Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

20 Temmuz 2020

Edebiyat

Spinoza'nın Sevincini Anlamak

Mehmet Emin Çiçek

Paylaş

4

2


Spinoza'nın sevincini anlamak, Spinoza'nın Doğa/Tanrı'sını anlamaktan geçer. Doğa/Tanrı'yı bilme uğraşı bizi birbirimize yaklaştırırken mutlu ve özgür bir kolektivite tahayyülü oluşturabilmemizi sağlar.

Bedenictus Spinoza, Descartes ve Leibniz’le beraber 17. yüzyıl filozoflarının en önde gelen rasyonalistlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Belki de aynı dönemde yaşadığı bu iki filozofa sentez olabilecek kadar derinlikli Ethica'sını geliştirdi. Leibniz ve Descartes bölerek, sonsuz bileşenlere ayırarak tezlerini oluştururken, Spinoza’da varlık ne ruhtur ne zihindir ne de tek başına bir bedendir diyerek varlığı bütüncül bir yaklaşımla açıklamaya çalışmıştır.

Spinoza Amsterdam’da ticaretle uğraşan Yahudi bir aileye doğmuş ve bu kültürle büyümüştü. Kendisinden bir haham olması bekleniyodu, ancak bir Yahudi okulunda eğitim görürken laik-sorgulayıcı düşünceyle güçlü bir bağ oluşturmasını sağlayan öğretmeni Manasseh Ben İsrael’den çok etkilendi.

Fizik, Kimya, Mekanik, Gökbilimi, Fizyoloji ve Felsefe alanlarında eğitim gören Spinoza 1651 yılında Descartes felsefesiyle tanışır ve etkilenir.

Okulu bitiren Spinoza ailesinin tüm baskılarına rağmen Haham olmayı reddetmiş ve mercek yontma işine başlamıştır. Bu arada yaptığı açıklamalar ve yazılarında Tanrının bir bedene sahip olduğunu ifade eder. Bu düşüncesi üstüne Yahudi cemaati tarafından dinsizlikle suçlanır ve bu düşüncesinden dolayı pişman olmaya zorlanır. Ancak Spinoza bu düşüncesinden vazgeçmez ve bu süreçte yazmaya devam eder. Tanrı, İnsan ve İnsan Mutluluğu Üzerine Kısa İnceleme adlı yapıtını tamamlar ve bu yapıt Spinoza felsefesinin temel yapı taşı olur.

24 yaşındaki Spinoza 1656 yılında tanrının evren ve doğanın işleyişi olduğu, bir kişiliği olmadığı ve Tevrat’ın, Tanrının doğasını öğretmek için mecazi ve simgesel bir kitap olduğu düşüncesi nedeniyle Yahudi cemaatinden kovulur. Spinoza bu durum üstüne ilk adı olan “Boruchu” adının yerine Latince karşılığı olan Benedictus ismini alır ve kullanmaya başlar. Çünkü Spinoza’nın aldığı ceza Hristiyanlık inancında "aforoz" olarak bilinen Yahudilikteki karşılığı “cherem” cezasıdır. Bu ceza Spinoza'nın cemaatten kovulmasını gerektiyordu. Yahudilik'te cherme koşulları katı ve kesindir, hiçbir şekilde yumuşatılamaz ve hiçbir şekilde geri alınamaz.

Amsterdam Sinagogu tarafından yerel yetkililere şikâyet edilen Spinoza, 1661’de Amsterdam’ı terk eder ve Rejisnburg’a yerleşir. Daha sonra 1663’te Lahey’e gelir. Lahey’de felsefesinin özünü oluşturan eserleri yazar. Üzerinde uzun süre çalıştığı Tanrıbilimsel-Politik İncelemesi’ni Lahey’de tamamlar. Bu eserini Leibniz’e gönderen Spinoza’ya 1675 yılında Heidelberg Üniversitesi’nde felsefe kürsüsü teklif edilir. Ancak Spinoza bu teklifi reddeder, çünkü yapılan bir teklifin şartı vardır. Bu şart din adamlarını rahatsız etmeme şartıdır.

Spinoza, Ethica adlı eserini 1675 yılında tamamlar. Spinoza bu eserinin basılmasına izin vermez ancak eser sınırlı bir çevrede olsa bile okunur, tartışılır ve yorumlanır.

21 Şubat 1677 yılında vefat eden Spinoza’nın tüm eserlerini arkadaşları Amsterdam’da Opera Posthuma adıyla yayınlar. Spinoza tüm eserlerini kendi anadili olan Flemenkçe’de yazmıştır.

Filozof ve akademisyen Prof.Dr. Çetin Balanuye, Spinoza’nın Sevinci Nereden Geliyor adlı kitabında, çağını aşan Spinoza’nın, sanki hep bizden saklanılan ve bize öğretilmesi engellenmiş olan felsefesini gayet anlaşılır ve kendi hayatından örneklerle yazmıştır.

Balanuye, Spinoza gibi yaşamak zorunda olmadan, yaşamı Spinoza’nın yardımıyla anlamaya çalışmak gibi bir projemiz olduğunu söylüyor. Bu projenin birkaç basamağından en önemlisi, farkına bile varmadığımız bazı gizli varsayımlarımızı fark etmek olduğunu, bu varsayımların neler olduğunu titizlikle ortaya çıkardıktan sonra bu varsayımları neden terk etmemiz gerektiğini anlamalı, sonra da nasıl terk edebileceğimizi bulmamız gerektiğini söylüyor. Burada basitçe zihnimizin derinliklerine işlemiş ve adeta karakterimiz haline gelmiş olan doğru kabul edilenlerden kurtulmanın kolay olduğunu ima etmiyor. Bunun ne kadar zor olduğunu, bütün hayatı boyunca herhangi bir şeyin doğrusunu öğrendi diye o şeyle ilgili eski tutum, alışkanlık ya da davranışlarımı bir kez olsun değiştirmeyi başaramadığını, insanın nasıl davranması gerektiği konusunda doğruyu bilmesinin o doğruya uygun davranabilmesi anlamına gelmediğini, ama tam da bu nedenle Spinoza’ya başvurmamız gerektiğini söylüyor. Spinoza da kesinlikle bunun farkındaydı ve belki de bütün felsefesini bu farkındalıkla dürüstçe yüzleşerek geliştirdi: Biz insanlar hiç de doğruyu arayan, bulunca karar veren ve kararına uygun eylemeyi özgürce seçebilen varlıklar değiliz! Yine de ve tam da bu nedenle, sevince dönüşmüş bir yaşam sürmemiz olanaklı… Bunu başarmak için öyle çelik gibi bir iradeye de gerek yok. Anlamak az da olsa dönüştürür. Ona göre, gerçekliğin ‘düşünce’ ve ‘madde’ diye birbirinden tümüyle farklı iki kaynağı yoktur.  Doğa/Tanrı, olmakta olanın ‘tek’ kaynağıdır ve sonlu varlıklar (modus) bu tek kaynağı türlü biçimlerde kavrayabilirler. Bu farklı kavrama biçimlerinden biri zihinsel, yani düşünce yoluyla gerçekleştirilen, soyut, cisimsiz ya da tinsel bir kavrayıştır. Diğer kavrayış biçimi ise "maddi" yani fiziksel yollardan gerçekleştirilen, somut, cisimli ya da bedenli bir kavrayıştır. Belki bu iki yoldan çok daha fazla ve çeşitli başka kavrayış türleri de vardır ama Spinoza en azından ‘insan modus’u için bu iki kavrayış yolunun olanaklı olduğunu söyler. Dolayısıyla Spinoza’da insanı beden ve zihin diye ikiye ayırmanın hakikate uygun bir tarafı yoktur. İnsanın fiziki dünyaya ait olan bedeni ve ruhlar âlemine ait olan zihni olduğu gerekçesiyle ikiye bölmesi yalnızca yanlış değil, sakıncalıdır da.

Spinoza açısından özgürlük, Doğa/Tanrı’yı kavramakla aynı anlama gelir. Bir başka deyişle, her nasıl eyliyorsak, kendimizi o eylemlerin mutlak patronu sayma yanılsamasından kurtarıp eylemlerimizi etkileyen duyguları kavradığımızda bu etkilerin üzerimizdeki gücü azalmaktadır. Tam da bu nedenle Spinoza, insan moduslarını sürekli olarak etkileyen duygularla, bu duygulanışlara yol açtığı düşünülen karşılaşmaların gerçekçi ve eksiksiz bir analizini yapar. Bu analizlerin gösterdiği şudur: Bütün karşılaşmalarımızda, karşılaştığımız varlıkların kendilerinden çok, o varlıklardan kaynaklandığı sandığımız duygularla davranırız. Bedenlerimiz adeta hassas birer duygu yayıcı ya da duygu alıcı gibidir. Böylece, bütün karşılaşmalarımızda, hem etkiler yayar hem de diğer bedenlerden yayılan etkilere maruz kalırız. Duygular o kadar güçlüdür ki, o duygunun etkisi altındayken duygulanışımızın karşılaştığımız bedenlerle sahici ilişkisini kavrama serinkanlılığını çoğu zaman kaybederiz.

Balanuye önce aşkıncılık varsayımından, ardından da insan merkezci özgür iradecilik varsayımından kurtulmanız gerektiğini, bu iki varsayım işbaşında olduğu sürece evrene, olup-bitene, karşılaşmalarımıza ve diğer varlıklarla sürekli etkileşimlere sevinçli tepkiler vermemizin pek olanaklı görünmediğini söylüyor. Spinoza’nın Doğa/Tanrı’sında her şey olması gerektiği gibidir. Bu hakikati kavramak sevince giden yola çıkmak demekse, aşkıncılık ve özgür iradecilik bizi bu yoldan sık sık saptıran kederli tuzaklardır.

Balanuye, hayatın kendi kendine örgütlenişinde sevinçler bulmanın gerçekte bizlere çok da uzak deneyimler olmadığını söylerken, ‘’Ne evrenin ne de evrimin bir ereği var; ama bütün bunlar, sıcaktan kavrulmuş bedenlerimizi serin bir suyun gövdesinde soğuturken duyacağımız hazzı engellemiyor. İnsanların milyonlarca yıllık evriminin zorunlu olarak daha iyiye doğru bir gelişme olmadığını bilmek, kızarmış ekmek kokusu alınca masum bir coşku duymamıza engel değil’’ dedikten sonra Norman Lock’un yazdığı kısa öykülerin birinde bu türden bir bedenli coşkuyu örnekliyor: ‘’Çakıl taşları büyüyerek taşlara, taşlar iri kayalara dönüştü. Kayalar büyüyüp dağlara dönüştü; gölgeleri, soğuk gölgeleri toprağa düştü. Kırların, kentin ve ağzında bir sürü mandal, çamaşır ipine çarşaf asmakta olan bir kadının üstüne karanlık çöktü; kadının sert memeleri bluzunun içinde dimdikti. Kocası, pencereden bakıp da onu görünce, şehvete kapıldı. Kadın eve girince, onu yapılmamış yatağa yatırdı ve tam ilk kaya parçaları dağlardan kopup yuvarlanmaya, çığ düşmeye başladığında gövdesini gövdesiyle örttü." (Balanuye, 2012, s.15)

Balanuye, Spinoza Sevinci Nereden Geliyor kitabının "Etkin Bir Güce Dönüşmek" bölümünde Kazancakis’in Zorba karakterinden bahseder. Kazancakis’in Zorba adlı romanıyla zihinsel bir berraklaşmaya ulaşabileceğiniz konusunda sizi temin edebilirim. Kimi eleştirmenlere göre, romanın Alexi Zorba karakteri bir yaşam ustalığı için başlı başına yol haritası olarak düşünülebilir. Romanın anlatıcısı, yıllardır terk edilmiş duran baba yadigârı bir madeni yeniden işletmeye açmak üzere çıktığı yolda karşılaşır Zorba’yla. Patronla Zorba’nın birbirine epeyce karşıt karakterlerini üzerinden anlatılan hikâyenin neredeyse bütün dünya okurları üzerindeki etkisinin anahtarı sevince dönüşmüş bir yaşama ustası olarak Zorba kişiliğindedir. Altmış beş yaşındaki eğitimsiz bir amele olan Zorba, Balkan Savaşlarına katılıp hayatta kalmayı başarmış, aşçılığı kusursuz, her an dans etmeye hazır, müzisyen, herhangi bir kadına değil, kadınlığa âşık, kadınlara bir başyapıta yaklaşır gibi yaklaşan ve sevişmeyi arınma sayan, adeta ergence bir coşku ve sevinçte kalıcı ikameti başarmış biridir. Patronu da dahil olmak üzere, çevresinde pek sık gördüğü tanrıya kulluk etmeye meraklı çilecilere ya da düşünmekten kafaları büyürken bedenleri küçülmüş edilgen zavallılara benzemeye hiç niyeti yoktur. Zorba’nın pusulası hiç de karmaşık değildir. Doğasının gerektirmeleriyle barışık, bedenli, etkin, meraklı ve her fırsatta sevinçlidir.

