Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

21 Kasım 2023

Kültür Sanat

Eve Dönüş

Sezen Ergen Breitegger

Paylaş

4

1


Ulysses için ilk okumada okudum denemez, yalnızca ilk kez okumaya cesaret ettim denilebilir, ilk okumada anlaşılmayacak kadar ayrıntılı.

Viyana Opera binasında opera dinliyorum. Pandemiden sonra ilk kez. Ön sıralarda yıllık abonmanlarını almış Viyanalılar tanıdıkları dostlarını selamlıyor, bana da bilet, abonmanı olan biri tarafından hediye edildiğinden en ön sıradan izliyorum. Monteverdi-Il Ritorno di Ulisse, Ulis’in eve dönüşü. Tutucu Viyana seyircisini yuhalatacak denli modernleştirilmiş bir dekor ve reji, ben bayıldım oysa. Yunan Tanrılarının suratı masmavi boyanmış (aklıma Levent Kırca’nın Mavi Muammer filmini getirip beni güldürecek kadar mavi!), business class uçan uçak yolcularını canlandırıyorlar. Maria Callas, opera ölü, modası geçmiş, bunu kabullenin, ve değiştirecek bir gücünüzün olmadığını bilin diyordu. O nedenle mi modernleştirmeye çalışanları yuhalıyorlar? Penelope zapzayıf bir Amerikalı mezzo-soprano, Kate Lindsey. Siyah gözlükleri, trençkotuyla Matrix filmindeki Trinity’yi andırıyor.  Operada her koltuğun önünde yer alan altyazı tabletçiğinden operanın sözleri akıyor. İtalyanca takip ediyorum, bilmediğim sözcükler çıktıkça ne demek acaba diye meraktan çatlıyorum.

Bir kitap okuyorum, çok ağır ve bunalımlı olacağını sandığım, yıllardır raflarda beklettiğim bir kitap. A. Dublin’e gittiğinde her seyahatinde olduğu gibi ne hediye istediğimi sormuştu. Ulysses bulursan alır mısın diyorum, tamam diyor. Gerçekten de getirmiş, kapağa her zaman olduğu gibi kitabın alındığı yılı ve yeri yazmışım, Dublin 2012. Ben kitabı bitirdiğimde takvim 2023’ü gösterecek. Bir paragrafa denk geliyorum.

sezen ergen ulysses

“Teco ne demek? Bu akşam belki.

Uymuyor ki.

Don Giovanni, beni bu akşam Yemeğe davet ettin,

Dıram da rii ram.”

Saçma meraklarımı paylaştığıma çok şaşıracağım ve gizli duyarlılığından çok etkilendiğim Leopold Bloom’un aksine benim elimin altında internet var, zaten bütün kitap boyunca Joyce keşke internet zamanında yaşasaymış, bilgiye ulaşmanın görece zor olduğu bir dönemde meraklı olmak ne zor zanaattır kim bilir diye diye okuyorum. Bir kitabı anlamayınca yaşadığım mahcubiyet hissi o denli kuvvetli ki, anlamam korkusuyla Ulysses’i okumayı tam on bir sene bekletmişim. Kitabı sonunda okuma cesaretini veren de çok sevdiğim yazar bir arkadaşım, “Birlikte Ulysses okuyalım mı?” diyor. “Evet,” dedim, “evet isterim evet.” Onda Nevzat Erkmen, bende Armağan Ekici çevirisi var. Dakika bir gol bir, sayfayı açıyoruz, bir yandan da okurken konuşuyoruz. Benim kitabım “Toraman, oturaklı Buck Mulligan” diye başladı, onunki “Sarman, babaç Buck Mulligan”. Sarman babaç da ne diye merak ediyorum. Armağan Ekici baskısı şu anda pek bulunmuyor, ben kitabı Viyana’da okuyorum, arkadaşım Ankara’da. Aslında D. ile birbirimizle hiç buluşmadık ve yüz yüze görüşmedik, sonra hayatın güzel tesadüfleri, kitapları okumaya başlamamızdan birkaç hafta sonra D. Viyana’ya geliyor. Çantamda okumayı bitirdiğim Ulysses, D. ile buluşmaya gidiyorum. Dostluğumuzun nişanesi olarak kitabımı ona ödünç veriyorum, kitap adına yaraşır biçimde yolculuk ediyor. D. kitabı kabul etmek istemiyor, Ankara’ya gittiğimde ondan kitabı geri alacağım sözüyle alıyor ancak. Ben Türkçesini Yeniköy Kitapçı’sından almıştım (İstanbul’da en sevdiğim kitapçı olan Robinson Crusoe’da kitabı görüp karıştırmış sonra almaya cesaret edemedikten birkaç yıl sonra), benimle hâlâ gönlüme göre bir kitapçı bulamadığım Viyana’ya geldi, şimdi Ankara’ya gidecek, İngilizcesi de Dublin-İstanbul-Viyana arasında yolculukta. Paris’in en güzel kitapçılarından biri Shakespeare Co’da ilk kez Ulysses’le karşılaşmış biri olmanın hayallerini kuruyorum “Majestueux et dodu Buck Mulligan”. Tanpınar da bu sözcüklerden okumuş. Sarman iri, büyük, azman demekmiş, dodu de iri, etine dolu hayvan. Çeviriler kafamda birleşip oyunlar oynuyor. Oysa ben Joyce’la ilk kez yirmili yaşlarımın çok başında Amsterdam’ın en güzel meydanı olan Spui’de karşılaştım, bu meydanı bu kadar güzel bulmamın sebebi galiba orda yer alan kitapçılar. İngilizcem o dönemde henüz yarım yamalak, zaten dili tam öğreneyim diye Amsterdam’da Erasmus yapıyorum.

sezen ergen ulysses

Gide gele merdivenlerini eskittiğim The American Book Center İngilizce kitap dolu. Her şeyin en zorundan başlamayı adet edindiğim için kendime okumak için bir Joyce kitabı seçiyorum. The portrait of the artist as a young man. Kitabı okuyorum ama ne anladığım meçhul (artık yeniden okumak da şart oldu.). Stephen Dedalus’la yıllar sonra yine karşılaşacağız. Eve varmak için kaç sınır geçmemiz gerek diye soruyor Angelopoulos çok etkilenerek izlediğim Ulysess’in bakışı filminde. Bu filmi izlemeye de ancak kuvvet buldum. Ali Teoman’ın ekşi sözlükte Rilke’den şiir çevirileri yaptığını ve bu filmde karakterlerden birinin bu şiiri fısıldadığını yazmasından tam yirmi yıl sonra. Bu yıl benim için Ulislerin yılı. Ulysses’le ilk tanışmam ortaokulda mitoloji derslerinde. Sirenlerle karşılaşması, Penelope’ye olan büyük bağlılığından etkileniyorum. Sanat alanındaki önemli yerini bilmiyorum o yaşlarda. Aynı hikâyenin kaç biçimde anlatılabileceğini, her anlatanın da Ulysses sayesinde ustalık eserlerini verdiğini öğrenmek hoş bir büyüme sürprizi.

ulysses

Ulysses için ilk okumada okudum denemez, yalnızca ilk kez okumaya cesaret ettim denilebilir, ilk okumada anlaşılmayacak kadar ayrıntılı. Benim de Ulis yolculuğum daha yeni başlıyor.  Bu kadar komik bir kitap olduğunu bilsem çok yıllar önce okurdum, çoğu yerinde sırıttım hatta bazı çeviri oyunlarına kahkaha attım. Kitaplarda sorulan sorulara hemen cevap verme ihtiyacında birindeyseniz, Ulysses’te sorulan bilmecelere kendiniz cevap arayınca bulmak zor oluyor. Bu kitabı okurken aldığım hazzın aslında bana neyi çağrıştırdığını buldum. Çocukken kendimi kaptırarak oynadığım Escape from Monkey Island’dan aldığım tada çok benzer bir şeyler var. Her taşın altına bakmak, baktığımız taşlara göre oyunun şekillenmesi. Kitapta “– -Ama bilmecemi cevaplamadınız! dedi. Top oyununu andıran bir opera var, hangisi? – Opera mı? dedi Mr O'Madden'ın sfenks siması, iadeibilmeceyle.” Sorusuyla karşılaşınca top oyununu andıran operayı bir süre düşündüm, bir de Nevzat Erkmen’in aynı soruyu nasıl sorduğuna bakın. “Ya benim bilmecem! dedi. Hangi renkler moral verir?” Soru iyice içinden çıkılmaz hale geldi. En son kitabın İngilizcesine danıştım. “– But my riddle! he said. What opera is like a railway line?”  Cevap Kastilya’nın Gülü Operası. Sfenksi yendik, maceramıza devam edebiliriz. – The Rose of Castile. See the wheeze? Rows of cast steel. Gee! Kafası biraz böyle çalışan, kelime oyunlarından keyif alan biriyseniz bu kitapla çok eğleneceğiniz garanti. Armağan Ekici bu kelime oyununa çözüm olarak Kastilya’nın gülü-Kastilya’nın Golünü bulmuş. Ben bu çözümün daha uygun olduğu kanaatindeyim.  Bütün kitap boyunca tekrarlayan opera temasından şaşmadan, Joyce’un aklındaki operayı Armağan Ekici’nin Türkçe bir kelime oyunuyla çevirmesi çok hoşuma gitti.

Ulysses hakkında sayısız kaynak, bahsedilen her göndermenin açıklaması olduğu için kitap hakkında pek konuşmama gerek olduğunu düşünmüyorum. Diller arasında gezinmeyi sevenler, bir insanı tamamen derinlemesine tanımak isteyenler, içindeki müziği susturamayanlar, Joyce dehası karşısında şapka çıkarmak isteyenler için müthiş bir kitap. Ulysses yolculuğuna çıkarken yanınıza mümkünse iki çevirisini, bir de okurken kitabı konuşabilecek birini alın. Eve döndüğünüzde artık aynı insan olmayacaksınız. Bu yazıyı da Ulysses okuma cesareti arayanlar için yazdım. Teco bu akşam değil, seninle demek, con te yani.

YORUMLAR

A. Dilek Şimşek

Yine özgün bir yazı, kutlarım. Odysesaa'yı - Odyssesus'un yolculuğunu anlamadan Uluysses'i anlamak olanaklı değil, bunun için bir yıl uğraşmış biri olarak söylüyorum :) Her iki çeviriye de baktım, Armağan Ekici daha hoşuma gitti. Uğraşmalı ve karşılaştırmalı bir edebiyat :)

21 Kasım 2023

Öne Çıkanlar

Poe’dan Dostoyevski’ye “Kötü İkiz” | M..Meltem Gürle
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adalet Çavdar

4 Şubat 2025

Herkes Vedalaşmak İster

Bu romanda ruhlar ve insanlar, anlam arayışı içinde geçmişleriyle hesaplaşıyor. İlk kaybımı yaşadıktan sonra, yasla nasıl başa çıkacağımı bilemez bir halde hem kendi sınırlarımı hem de yakınlarımı fazlasıyla zorladım. Bu süreç birkaç ay değil, birkaç yıl sürdü. Ta ki profesyon..

Devamı..

Ufak Bir Kasaba, Küçük Bir Kız: Lema

Caner Almaz

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024