mîrâsımı dişliyor üç vebâlı şey. daha serpilecekler, sıçan olacaklar bir de. sonra ölüme gebe, evin en kuytu yerinde, tabanları dikmiş hâlde, sivri dişleri kırık, diken kuyrukları kıvrık, dimdik kulakları sönük, kalakalacaklar sonra, benden çoook sonra, di mi?!
damla damla düşüyordu su yere. ân ân zaman geçmez ki! musluk ve saat ve ev hâlleri pek zor. soldan sağa-sağdan sola vana, sarkaç: ters işler! çağırasım da gelmiyor ustayı artık. yatak, dört duvar, tavan.. bari uykum gelseydi. şıp şıp, tik tak.. rahat yok bana! bir o yana, bir bu.. yastık- yorgan boğuş…
faregiller familyası çıktı delikten: ekmek, peynir, falan feşmekân. ne hâliniz varsa görün. döndüm sırtımı duvara, cama komşu. sakar elim seramik filleri düşürdü.. eyvâh! kırıldı mı yedi fil birden, kırıldı.. hayret! oda, süpürge-faraş.. ha gayret. bende tâkat yok desem, duyan ki? baktım tabanı yağlamış çoktan dört fare. damla damla, ân ân nazâr deymişmiş bize! filler çöpe, ben yatağa zıbarmaya. yetmiş yedi yıllık bakışım kayboldu.. heyhat! gözden ziyâde gönlümde koca bir boşluk. hüznüm münâsebetiyle ağlayasım var.. duyun. gölgeler yürüyor şimdi isli duvarda. tepişirlermiş bunca yıl ben uykudayken meğer! yedi fil, yetmiş yedi il gezmiş dünya’da! yedi fil, yedi boyda, yetmiş yedi tür masal! yedi fil, gerçek-yalan.. yutmuş zaman’ı! ‘zaman’ denilince, dağılasın zemberek. ‘zaman’ denilince, kör olasın al akrep. ‘zaman’ denilince, ölmüşlerime rahmet. ‘zaman’ denilince vanada, sarkaçta ömür. ‘ömür’ denilince, susasım geldi.
mîrâsımı dişliyor üç vebâlı şey. daha serpilecekler, sıçan olacaklar bir de. sonra ölüme gebe, evin en kuytu yerinde, tabanları dikmiş hâlde, sivri dişleri kırık, diken kuyrukları kıvrık, dimdik kulakları sönük, kalakalacaklar sonra, benden çoook sonra, di mi?!
sonra filler düştü yine eksik aklıma. ne kadar koca olsan da kocayacaksın tanrım! bâzen aklım kayıyor olmaz yerlere! şeytana kayıyor bâzen, cine-perîye; bâzen güneş’e kayıyor, ateşe, köze; bâzen çocuk günlerime, genç yıllarıma; anama-babama bâzen, çokça yalnızlığıma…
sağ yanım yastıkta şimdi, tanrı uzakta. yanağım gömülüyken, ölülerim geldi tek tek! kâbûs mu görüyorlar şimdi, hayâl mi kuruyorlar? cehenneme vardı mı filler, cennetteler mi? çürüdü mü musluk pastan, suspus oldu mu saat acep? tavan çöktü, dört duvar yıkıldı, kaçtı mı fareler yuvadan?... ne bedenim ne akılım şimdi.. tastamam rûhum.
damla damla düşüyordu su.. sustu! ân ân zaman geçmezdi.. geldi-geçti! gayrı ne dün ne bugün ne yarın ve ne de ev hâlleri. şimdi hüzün, zor hüzün ve yalnızlığım.
başımı kaldırınca yastıktan, çukuru düzeliyor kendiliğinden! kendimle başa çıkamıyorum ey filler, ey fareler! dilimi yutuyorum sizden habersiz!


.jpg)



