Anımsama ya da Belleğin Kişisel Kaosu: Bir Son Duygusu
22 Temmuz 2018 Edebiyat

Anımsama ya da Belleğin Kişisel Kaosu: Bir Son Duygusu


Twitter'da Paylaş
0

Kişisel tarihimiz ya da genel tarih, hafızanın kusurlarının belgelerin yetersizliğiyle buluştuğu noktada oluşan kesinlik midir?

Odysseus, Ogygie adasında hapis kalır, Tanrıça Kalypso  ona tutulur; bunun adı aşk mı yoksa tutku mu, tam olarak bilinmez, yine de Kalypso Odysseus’u yanında alıkoymak için elinden geleni yapar: Tatlı tatlı konuşur onunla, ölümsüzlüğü vaat eder ve hiçbir ölümlünün sahip olamayacağı  zevkleri de. Tanrıça Kalypso İthaka’da Odysseus’u bekleyen karısı Penelopeia’dan çok daha güzel bir kadındır, ayrıca o güzel yüzüne yaşlılığı salık veren kırışıklardan da uzaktır. Odysseus Penelopeia’den çok daha uzun zaman Kalypso’yla yaşamıştır. Odysseus kayalarda, kumsallarda yer bitirir kendini; gözyaşlarıyla, hıçkırıklarıyla, iniltileriyle boyuna hasat vermez engin denizlere bakar; gönlü uzaklarda, İthaka’dadır.

Odysseus’a acı veren neydi? Yuvaya duyulan aşk mı, ama burası da onun yuvası değil miydi artık? Kalypso’nun yatağını Penelopeia’nın yatağından daha fazla paylaşmamış mıydı? Sorun Odysseus’un kişisel tarihinde kökleşmiş olan anılar mıydı?1

Kişisel tarihimiz ya da genel tarih, hafızanın kusurlarının belgelerin yetersizliğiyle buluştuğu noktada oluşan kesinlik midir? Julian Barnes Bir Son Duygusu2 adlı romanında bunu sorarak başlatır; tarihi ya da kendi kişisel tarihimiz hakkındaki yargıyı, anımsamayı ve anımsama üstünde bir kez daha düşünmeyi.

Yaşını başını almış Tony Wabster’ın geriye, öğrencilik yaşına gidip gelmelerle geçmişini ve başkalarının hayatlarında ne kadar da etkili olduğunu hep eksik anlama ya da vasat kişi olmasından ötürü bir karmaşanın içine saplanıp kalır, okur da öyle, en azından bir süreliğine. Romanda mesafe kat edildikçe bir parmak dokunuşunun bile bazen başkalarının hayatını tamamen değişime uğrattığını anlamamızı sağlar. Aynı zaman da bu parmak dokunuşunun başkalarının hayatını nasıl tersyüz ettiğini, hatta asla beklemediğimiz bir şekilde bir tutsaklığa mahkûm ettiğini de.

Bizi biz yapan anımsadıklarımız mı ya da anımsamak istediklerimiz mi?

Bizler anımsamak istemediklerimizin toplamı mıyız yoksa?

Kişisel tarihimiz var mı, varsa gerçekte nedir?

Tony Wabster’ın anımsadıklarıyla kişisel tarihinden kalma eksik parçalı belgelerin peşine düşerken kendi kişisel tarihimizi de bir kez daha sorgularız: Hayatımız anımsayabildiklerimiz mi, yoksa anımsayamadıklarımız üstüne inşa ettiklerimiz mi? Peki ya başkalarının hayatı?

Odysseus’u iki gözü iki çeşme yapan özlem miydi, kim bilebilir, belki de özlemi kışkırtan anımsamaydı bu güç. Şimdi de başka bir soru çıkıyor karşımıza: Odysseus’un ağlatan anımsadıkları mı, yoksa anımsayamadıkları mı? Üstünde düşündükçe kaos büyüyor.

Tony Wabster kişisel tarihini deştikçe başkalarının hayatını cehenneme çevirdiğinin farkına varır ve bu cehennemin yakıtının tedarik edilmesinde sorumlular listesinin belki de en tepesinde olduğunu görür. Ama bizi ilgilendiren Tony Wabster değil; bellek, anımsama…

Barnes, ölüm ve anımsama üstüne düşünmeyi ve yazmayı seven biri. Ya da bu iki kaostan kurtulmayı amaçlayan biri, bunu tam olarak bilemeyiz, ama eserlerini okudukça Barnes’in zihnini en fazla meşgul eden konuların başında bunların geldiğine tanık oluruz.

Sonuç olarak, Bir Son Duygusu anımsama ve belleğin hileleriyle ilgili, iyi bir kitap. Kişisel ya da genel tarihimiz kalanların kusurlu aktarımlarıyla bile oluşsa, yine de üstünde düşünmeye değerdir. Anımsama dediğimiz kaos zihnimizi meşgul ettikçe Odysseus’u ya da Julian Barnes’ın bu romanını anımsamadan geçemeyeceğiz artık, gerçek olan bu.

1 Kaynak: Homeros, Odysseia, Çev: Azra Erhat, A.Kadir; Can Yayınları

2 Çev: Serdar Rifat Kıroğlu, Ayrıntı Yayınları


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR