Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

20 Ekim 2018

Öykü

Echolalia

Songül Öztürk

Paylaş

7

1


Az sayıda eşyayla döşeli, insana huzur vermekten çok uzak bir oda, konuşmaktan hoşlanmıyormuş izlenimi veren, ayakta bir adam, makineli tüfek hızında konuşan, açılıp kapanan kocaman bir ağıza dönüşmüş başka biri.

“benzerin olmayan benzerini bahçede gördüğümde yüzüme bahar gelmiş gülümseyerek yaklaşmaya çalışmıştım benzerin olmayan benzerinin telaşı önce gözlerine yansıdı bahardan hoşlanmıyor olmalı ki başını hareket ettirmeye korkarak gözleriyle etrafı kolaçan etti hızla koşmaya başladı…”

Adam sabaha karşı gördüğü kâbusun etkisinde hâlâ. Can sıkıntısı artıyor. “Benzerin olmayan benzerin” gibi tekrarlanan sözcükleri ve hareketleri saymaya başlıyor. Kafası karışıyor. Sayılar engel oluyor aktif dinlemeye. “Yüzüme bahar gelmiş” sözüne takılı kaldı düşünceleri. Hiçbir duygunun tam olarak ulaşmadığı bu yüzle, kuru dalları uyandıran baharı bir türlü bağdaştıramıdı. Gördüklerine dayanamayarak gözlerini yere indirdi.

“öyle tuhaf davranmasa benzerin olmayan benzerinin peşinden koşmazdım koşardım koşardım soluklanmak için durduğunda aramızda bir bir buçuk metre kalmıştı beti benzi atmıştı allah allah! daha fazla yaklaşamadım benzerin olmayan benzerine yaklaşamadım yaklaşmak istedim yaklaşamadım…”

Sözlerine ayaklarının düzensiz vuruşları katıldı. Karşısındakinin duygularla boyanmamış yüzü, uykusunu bölen o kâbusu canlandırdı. Uyandığında yarım yamalak hatırladığı kâbusun üzerindeki sis perdesi yavaş yavaş kalkıyordu.

“duydu mu bilmiyorum sadece merhaba diyecektim dedim bir merhaba ne var bunda merhaba sana da merhaba durakladığımız anda fark ettiğim tombul ellerin sana ait olamayacağını anlayıp ani bir kararla arkamı döndüm yürümeye başladım bir merhaba çok çık çık…”

Ayaklar yere daha hızlı vuruluyordu. Adam kaç kere dalya yaptığını unutuyordu tekrarlanan sözcüklerden.

“maharetli hanımların sardıkları kalem dolmalar gibi ince uzun biçimli parmaklarla benzerin olmayan benzerinin boğum boğum parmaklarını birbirine karıştırdım benzerin olmayan benzerinin parmakları”

Adam cevaplamadı. Daha hızlandı anlatıcı, tepikledi zemini.

“dahası var dinlemeden karar verilecek bir durum değil benzerin olmayan benzerinin parmakları bir şey mi”

Adam boğuldu, kâbusunda da boğulmuştu. İfadesiz yüzdeki kocaman ağız tarafından yutuldu. Böyle bir sürü ağız yutuyordu, yutuldukça çoğalıyordu. Bağıramıyordu, kocaman açılmış sessiz ağızlar bir lokmada adamı indiriyorlardı midelerine.

“ayakları yerle her buluştuğunda hoplayan göbeğini göremeyişim kocaman bir göbek yağlı kocaman bir göbek yağlı kocaman öyle sinirlenmiştim ki kendime yok o ucubeye yok kendime yok ucubeye kendime iyice uzaklaşmasa peşinden koşacaktım çok uzaklaştı koşacaktım sıkıştırdığım yerde dombili ha ha ha ha ha ha ha dombili dombilii dombiliii”

Gülememek, gülmeyi istemek sadece sesini çıkartabilmek. Gülerken gözlerin zevkten kısılması, ağzın yüze yayılması, yanakların sınırından taşması, dişlerin fırlaması, dilin neşelenmesi yok; ha ha ha efektleri var. Adam sessizliğini koruyordu, gözlerini yere devirdi yutulmamak için yeniden.

“tombiş, tombiş, tombiş tombiiişş tombiiişş kasları tek tek sayılan diri karınla yağlı her yana yayılan bu şekilsiz fıçıyı benzerin sayabilmem saçmalık saçmalık saçmalık evet saçmalık…”

Adam tedirgin olmuş, kimden bahsediyor, diye içinden geçirmişti. Ayakların tepiklemesine başın ileri geri hareketi eklenince neyi sayacağını şaşırdı. Hızlanıyor, yavaşlıyor sürekli sallanıyordu baş. Kocaman açılan ağızlar ritimsiz sallanan başlara dönmüştü, etrafında dönüyorlar, sallanıyorlardı. Görüntüler silinince bunu bir hareket mi yoksa iki hareket mi sayması gerektiğine karar veremedi bir süre. Karar verdiğinde on sayı avansla başladı kaçırdıklarını telafi etmek için.

“Bütün suç havanın suçlu hava hı ha hı ha aşk kokuyordu evet havayı suçluyorum suçlu işte aşk kokuyordu aşk...”

Adam görevini yerine getirmek bir yana hâkim edasıyla “yaz kızım suçlu aşk kokan hava,” diye hayali kâtibe talimat verdi düşleminde. Havaya keyfi ceza vermemek için bir kurala bağlamış, baş hareketlerinin sayısından ayak hareketlerinin sayısını çıkarmayı uygun bulmuştu.

 “uzun zamandır havayı tadıyorum evet tatmak bir hava degustatörüyüm sizin de bakışlarınız tuhaflaştı hava tatmanın raconunu bilmek ister misin ha ha ha ha”

“Bir hava tadıcısı ilginç! Daha neler yumurtlayacak” diye içinden geçiriyor adam. Baş sallanmaya devam ettiğinden hava cezasının kesilmesini bekliyor tatsız bir şekilde.

“tan ağarmadan gece yaşananların utancı şehri sarsmadan uyku tutmayanlara uyku bastığı saatlerde pencereyi açar dikkatlice etrafı kolaçan ederdim”

Adam ilk kez meraklanmış tepinen ayaklarla ve sallanan başla eşgüdümsüz sürekli açılıp kapanan ağızın içine düşmüştü.

“işte tam balak gibi öleyazmış bu ortamda kulaklarını tıkayacak gözlerini kapayacak ellerini kenetleyecek burnunu tıkayacak dilini çıkaracaksın söylemiş miydim havanın tüm hallerini bilirim ben bazen ayakları yere basmaz havada kalır bazen gerçekleri kaldıramaz havadan atar bazen neşesi yerinde havalıdır bazen boğulur havasız kalır sır mır barındırmaz havadardır seyrek de olsa aşka gelir dengeli düşünemez aklı beş karış havada olur neşelenir bayram havası eser öyle havalanır ki dünyayı yeniden yaratır gururlanır hava basar alınganlaşır havadan nem kapar keyiflenir havasını bulur…”

Bunca zekice analiz merakını artırıyor, adama da daha fazla yaklaşamıyor, kocaman ağızlar yutsun diye çoğalıyordu.

“aslında hava tadım uzmanlığımın tohumları çocukluğumda evet şiddetin her türünün kol gezdiği o evde havayı tadıyor zulmün ne zaman kimden geleceğini anlamak gardımı almak dayaktan dayak yememek”

Sandıktan ilk kez çıkarılan ciğerleri havasız sırlar ortaya serilirken, havanın cezası kesilmişti: Suçsuz.

“bu kafa şiddetli darbelerden korunduysa uzmanlığım sağ olsun annemin kocası bir çalım bir hışım hava da bok gibi yatağımın altı siper dayak yerdim yine de ulan nasıl biliyorsun ne zaman ortalardan kaybolacağını bağırtıları küfürleri dayakları küfürleri küfürleri küfürleri başıma vurma başıma vurma ezilecekler…”

Baş sallamalara ayak tepiklemelerine el kol hareketleri de eklenmişti. İfadesiz bir yüz, kontrolsüz beden, acıtan sözler adamı görevinin başına çağırıyordu.

“başıma vurma başıma vurma ezilecekler ne ezilecek ulan sen dalga mı geçiyorsun hıyar kesif koku burun deliklerini çatlatacak kokusunu methiyeler düzdüğüm uzmanlığımla fark edememiş olmak hamam icat edildiğinden beri yıkanmış ataların genlerinden gelen benzersiz kokunu benzerin olmayan benzerinle o kokarcayla karıştırmam burada köreliyorum çıkartın beni çıkmalıyım çıkmalı…”

Elleri ve başı durdu. Ayakları yavaşladı. Yüzünde yorgunluktan bir eser yoktu. Adamsa çok yoruldu.

“bak şimdi de aklıma ne getirdim…”

Ayakları hızlanmaya başladı. Aklına gelenleri unutup, anlatamam korkusuna kapıldı, ağzına ulaşan sümüğü yuttu. Kabusunda da yutulmuştu.

“ademoğlu aşkı ya duymak ya görmek ya da dokunmak ister aşkı tadacaksın aşkı duymayı seçenler aldanmak isteyenler seni seviyorum cümlesini duyduklarında aşk onlar için gerçek aşkı görmeyi bekleyenler aşkın zamanın acımasızlığında öldüğünün farkında olmayanlar dokunmak tenle aldatmaktır kendini bir meçhulde tadarak bulduğun aşk hiç değişmeyerek kalacak olandır bedende havada aşk vardı aşkın peşinden koşuyordum aşkın annemin şiddeti şeker gibiydi tatlı dokunuyordu ya tatlıydı gönüllü teslim oluyordum acıtmıyordu şeker gibi tatlı tatlı tumturaklı bir yalancı değilim yabancı bahar havası aşk havası ayrı karıştırmadım karıştırmadım (ayakların hızı artıyor) soğuktan kirpiklerim dondu göz kapaklarımı yapıştı araya giren uzun saatleri pekâlâ bahane olarak öne sürebiliriz her bir önermemde değişen ağız hareketlerin ağız değiştirmen mi böyle söylememeliydim kibar semtin kibar çocuğu olsa olsa sen fikir değiştiriyorsundur ya da değişen zamana ayak uyduruyorsundur en olmadı bir kararsızlık yaşıyorsundur ağız değiştirenler ağızlarına silleyi yemiş nerede uygun bir ağız bulsa takmayı öğrenmişlere denir sana ilk karşılaşmamızda merhaba deyip elimi uzatmıştım sen de benim hayatımın özeti nasırlı ellerimi sıcacık pamuk ellerinin arasına tereddütsüz almış şefkatle gülümsemiştin o yontulmamış Erzurum tulumu gibi kaçmamıştın neden sanki peşinden koşup ayı ayı diye haykırmadım ayı dombili tombiş korkarsa korksun bana ne artık bu medeniyetsizlerde çok oluyor canım bir selam işte aslında varlığı şüpheli neydi o agnostij gibi bir şey benim gibi bir zekayı yarat onu kör bir kuyuya at sonra aydınlığa çıkışını kibar bir çocuğun aşkına bırak unutulurum diye kork türlü türlü dolaplar çevir insanı insanlığından utandır bir yağ deposunun arkasından koşmak bir merhaba diyecektim öyle mi ya sen ne güzel elimi tutmuş sıcaklığınla sarmıştın beni bence kurslar düzenlenmeli Japonlardan biraz ders alınmalı adı yabancılardan gelen merhabayı kabul edebilme kursları olabilir mesela bunun için insanların yabancı fobilerini tedavi etmeli Almanya, Fransa, İngiltere ortak yapımı bir filmde ölüm korkusunu yenmek için kursa katılan yetişkin insanlar tabut içinde uyuyorlardı...”

Adam afalladı. Bir es vermeden ağızdan saçılan cümleleri tam olarak anlamasa da ahenginden etkilendi.

“gizlice sinemaya girer filmleri izlerdim günlerce aç kaldığım olurdu nereden parayı bulayım sinemaya gitmek için cam bardaktan su içmeyi özledim susarsam ölürüm ölürüm…”

Sandalyede yığıldı kaldı. Adam, “Hemşire, hemşire,” diye bağırdı. Demir parmaklıklı pencereden bahçeye baktı.. Şehir merkezinden oldukça uzak geniş bahçeli, ağaçlardan binanın görünmediği bu hastanede geçen yıllar benzeri olmayan benzerine benzetmişti adamı

YORUMLAR

Ahmet Rıfat İlhan

Yazarımız Sayın Songül ÖZTÜRK "Echolalia" ile, adeta Melih Cevdet Anday etkisiyle insanın içine nüfuz etmeyi başarıyor...

22 Ekim 2018

Öne Çıkanlar

Psikanaliz ve MarksizmJ. D. Bernal
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

P. V. H. &. H. Westerink

17 Şubat 2025

Psikanaliz Hakkında On Kitap

Freud’un çalışmaları psikoloji ve cinsellik hakkındaki fikirleri değiştirdiği ölçüde kurmaca ve felsefeyi de değiştirdi. Michel Foucault’dan Philip Roth’a, işte psikanalizi konu alan on kitap.Önemli düşünürlerin önemli metinlerini ötekilerden ayıran şey, tekrar tekrar ok..

Devamı..

Hayattan Notlar

A. Dilek Şimşek

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024