I
Balinaları denize gönderdiler, yunusu ağdan kurtardılar, ölü kaplumbağalara ağlayıp denizineğine ağıt yaktılar. Bunca iş ellerinde kovalarla, battaniyelerle, biberonlarla ve nemlendiricilerle oldu. Balinanın cildi kuruyordu, yunusun karnı açtı ve deniz ineği ölüyordu.
*
28 Ağustos günü sabahı, açıkta torik avlayan bir balıkçı teknesi tarafından, ağlara takılmış yaralı bir yunus Bodrum Akyarlar sahiline bırakıldı. Ağa iyice dolanmış yüzgeçlerinden biri yaralı olan hayvan, alelacele kumsala indirilerek etrafı saran meraklı kalabalığa teslim edildi. Hayvan koordineli bir şekilde hareket edilerek kısa sürede ağdan kurtarıldı ve sahilde bebekleriyle tatil yapan hayvansever annelerden temin edilen biberonlarla iyice karnı doyurulup, yaraları iyileşene kadar konuk olacağı veteriner havuzuna gönderildi.
Bu olaydan yaklaşık bir saat sonra, belgesel çeken iki dalgıcının haber vermesiyle iki caretta carettanın sahile vurduğunu görenler derhal hayvanların başına koşuştu. İki iri kaya gibi hareketsiz yatan zavallıların cansız olduğu anlaşıldı. Çok kötü kokmalarından, uzun zamandır ölü oldukları tahmin edilen hayvanların bacaklarına iple kaldırım taşı bağlanmıştı. Biraz önceki zaferin tacını tuz buz eden korkunç bir olaydı bu. Çağrılan belediye kamyonuna bindirilen hayvanlar üzüntü ve öfkeyle bilinmez bir yere uğurlandı.
Vakit ikindiyi aştığında insanlar bu tuhaf günün bir başka sürpriziyle yeniden heyecanla kıpırdaşmaya başladı. Denizineği denilen fok benzeri bir hayvan dalgalar tarafından karnındaki zıpkınla sahilin KaraAda’yı gören ucuna fırlatılmıştı. Yeniden tempo kazanan kalabalık denizineğinin başına akın etti. Yaralı hayvanın iç cızlatıcı böğürtüleri, danasını kaybeden bir ineğinki kadar hüzünlü ve acıklıydı. Böğürtünün yürek kavuran yankıları her yaştan, her türden insana rastlanan kalabalığın müthiş bir hızla büyümesini sağladı.
Asıl yaşam alanı olan Kızıldeniz’den Akdeniz’e nasıl geldiği şüpheli bulunan ve zıpkınla karnından vurulmuş hayvan bütün çabalara rağmen can verdi. Sevimli hayvanın küskünce aramızdan ayrıldığını öğrenen elli yaşlarında bir kadının komşusuna sarılarak hüngür hüngür ağlamaya başlamasıyla bu yakıcı hüzün kitleyi adeta dalga dalga zehirledi. Bazı taşkın tabiatlıların kendilerini kumlara fırlatıp yaka bağır koparmaya çalışmasıyla da daha dramatik bir aşamaya geçti. Höyküre höyküre ağlayan, yüzlerini tırnaklayarak dünyaya, insanlığa ve adalete sövüp sayan, kinlerini akıtan kitle, kendi ürettiği bir tür yas ritüeline saplanıp kalmış, karanlıkta ağlıyor, ağıtlar yakıp yeri göğü inletiyordu.
Denizineğinin öldüğünün kesinlik kazanmasının ve sahilin hüzün, isyan ve feverana karıştığı iki üç saatin ardından denizde sörf yapan ve teknelerinde parti veren geçlerin olduğu uç gruplarda dalgalanmalar, heyecanlı haykırışlar, suya atlamalar, telaşlı ve enerjik koşuşturmacalar görüldü. Haber iyice güzelleşen deniz sayesinde artmış kalabalığın her tarafına yıldırım hızıyla ulaştığında, ortadaki gerçek şuydu: Denizin şakaları bugün bitecek gibi görünmüyordu; sahile birkaç balina vurmuştu!
Denizineğinin içlerine bıraktığı çaresizlik hissinden kurtulmak için herkes şakacı denizin gönderdiği balinaların yaşam ihtimaline sımsıkı tutunmuştu doğal olarak. Eşi benzeri görülmemiş bir kurtarma operasyonunun fitili böylece ateşlenmiş oldu. Biri yavru dört kambur balina, yüzlerce insan tarafından kurtarılmaya çalışılırken, yüzlerce insan tarafından da telefon videolarına kaydediliyordu.
