Dünyanın Sonu Gelecekse Beraber Gelecek
9 Ekim 2019 Öykü

Dünyanın Sonu Gelecekse Beraber Gelecek


Twitter'da Paylaş
0

Delirmek için daha başka ne gerekir diye düşündü P. Sonuçta her şey bunun için tasarlanmamış mıydı? Şehir denen simülasyon model, iş hayatı denilen tahammül müessesesi –nefes alıp hayatta kalmak, belki bir de o muhteşem kariyeri yapmak için–ve diğerleri… P bakabilir misin, diye seslendi Nesrin Hanım. Dalmıştı yine. Fırça yemesek bari, diye geçirdi içinden. Buyurun Nesrin Hanım, tabii tabii hemen hallediyorum, diye havladı çabucak. Ofisin diğer iş makineleri gelmeye başlamıştı. En iyi makinelerden Melis yine yiğidini anlatıyordu, kimse mahrum kalmasın diye. “Ya size şu kadarını söyleyeyim, Özkan inanılmaz bir adam, düşünebiliyor musunuz adam sabah altı dedin mi pat ayakta. Alarm falan da yok, tamam sen ben de kalkıyoruz ama alarmla. Adamın biyolojik saati bu düşünebiliyor musunuz?” Yüzyılın en muhteşem yiğidini ofisin kafası karışık iş makinesi böldü. “Melis Hanım yine ben… Benim kafam karıştı yine…” Senin kafanı ben, dediğine herkes emin olduktan sonra, “Buyur canım,” dedi… P penceresinden bakmaya başladı. Masası güney cephedeydi, güneş vuruyordu yine.

Serotonin gırla, diye geçirdi içinden, mutsuz olmaya hakkım yok diye düşündü. Sorumlu müdürün –sorumsuzları da vardı bunların– bile odası bu kadar güneş almıyordu sonuçta. İşte şimdi keyfi yerine gelmişti. Nesrin Hanım’la göz göze geldiler. Pencerenin konumu, güneş, serotonin diye hatırlattı kendine ve gülümsedi P. Nesrin Hanım, Melis’in masasındaki fanusa dalmıştı, yeni iş gününün hayırlara vesile fanusuna.

“Yahu ne güzel ağaç o öyle, vallahi içine yatası geliyor insanın tam dinlenmelik,” diyerek bir kahkaha patlattı Nesrin Hanım. Melis gurur duydu fanus görünümlü ağacıyla.

“İçinde kediler de var Nesrin Hanım, görmediyseniz hemen alt taraftalar.”

“Yalan yok, derin kadın bu Nesrin Hanım,” diye fısıldadı Erkut’a, “nasıl güzel benzetme, hatta metafor, evet evet metafor yaptı öyle,” diye ekledi ve müdürüyle bir kez daha gurur duydu Melis. Dışarıdan kuş sesi gelince iş makineleri irkildi. “O ne yahu? Gak da gak gak da gak, hahaha” “Ay martı mı gelmiş?” “Ne martısı yahu karga o karga.”

Makinelerin makinesi Melis’in yan masasında oturan Erkut’un keyfi yerindeydi. Pencerenin önüne yürüdü ve P’nin ölünceye kadar hatırlamak zorunda kalacağı o sözleri söyledi. “Neredesin lan garga, şşş sana diyorum. Gaklarken iyiydi. Kedi de güzel hayvan he, ağacın ortasında nasıl uzanmış kerata.”

P, buna şirketin akıllısı demiş olan makinenin Allah belasını versin, diye düşünürken Erkut şimdi de şirket yönetmeliklerini okumaya başlamıştı. “Çalışanlar mesai saatleri içinde misafiri olduğu zaman çay isteyebilirlermiş, bakın bu kısım önemli,” dedi ve gevrek gevrek güldü. Melis uzun süredir dinleyen taraf olmayı kendine yedirememişti ve şirketin muhteşem organizasyonlarını anlatmaya başlamıştı. “Belgrad gezisinde var ya kimin eli kimin cebinde belli değildi, mühendisler mi dersin kalite yönetimciler mi dersin… Bir de kızlardan ikisi yeni başlamıştı, ama biri güzeldi yani yalan yok. Hani belli bir saatten sonra çirkinleşir ya ortam öyle işte.”

Erkut’un morali bir anda düşmüştü. Bu görev tanımıyla o ortamı nasıl kaçırmıştı, inanamıyordu. “Şimdi zımbayı atacam oraya,” dedi ve konuyu değiştirdi. P artık hafızasını kaybetmek zorunda olduğuna emindi. Hayatını düşündü bir an. Günleri, biyolojik saati inanılmaz olan kimsesi olmadan geçiyordu. Benimki de böyle bir hikâyeymiş diye düşündü. Bir zamanlar gerçek aşkı –artık o her ne ise– bulduğunu sanıp asla bulamadığını fark eden ve artık asla bulamayacağına inanan bir yalnızın hikâyesi. Dalmıştı yine. Sahi ne kadar kalmıştı mesainin bitmesine? Mesaiden sonrası kolay, diye düşündü. Biraz yemek, biraz depresyon biraz uyku derken günün nasıl geçtiğini anlamıyordu insan. Günler de öyle değil miydi zaten? Bir noktada ertesi günün olmayacağını bilmenin motivasyonuyla hep bir sonraki bekleniyordu. Sabretmek zorunda olduğu kaç gün daha var, diye düşündü. Bilmiyordu… Bildiği bir şey vardı, o da yalnız yapayalnız olduğuydu. Ve o an kendine söz verdi, ne olursa olsun gözyaşlarını her zaman sessizce silecekti. Erkut kıkırdıyordu.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR