usulca, yavaşça, hafifçe; ağır ağır, sâkin sâkin, dingin ve huzûr içre bir geniş vakit idi yaşadığı ân. ne ehemmiyeti vardı hayat kadar ölümün. sıkıntısı yitik bir mevcûdiyetti soluduğu ilk kez. sıkışıp kalacağı, daralıp duracağı, nefesini tutacağı, nefsini körelteceği bir mekân da değildi savrulduğu yer. eğildi, dinledi, esâmesi dahi okunmuyordu ölülerinin. ruh dediğim hür olmalı dedi kendine. diriler dellensin densiz densiz demek de neydi. hem tenezzül edip dillenecek lâfa ne hâcet. sonsuz bir bakışta his kadar kaldı. tek dün tek sabâh, tek gün tek gece, tek yarın tek sessizlik. ne kadar saat varsa durmuştu; tesellî. hatırlamak da unutmak denli ayıp değil ki. hatâ vardı kadîm suçtan pek önce. mânâ gibi kıymet de imkânsızdı bir ömür. âh beklemek ne zordu çok eskiden. dehşetin ıssızlığını az mı yaşadı. şimdi ne inkâr ne isyân, şimdi ne tehdît ne tehlike, ne rüya ne kâbûs ne uykusuz sancılar; şimdi ne tâlih ne tarih ne bitimsiz acılar, sessiz sohbet, kırık yürek, derin tutku, ılık gölge gönülden sızarken ince, ince, ipince. şimdi iyi bir tanrıdan yalan umut yok. damla damla tükeniyor her kelime: hece gibi harf de meğer. körkütük sapsağır, âmâ, lâl bir hâlsizlik. ifâde bozukluğu yok dudağın, ağzın. kalacak gibiydi sanki hep burada, bu ânda. var mı yolcu etmediği yolcusu bedenin, beynin. bir edebî zanaattı haykırmak sâdece. ebedî susmak bir b‘aşk’a sanat. avaz avaz, ayaz ayaz dili yutmak da vardı. ne masal ne hikâye ne de şiir ağrısı. sarsılmaz bir tembelliğe kul-köle de sanmayın. değil dünya tutulması hâlihazırdaki kült duruşu. düştü gövdesinden her baskı bir bir. ne kene ne pire ne cin ne peri. pîrî dahi yoktu; ey uçsuz--bucaksız gök. her bulutta bir kuştüyü hafiflik. rüzgârın üflediği yağmurlarca serinlik. iyilikse iyilik; daha ne olsun. silik, eksik, deşik yüzde şaşı, şehlâ, şaşkın göz. bakışın uzağı köz olur. kırık kemik, kesik sinir, kopuk kas: basa basa külünü sağaltıyor gül. kâfir sözler kâfiyeyi pek özler. hayâlin gücü güçsüzdü; ne hoş. ay dediğim ayna denli yankısız olsun. kırılsın mı yıldızları kırpan, tırpan el. bir de dalga gelgit, bir de köpük gel-geç. dağın doruğunda kaç kaya, kaç taş, kaç kum. uçurumun ucunda at, ot, oğlak hey. ebemkuşağının tonları tonton. ufuk çizgisinde nokta nokta neşe. e daha n’olsun demek yasak şeytana. hem her meleğin mâzereti bin al, bir alma. hem cennetlik olunur cehennemlik hem. korkusuz ve kuşkusuz tek teslîmiyet yâre. ten dediğim çıplak kalmalı dedi. sevişen silmesin aslâ terini. her yana-yere-yöreye nüfûz etti mi mavi. başına buyruk kayıtsız, kaygısız, bağsız her can, can. huzûr içre bir geniş vakit idi yaşadığı ân. kuyusunda kuduruyor mudur hâlâ vebâ. ya da fareler, sıçanlar, vesâire, vesâire. yâni diyeceği bir tebessümlük kuyu; aşk kadar kuyunun suyu; tuzlu-buzlu-yaslı suyun huyu. ne ki dedi ki hiç, hep, her, her nedense ensemde. moraracak bir çürüğü de olmayacakmış, sebîl. rezîl çağların ağında bir hayrâtlık hayırlı iş. evet derse ifâde eksikliği yok dudağın, ağzın. mânâ gibi kıymet de imkânsızdı bir ömür. hatırlamak da unutmak denli gayri ayıp değil ki. hâta vardı kadîm suçtan pek önce. bir edebî zanaattı haykırmak sâdece. ebedî susmak bir b‘aşk’a sanat. avaz avaz, ayaz ayaz dili yutmak da vardı. ne masal ne hikâye ne de şiir ağrısı. sarsılmaz bir tembelliğe kul-köle de sanmayın. hâlihazırdaki duruşu dünya tutulması değil. düştü gövdesinden her baskı bir bir. anladınız ki vakit dar ise, fenâ. kalakaldı, kalakaldı güzelliğince…