Saatler boyunca ciltleri nemlendirici kremlerle güzelce ovulan, kova kova sularla ıslatılan talihsiz hayvanlar, zamanla yapılan yarışla ve cansiperane bir mücadeleyle büyük alkış tufanı eşliğinde tekrar sağ salim denize bırakılırken yüzlere yayılan mutluluk görülmeye değerdi.
Efsanevi bir kurtarma serüveninin türlü duygusal zikzaklarla insanları serseme çevirdiği o unutulmaz ağustos günü yaşanıp sona erdiğinde, Bodrum sahili Musa’nın halkıyla terk ettiği sahili andırıyordu. Kumlardaki öbekler yapmış pet şişeler, havlular, küller, bez kumaş parçaları, sahipsiz battaniyeler, biberonlar her yanı kaplamıştı.
*
Ertesi günün akşamında cevval bakışlı, kontralto spiker Ayla Çalıkuşu’nun sunduğu ana haber bülteninde, Bodrum’da olan bitenler, caretta carettalar, yunus, balinaların kurtarılması ve ölü denizineğinin mahzun gözlerini hüzünlü fon müziği eşliğinde öpüp koklayan emekli bankacı Melda Hanımın döktüğü gözyaşları, yaktığı ağıt, ülkeyi derinden etkiledi ve günlerce konuşuldu. Melda Hanım açılan heşteklerde tivit bombardımanına tutuldu. #hepimizdenizinegiyiz heşteği trend topik oldu. Destek mesajları yağdı. Rasatlar Mahallesi’ndeki evine sevgi dolu kalbi için binlerce teşekkür çiçeği, şükran mektubu gönderildi.
Unutulmaz 28 Ağustos gününün duygusal etkileri kamuoyu vicdanında yoğunlaşarak devam etti. Popüler kanallara gönderilen videolarda ölmekte olan balinaları sevimli şaplaklar atarak kremleyen ve onlarla kalpli pozlar veren, sonra var güçleriyle dev hayvanları denize doğru kahramanca itmeye çalışan neşeli hayvanseverlerin görüntüleri sosyal medyaya yıldırım gibi yayıldı ve en çok tıklananlar arasına girdi. Dolandığı ağdan yaralı kurtarılan yunusun havuzdaki maskaralıklarına, sevimli görüntülerine ve iki aylık tedavi sürecine medyanın ve toplumun ilgisi yine üst düzeydi.
Kamuoyunu haftalarca meşgul eden o özel günde yaşananların zamanla toplumda yansımaları olmaya başladı. Denizin gönderdiği ilham, hayvanla insanın yaşam çemberindeki artık sürdürülemez olan çarpık ve adaletsiz rollerinde değişimlere, doğal bir itki sonucu kitlelerin, hayvan algısında engellenemez kırılmalara ve yeniden yapılanmalara yol açtı.
İlk emareler, güvercin yemi satanların süratle zenginleştiği haberlerinin yayılmasıyla görülmüş oldu. Yemcilerin önünde metrelerce kuyruklar oluşuyordu. Güvercinler hızla semirip tavuk gibi oldular ve uçmayı bıraktılar. Sonra da bu uçamayan güvercinler teker teker ortadan kaybolmaya başladı ve sayıları hızla azalırken, kedilerin karınlarını güvercinlerle doyurmalarını engellemek gerektiğinin bulunmasıyla, kedi mamalarına hücum edildi. Sokaklarda adım başına yerleştirilmiş mama kapları sayesinde, çöp karıştırmayı, balıkçıların, kasapların önünde bekleşmeyi bırakan sokak kedileri, sağa sola devrilip uyuklayan binlerce sevimli Garfield’a dönüştü. Bu şişman hayvanların parçalanmış ölülerine sağda solda sık sık rastlanmaya başlanınca köpeklerin işe karıştığını keşfetmek uzun sürmedi, ardından köpek maması satışlarında patlama oldu.
İyi beslenen köpeklerin tüyleri ve dişleri parıl parıl parıldıyor kasları sırım gibi beliriyor, hepsi cüsselenip gelişiyordu. Aylar ilerledikçe tasmalarından, zincirlerinden kurtulan köpeklerin sayıları artıyordu. Cins cins alabaşlar, çoban köpekleri, cane corsolar, alman kurtları, dogo argentinolar, kangallar, rottweilerlar, pitbullar; sokaklarda, caddelerde, anayollarda, köylerde ve kasabalarda sürüler halinde özgürce dolaşıyordu.
Uç uca eklenmiş bu gelişmelerin indükleyici etkisiyle tüm hayvanlara yönelik tam bir seferberlik ilanı verilmişti adeta. Sevginin ve fedakârlığın çılgınlık seviyelerine ulaştığı toplumda hayvanlar için yepyeni çabalara girişildi. Hayvan hayatını kolaylaştırıcı ve sağaltıcı çeşitli yollar bulma arayışlarının pratik yansımaları ortaya çıktı. Hayvan Hakları Derneği, hemen hemen her mahallede, her köyde ve kasabada peş peşe şubeler açmaya başladı. Birkaç senenin sonunda veteriner gelirleri müthiş rakamlara ulaştı. Veterinerlik sürüngen, memeli, balık, yırtıcı veterineri gibi uzmanlık alanlarına ayrıldı. Veterinerlik fakülteleri Türkiye derecesiyle öğrenci alır oldu. Küçük çocukların en büyük hayali veteriner olmaktı artık. İtfaiyeciler yangınlarda önce evin kedisini, köpeğini kurtarıyor, kurtardıkları hayvanın katsayısına göre hesaplanan primleri kazanıyordu. Sulak alan bulamayan kurbağalar için suni göletler; kargalar, serçeler ve martılar için kuş evleri yapılıyordu. Karınca yuvaları metal kafeslerle koruma altına alınıyordu. Hayvan eğitim merkezleri açılarak türlerine göre hayvanlar uzman eğitmenler ve bakıcılar tarafından sıkı eğitimlerden geçiriliyordu. Birkaç dil bilen muhabbet kuşları ve papağanlar duyulmaya başlandı. At, katır, deve, zebra, zürafa ve eşek sahipleri için özel toynaklı hayvan yolları yapıldı. Daha çok kedi ve köpek benzeri şişmanlama eğilimi gösteren hayvanlara yönelik spor salonları inşa edildi ve diyetisyenler eşliğinde özel beslenme programlarıyla sağlıkları titizlikle koruma altına alındı.
Fil, jaguar, leopar, gergedan ve su aygırı türü bazı hayvanların da evcilleştirilebileceğini ve kedi köpek gibi aramızda yer almaları gerektiğini iddia eden bazı gruplar, öngörülen birtakım sakıncalardan dolayı isteklerinin reddedilmesi üzerine gösteri ve eylem yapıp polisle çatışmaya kadar işi ilerletti. Uzun süren kaos günlerinden sonra hükümet uygun yetiştirme şartlarını karşılamak suretiyle fil ve aslan için gerekli izni vermeye mecbur kaldı. Buna örnek olarak filler için minimum aylık elli bin lira gelir ve yedi metrelik elektrikli duvarlarla çevrili minimum dört dönümlük, aslanlar için otuz bin lira gelir ve beş metrelik elektrikli duvarlarla çevrilmiş iki dönümlük arazi sahibi olma şartı getirildi. Jaguarların, leoparların ve pumaların tırmanma becerilerinin doğurduğu risk dolayısıyla evcilleştirilmeleri oy çoğunluğuyla reddedildi. Evcil hayvan tabirinin içeriği genişletildi. Kararname ile belirtilen yaşam koşullarına uymak şartıyla örneğin zehirsiz bütün yılanlar, komodor ejderi, şempanze, vaşak ve timsah evcilleştirilebilir kabul edildi. Türkiye’de olmayan birçok hayvanın ithalatında müthiş bir patlama oldu.
Hayvanlarla insanların binyıllardır süregelen inişli çıkışlı ilişkisi artık düzlüğe erişmişti toplum nezdinde. İnsanlar, geçmiş binyıllardaki atalarının hayvanları köleleştirici, gaddar tavırlarından özür dilercesine hayvanları mahcup bir sevgiye boğuyor, onlara saygı gösteriyordu. Sirkler ve hayvanat bahçeleri hayvanlar için onur kırıcı olarak değerlendirilerek kapatıldı. Hayvan hakları anayasada keskin ve net bir şekilde yer edindi. Hayvanlara karşı işlenen suçlar çok caydırıcı ve ibret verici olacak şekilde düzenlendi. Bu düzenlemeye misal: karıncayı bilerek ezmenin cezası yüz yirmi lira oldu. Bilmeden ezene uyarı veriliyor, hamamböceklerini ev dışında öldürmek suç kabul ediliyor, tavuğa ‘’Kışt,’’ köpeğe ‘’Hoşt,’’ kediye ‘’Pist,’’ demek ayıplanıyordu. Herhangi bir evcil hayvana yönelik şiddet; şiddet sahibine karşı toplumsal linçe yol açabiliyor, kişi hayvan düşmanı vatandaş olarak damgalanarak suçu siciline işleniyordu.
Evsiz bir adamın İstanbul sokaklarında köpek maması yerken yakalanması infiale sebep oldu. Aç olduğunu ve çöpte bir şey bulamayınca mecbur kalarak mamaları yediğini söyleyen adamın bir yalancı olduğundan hiç kimse şüphe duymadı. Adam derdest edilip anında ıslahevine gönderildi. Bu tip konularda toplum yeterli olgunluğa ve bilince çoktan ulaşmış olduğu su götürmezdi. Hayvanlara her yerde gösterilen bu hassasiyetin ve iyi niyetin insanlar arası uyuşmazlıkların, kavgaların ve düşmanlıkların da ortadan kaldırılmasına önayak olabileceği düşüncesi, toplumun kahir ekseninde iyimserlikle karşılanıyordu.
II
Denizineğine yakılan ağıtın üzerinden neredeyse beş yıl geçtikten sonra, sosyal medyada, televizyonlarda, radyolarda ve gazetelerde ülkede korkunç bir olayın gerçekleştiği haberi patladı. İstanbul Tuzla’da emekli bir öğretmen, cinnet geçirip altı köpeği birden silahıyla katletmişti. Bu büyük felaket tüm medyada en ince ayrıntılarıyla paylaşılıyordu. Görüntülerde köpekler kanlar içerisinde etrafa serilmiş, hayvanseverlerin düzenli olarak yıkadıkları şahane tüyleri kanlara bulanmış, katliam yeri yürünmez hale gelen bir kızıl nehir yatağına dönüşmüştü. Sokak derhal ulaşıma kapatılarak olay yeri inceleme ekipleri çağrılmıştı.
Olayda kullanılan silahın temin edildiği yerin keşfi uzun sürmedi ve süratle katilin kimlik tespiti yapıldı. Şifa Mahallesi’nde oturduğu belirlenen zanlının yakalanması için bütün güvenlik güçleri harekete geçti. Fakat cani adam, olayın üzerinden bir hafta geçmesine rağmen bir türlü yakalanamadı. İstihbarat teşkilatı tarafından sıkı gözetim altındaki eşinin iddiasına göre, meşum olaydan iki ay önce kocası günlük yürüyüşünü yaparken öldürülen köpekler, bilinmeyen bir sebepten ötürü eşine saldırıya geçmiş, yine iddiasına göre adamı doksan iki yerinden ısırmışlardı. Acilen ameliyata alınan adamın sol kolu omuz hizasından kesilmek zorunda kalmıştı. Yüzü tanınmaz bir vaziyet alan adam ayrıca bir gözünü kaybetmiş, bir ay komada yatmıştı. Yetkililere yaptığı şikâyet ciddiye alınmamış, olayda tam kusurlu olarak bulunmuş, yürüyüşünü köpeklerin doğal yaşam alanında yaptığı için ayrıca para cezasına çarptırılarak hastane masraflarının tamamını ödemeye mahkûm edilmişti. Duruma oldukça içerlediği düşünülen adamın olaydan bir gün önce, katliamda kullanacağı ruhsatsız silahı temin ederek köpekleri öldürmek için olay sokağında keşfe geldiği kamera kayıtlarında tespit edilmiş, cinayetleri taksirle işlediği konusunda şüphe kalmamıştı.