spinozaBalanuye, insana en çok faydanın yine insandan geldiğini söyler, akıl insanları birlikte yaşama götürür. Yine de aklımıza insanın insana ettiğini hiçbir hayvanın etmediği geliyorsa, pek de haksız sayılmadığımızı da ekliyor Balanuye. Spinoza da bunun farkındadır. Biz insanlar her ne kadar aklımızla çok gurur duysak da Spinoza’nın Ethica’nın dördüncü bölümüne başlık olarak seçecek kadar emin olduğu bir olgu vardır: Bizler fena halde duygularımızın esiriyiz!

Balanuye’nin, Spinoza’nın sormuş olduğu ’’toplumsal bir modus olarak başka insanlarla bir arada olmaya yazgılı oluşumuzdan ötürü ne yapmalı, nasıl yapmalıyız?’’ sorusuna cevabı üç aşamadan oluşuyor: Birincisi, Doğa/Tanrı’ya karşı sevgi, olumlama ve merak tavrını olabildiğince çoğalt. İkincisi, bu tavrın insanlar arasında olabildiğince yayılması için etkide bulun. Üçüncüsü, etkide bulunmanın en iyi yolu olarak her insanın kendi karşılaşmalarına taraf olan tekil şeyleri akılları yettiğince bilmelerine ve eyleme güçlerini artırmalarına olanak verecek bir toplumsal özgürlük için çalış.

Doğa/Tanrı’yı sevmek, nesnesiz bir sevgi duygulanışına davet değildir. Öte yandan, tek tanrılı dinlerde ima edilen türde aşkın bir Tanrı’ya korkuyla karışık biraz da hesaplı bir sevgi duymaya davet de değildir. Olmakta olan her ne varsa, oluşagelen şu yaşamın irili ufaklı ne kadar görünüşü varsa, varlığa geliş, devinim ve çözülüş oyununun ne kadar oyuncusu varsa, bunlardan ne fazla ne de eksik olan Doğa/Tanrı sevgisi, bütün bu içkinlik düzlemini anlamaktan doğan bir sevgidir.

Doğa/Tanrı’daki etkileşimler karşısında giderek daha iyi bir şekilde varlığını sürdürme stratejileri geliştirme çabasındaki bizlerin sonlu varlıklardan türediğini fark etmek ve fark edilmesine yardım etmek durumundayız. Belki de Spinozacı bir sevinçli kolektiviteye doğru ilk pedagojik esinimiz bu sayılmalıdır.                                                                                                  

 

YORUMLAR

Songül Öztürk

Çetin Hocanın kitabını altını çize çize büyük bir merak ve ihtiyaç duyarak okumuştum. Şimdi hiçbir şey hatırlamadığım kitabın benim kaybolmayan sevincime katkısı olmuştu ve Spinoza'yı çok merak ettirmişti. Güzel bir yazı olmuş, emeğinize sağlık.

3 Mart 2021

ZİYA BARAN

Spinoza oldukça ilgimi çeken ve çekindiğim bir yazar. Spinoza okumalarına başlamamda Çetin Balanuye'nin kitabını tavsiye ettiği için Emin hocamıza teşekkür ederim. Yazı oldukça ufuk açıcı. Emeğinize sağlık.

14 Mayıs 2021

Öne Çıkanlar

Virginia Woolf ve Bloomsbury Toplantıl..Derya Önel
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

28 Şubat 2026

Bodrum'da Tatil Yaparken Bilmen Gereke..

Bodrum, yaz tatili denince Türkiye’de akla gelen ilk rotalardan biri. Masmavi koyları, hareketli gece hayatı, beyaz badanalı evleri ve enerjisi hiç düşmeyen atmosferiyle her sezon binlerce kişiyi kendine çekiyor. Ancak Bodrum tatili planlarken bazı det..

Devamı..

Yaratıcı Yazıda Negatif Yetenek: Kesin..

Sean Glatch

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024