Seksen sekiz sayfalık bir kitap Şeytan Düğünü. Okudukça okumak isteği yaratan, bittiğinde doygun bir hisle bırakan bir kitap.
Şeytan Düğünü, MonoKL Yayınları’ndan heyecan verici bir seçkiyle eş zamanlı olarak Kasım 2021 itibariyle yeni çıkanlar raflarında yerini almıştı. Yazar Nazlı Ayça Özkarahan’ın bu ilk kitabının içinde on öykü yer alıyor. Şeytan Düğünü, aşırı sıcak bir havada aniden bastıran sağanak yağmur anlamına geliyor. Kapağın köşesindeki turuncu güneşin altında büyük yağmur damlaları dökülüyor. Öykülerin isimleri arasındaki "Kifoz", "Us Yasası", "Üç Kulhuvallah Bir Elham" gibi seçimler, yazarın dil kullanımındaki ustalığına göz kırpıyor. Kılıç’ın hikayesiyle başlıyoruz okumaya.
Bir kitabı almaya nasıl karar verirsiniz? Bir kitapçıda dolaşırken, yazarları ve yeni eserlerini keşfetme anlarında, kapak ilk pencereyi açıyor. Kendi deneyimimde, eğer kapak ve kitabın ismi ilgimi çekiyorsa, ilk sayfasını açıp okumaya başlıyorum. Böylece yazının beni içine çekip çekmediğini anlıyorum. Bu kitap da öncelikle ismiyle ve kapağıyla kendini merak ettiriyor. İlk öykü "Kılıç Yarası"nın başlangıç cümlelerinin bütünlüklü, kısa, net anlatımı sayesinde, gözlerim zahmetsizce bir sonraki satırlara kayıyor. Kahramanla beraber -antikahraman mı demeliyim?- yürümeye başlıyoruz. Bazen öykülerde üst üste hareket betimleyen cümlelerle yorucu olan anlatımların aksine, takılmadan ilerliyoruz. Yazıya, cümleye, kelimeye takılmayınca, karakterlerle beraber hareket edebiliyor insan. “Babasının aksine sek içerdi” (sf. 9). İşte böyle sade bir tanımla karakteri tanımaya başlıyoruz. Öykü oradan başlayıp tertemiz akıyor.
Arka kapak yazısı da kitabın en vurucu kısımlarından birine ev sahipliği yapıyor: “Dokunmak ne garip şey, hafızası yok. Onca dokunmuşluğumu hatırlamaya çalışıyorum da derime izi düşmüyor.” Yalnız iki cümlesini eklediğim bu alıntı, kitabı okumadan bile bir etki bırakıyor olsa da, okuduktan sonra daha başka, çok daha derin bir anlam kazanıyor. Yer yer kelimeleri hecelerine bölüyor yazar, anlatıcının boğazına takılıp kalanlar görünür oluyor. Kitabın en özel öykülerinden biri bu.
Canan’ın iç sesleri karşılıyor bir başkasında, zihnini esir alan kısıtlayıcı sesler altında sessizlikten muzdarip bu kadının öyküsü, gerçekliğin kaydığı yerde okuyucusuyla buluşuyor. “Kökleri olmayan insanların yolunu yitirmişliği”ne şahit oluyoruz bir başka satırda (sf. 43). Bir evin mutfağında kendi ağına tutsak Taner’in iyiliğini isteyen annesine isyanına şahit oluyoruz. Melih, evliliğinde içinde dolandığı akıntılardan bunalıp bir liman arayışına giriyor, bir Yeni Türkü şarkısı çalıyor kulaklarımda. Bir başka kahraman, “servi simin” altında sahilde kendini ayakta tutma yasalarını diziyor arka arkaya (sf. 67). Kimseliler ve kimsesizler ve kimseleri olsun diye varını yoğunu ortaya koyanlar, başka şehirlerin, başka evlerin, başka hayatların insanları tek tek sahneye çıkıyorlar. Kendi içlerine akıttıkları dertleri, söylenmeleri, susmayan sesleri ya da sessizliklerinin odalarını Özkarahan’ın kamerasıyla geziyoruz. Hiçbiri bizi fark etmiyor, ama her birinde bir hayat akıyor. Bazısı bir merhem arıyor derdine, bazısı kendini kimselere beğendiremiyor.
Belki hiç karşılaşmayacağımız bazı karakterler, yazarın üslubuyla yoğrulup duygu dünyamıza tercüme oluyor, algımızı genişletiyor, okuma zevkimize tatmin edici bir katkı yapıyor. Ne kimsenin dili diğerine karışıyor, ne de kahramanlar yüzeyde kalıyor. Bir ilk kitap tadı bırakmıyor damakta, edebiyata adını yazdıracak kalemi güçlü bir yazar etkisi bırakıyor. Öykü kendine has, yoğun lezzeti olan, vurucu bir tür olma potansiyelini taşıdığı için, böyle iyi yazıldığında okuma deneyiminin keyfini de kat kat artırıyor.
Farklı dergilerde pek çok öyküsü yayınlanmış olan, yoğun iş hayatına karşın yazıyı hayatına harmanlayan, okumaya, dile emek veren, kitap sürecinde de yazdıklarını tekrar tekrar elden geçiren, en iyi haline getirene kadar azami emek sarf eden, yani yazıya ve okura saygısıyla da çok takdir edilesi bir yazarla karşı karşıyayız. Tam zamanlı işinde bir nevi insan sarrafıyken, yazı bütün bu birikimlerinin en sanatsal tezahürü.
Seksen sekiz sayfalık bir kitap Şeytan Düğünü. Okudukça okumak isteği yaratan, bittiğinde doygun bir hisle bırakan bir kitap. MonoKL Yayınları'na ve kitabın editörü Ayşegül Ergül Aslan’a da edebiyatımıza kazandırdıkları bu maharetli yazar için özel bir teşekkür iletmek isterim. Okuru bol, yolu açık olsun.
Şeytan Düğünü, Nazlı Ayça Özkarahan, MonoKL Yayınları, Kasım 2021