Olaydan birkaç gün sonra Tuzla Aydınlı Mahallesi’nde metruk bir deri fabrikası bahçesinde silahla vurulmuş iki köpek ölüsüne daha rastlandı. Mermi kovanı incelemesi sonucunda katilin aynı kişi olduğu netleşti. “Seri köpek katili” manşetleri ele geçirmiş, toplumda infiale sebep olmuştu. Bembeyaz gür saçlı ve masum görünüşlü fotoğrafları billboardlara yapıştırılan, onu ihbar edene para ödülü vaat edilen adam, hayvan sahiplerini ve hayvanseverleri dehşete düşürmüştü. Geceleri insanlar organize olup ellerinde silahlarla mahallelerde, sokaklarda katilin avına çıkar oldu. Devlet yetkilileri, toplumu derinden etkilemiş bu katliamların müsebbibinin en kısa sürede yakalanacağını, vatandaşların devlete güvenmeleri gerektiğini, bu hazin olayın yaralarını saracak en güçlü ilacın bu gözü dönmüş katilin bir an önce yakalanması olduğunun bilincinde olduklarını ve tüm toplumun içini rahatlatacak sevindirici haberi vermelerine ramak kaldığını açıklıyorlardı.
Fakat beklentiler boşa çıktığı gibi yeni ölüm haberleri de gelmeye devam etti. İstanbul’un birçok yerinde daha onlarca köpek ve kedinin çeşitli yöntemlerle öldürüldüğü duyulmaya başlandı. Ve nihayet olaydan otuz altı gün sonra gözü dönmüş “Tuzla Canavarı” lakaplı emekli öğretmen Uşak Sivaslı’da saklandığı arkadaşının evinde kıskıvrak yakalandı. Haber bomba etkisiyle ülkeye yayıldı. Çıldırmışçasına sevinerek sokaklara dökülen, havai fişeklerle kutlamalar yapan ve ara ara öfkeli sloganlar atan güruh, öğretmenin asılmasını istiyordu. Adam, linç edilme riski nedeniyle, nakil aracının ve özel vapurun hareket saatleri titizlikle gizlenerek yüksek güvenlikli İmralı Adasındaki hapishaneye nakledildi. Sorgulanmasına derhal başlandı. Adamın ilk itirafları kafaları karıştırmıştı. Köpek katili, sekiz köpeği kendisinin öldürdüğünü kabul ettiğini ama diğer ölümlerle hiçbir ilgisi olmadığını söylüyordu. Yalan makinasına bağlandığı, çapraz sorguya alındığı, psikolojik bütün baskı, yıldırma ve işkence yöntemleriyle zorlandığı halde, katliamla ilgili bütün itirafının, itiraf edebileceği tek şey olmadığı ihtimalini gösterecek hiçbir kanıta ulaşılamadı.
Olayın tüm boyutlarıyla aydınlatılması çabası hummalı bir şekilde devam ederken, köpek düşmanı adamın yakalanmasından iki gün sonra Tokat Erbaa’da yedi köpeğin ve on iki kedinin zehirlenerek öldürüldüğü haberi düştü ekranlara. Otopsilerinde fare zehri saptandı. İki gün geçmeden Çoruh Nehri’nde on iki timsah pompalı tüfekle delik deşik edilerek öldürüldü. Katil, yumurta, yavru demeden bütün timsah kolonisini yok etmişti. İstanbul Şile’de bir anakonda paramparça edilmiş olarak bulundu. Öküz başı büyüklüğündeki kafası elektrik direğinin tepesine geçirilmişti. Bu sefer katil bir not bırakmıştı: “Kızımı yuttu.”
Takip eden iki hafta boyunca ülkenin her yerinden gelen hayvan katliamı haberlerinin sayısı katlanarak artmaya devam etti. Mudurnu Dağları’nda seksen dört ayıyı av tüfeğiyle öldüren yaşlı çiftçi teslim olduğunda: “Gerçekten çok üzgünüm, böyle olmasını hiç istemezdim, hayvanları özellikle de ayıları çok severim. Geçimimi arıcılıktan ve bahçemdeki armutlardan karşılıyorum. Dört yıl önce Marmara Bölgesi’ndeki hayvanat bahçelerinin bütün ayılarını getirip bu dağlara saldılar, geçen yaz eşim Fahriye, bahçede armut toplarken ayılar tarafından kaçırıldı. Bu olayı çok büyütmedim fakat ayılar, üç gün önce otuz sekiz kovanımın hepsini talan ettiklerinde kan beynime sıçradı ve durum maalesef böyle oldu. Pişmanım,” dedi.
Keban Barajı’nda yeni yaşam alanı sağlanan altı su aygırının kesilerek kasaplara satıldığı anlaşıldı. Mersin Anamur’da iki yüz otuz dört makak, cinnet geçiren bir muz üreticisinin gazabından kurtulamayarak toplu cinayete kurban gitti.
İstatistik tutmayı seven kulağı kesik bir gazeteci, köşesinde öğretmenin köpek katliamından sonra geçen altı ay boyunca 32534 köpek, 28127 kedi, 522 yılan, 302 ayı, 78 timsah, 7 binin üstünde diğer hayvan türlerinden ve 101 hayvansever öldürüldüğünü yazdı. Hayvanseverler hayvanları korumak için verdikleri mücadelede sık sık canlarını yitiriyor ve kanunen şehit sayılarak devlet töreniyle şehitliklere gömülüyorlardı. Failler yakalanıyor, en şiddetli cezalara çarptırılıyor fakat ölümlerin arkası bir türlü gelmiyordu. Kitlesel bir cinayet dürtüsü ülkenin her sokağına hükmediyordu. Hayvanseverler bu ölüm kalım savaşında, mücadele ruhunu zamanla kaybetmeye başladılar, önlenemez bir yılgınlığa dalga dalga teslim oldular. Evlerinde hayvan sakladıkları fark edildiğinde, kanlı eller derhal masum hayvanlara uzanıyor, sahiplerinin de canları yakılıyordu.
Hapishaneler hayvan katilleriyle o kadar doluydu ki, oluşan ulusal güvenlik açığına devlet yetkilileri müdahale etme kararı aldı ve Hayvan Hakları Kanunu’nda bazı suçlarda hafifletici düzenlemelere gidildi. Onlardan gördükleri zarar dolayısıyla hayvan öldürenler nefsi müdafaa kapsamında serbest bırakıldı, ağır cezalar gözden geçirilip hafifletildi. Yeni konular ve heyecanlar arayan medya, yorulan ve bunalan toplumun faydasını da gözeterek bu ölümlere duyarsızlaşmaya, hayvan haberlerini yavaş yavaş gündemden silmeye başladı. Nerdeyse her apartman önünde bulunan mama kaplarının sokak düzenine olumsuz etkilerinden dolayı sayı ve sıklığını azaltma yoluna gidildi. Tehlikeli bazı türlerin beslenmesi ve yurt dışından getirilmesi yasaklandı.
Bütün önlemlere rağmen ülke aylarca bu dehşetli kaosun içinde çalkalandı durdu. Veterinerlik merkezleri kimliği belirsiz kişiler tarafından kundaklanıyor, Hayvan Eğitim Merkezleri, Hayvan Hakları Dernekleri yakılıp yıkılıyordu. Bu kundaklamalarda onlarca veteriner ve uzman eğitmen de feci şekilde can verdi.
III
Emekli öğretmenin sekiz köpeği katletmesinin üzerinden iki sene geçmişti. Bir sabah Bodrum TV Haber Toplama Servisi’ne Bodrum kıyılarına bir İspermeçet balinası vurduğu haberi ulaştı. Yerel spiker Tarık Kazancı, Kameraman Haşim’le beraber heyecanla sahile vardıklarında etrafta inin cinin top oynadığını gördü. Asılsız ihbar yapıldığını düşünüp öfkelendi, fakat hayvanın dev kütlesinin iki yüz metre ileride Oltu taşı gibi parladığını fark etmeleriyle beraber, dalgaların iri gövdesine çarpıp havaya fışkırdığı balinaya doğru koşturdular. Hala yaşamakta olan ve acıklı iniltiler çıkaran hayvanın karnına elini koyarak haberi yayına hazırlayan spikerin açıklaması şu şekildeydi:
“Ülkemiz sularında çok nadir karşılaşılan bu türün neden karaya vurduğu bilinmiyor. Fakat denizineklerinin neslini yok olma tehlikesiyle baş başa bırakan bu vahşi hayvanın dışkılarının da denizlerde zararlı plankton oluşumuna yol açtığı, toplu çipura, karagöz ve ton balığı ölümlerine sebep olduğu uzmanlar tarafından ifade edildi.”
İki saat sonra kumsalda yapayalnız can veren on tonluk balina Bodrum Belediyesi tarafından vinç yardımıyla kamyona yüklenerek Et ve Süt Kurumu’na götürülüp parçalara ayrıldı ve eti uygun fiyata vatandaşın sofrasına ulaştırılmak üzere salamura yapılarak raflardaki yerini aldı.






