkı teslim edilmiş mi oluyor? Hep yaşadığın dönemde değer görmüyorsan, öldükten sonra göklere çıkarılmanın bir önemi yok, diye düşünürüm. Belki haksızım. Haksız olduğumu düşünen çok kişi olacaktır ama bu gerçeği söylediğim gerçeğini değiştirmeyecektir. Elbet bu noktada Maier için bunu söylemem doğru olmayabilir. Yaşadığı hayat, fotoğraflarını yayınlamamak kendi tercihi olabilir. Bu konudaki asıl düşünceleri ya da hissettiklerini tam olarak bilemeyeceğiz ama öldükten sonra kıymete binen o kadar çok sanatçı var ki söylediğim söz asla havada kalmaz. Ve eminim ki gerçekten harika eserler üretmiş ama asla paylaşmak istememiş ve eserleri onlarla birlikte yok olup gitmiş sayısız sanatçı olmuştur. Hele ki günümüzde yayınlanma heveslisi binlerce kişi varken, utancından dışarıdan seyretmekle yetinen kişi sayısı kim bilir ne kadar çoktur. Ya da tersine azdır. Bilemem. Evet, bu ihtimal daha baskın geldi. Nitekim bu noktada yazdıklarımla paradoks yarattığımın farkındayım. Bunun en büyük ispatı da okuduğunuz bu yazıyı yayımlamış olmam değil mi?

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Burgess’in Bir Romanı: Bir Elin Sesi VarMurat Erdin
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Nedim Dertli

15 Mart 2026

Jafar Panahi ve Görünmez Kaza

Görünmez Kaza izlenimciliği duyguları telkin etmeden perdeye taşıyan sosyo-politik bir filmdir.Panahi’nin 2025 yapımı Yek Tasadof-e Sadeh (Görünmez Kaza) yirmi yıllık sistematik kuşatılmışlık ve diri tutan bir metanetin deyim yerindeyse estetik bir infilakıdır. Yönetmen ..

Devamı..

Ona İyi Bak Üstüne

İsmet Balkaya

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024